TÜKETMEK

1
84

     Ne kadar çabuk “tüketiyoruz”, sevgiyi, dostluğu, iyi niyeti…  Biriktirmemiz gerekenleri ne kadar çabuk “harcıyoruz”  Oysa ne kadar zor, güzel insanlar biriktirmek, hele ki günümüzde. “Hadi canım sende” nidalarıyla meydan okuyup, harcadıktan sonra, kim söyleyebilir huzur bulduğumuzu, mutlu kaldığımızı…

     Üretmek mi zor, tüketmek mi? 
Tüketim toplumu olduk diye şikâyet ettiğimiz duruma ne kadar da çabuk ayak uyduruyoruz.
Üretmenin yolunun bilgiden ve emekten geçtiği günümüzde, ne kadar uzağız bilgi edinmeye ve emek koymaya.

    Ürettiklerimiz sevgi, barış kardeşlik, dostluk, yardımlaşma, dayanışma olsa.
Kazandıklarımız, samimiyet, mütevazılık, vefa olsa, evet olsa…  
Bir düşünelim ne kadar güzel olurdu dünya ve elbette bu bizim yarattığımız dünya olurdu…

     Barbarlıkların, riyakârlıkların, kadirbilmezliklerin, haksızlıkların, cinayetlerin, doğa katliamlarının kol gezdiği bir dünyaya.
Sessiz kalarak ve karşısında yer almayarak yarattığımız bu dünya da bizim yarattığımız çirkin dünya değil mi?

     Ne kadar zor ve anlamsız geliyor “seni seviyorum” demek yüreğinde sevgi barındırmayan insana.
Kirlenir mi dilimiz, yüreğimiz, yoksa alçalır mıyız söylediğimiz insanın karşısında “seni seviyorum” demekle. Kusurlarımızın ardından, bahane üretmek yerine, özür dilemekle, teşekkür etmekle…
     
     Korkularımız olsa, yükseklik korkusu gibi, içimizde derin bir boşluk hissettiğimiz. 
Örneğin iyiyi güzeli kaybetme korkularımız olsa, sevgili gibi, evlat gibi, anne baba gibi. Cüzdanımızdaki son kalanı harcarsam ne yaparım korkusu gibi, ya da korkuların hiç birisi olmasa, özgüven dediğimiz ve bizi biz eden değerler topluluğu, kaybetmem çünkü hak etmiyorum duygusunu yaşayabilsek, yani hak ettiğimizi yaşayabilsek, hak etmediğimizi yaşamasak yaşatmasalar.

      Yaşadıklarımızdan ders çıkarıp, yanlışlarımızdan ders çıkarıp geriye dönmek, çok mu zor?
Egolarımızı yıkmak, ben buyum yerine, ben bu değilim, doğrusu senin dediğin demek, gerekiyorsa özür dilemek. Ben yerine biz olmak, dönmek yanlışlarımızdan zor mu bu kadar…

      Zor elbette! Bir eşyayı, bir metaı, toprağı, maddeyi dönüştürmek gibi değil insanı dönüştürmek. Çünkü ego dediğimiz bir saplantı “Ben” var beyinlerimizin kumanda merkezinde.

Bugünkü konuğum, mütevazı, mücadeleci, nahif kişiliğiyle, biriktirdiği her şeyi gözü gibi koruyan ama en çok ta dostlarını ayrı bir yere koyan, dostum, arkadaşım, kardeşim Şair, Dilek Işık

Şair, Dilek Işık

1972 yılı Ekiminde Trabzon’da doğdu. Aslen Gümüşhane ili, Kürtün ilçesi Araköy köyündendir. 
Babasının mesleğinden dolayı eğitimini Türkiye’nin farklı illerinde tamamladı. 
1990 Yılı Ankara Üniversitesi Dil Ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Türk Dili Ve Edebiyatı okumak üzere Ankara’ya geldiği yıldır. Bu tarihten sonra eğitimi ile birlikte çeşitli sosyal sorumluluk projeleri içinde sıklıkla yer almıştır. 
En çok önem verdiği konulardan biri geri dönüşümdür.  
Üretimin mikro ve makro bazda tüm dünyayı şekillendiren bir unsur olmasının öneminin farkındalığıyla, tüketilmiş bir ürünün yeniden tüketime sunulmasının da, ekonomik ve sosyal değerler üzerinde çok büyük katkısının olduğunu düşünmektedir. Bu yüzden hemen her eşyanın yenilenme, yeniden üretilme ve tüketime sunulma aşamalarında yer almıştır. 
Tiyatro, Sunuculuk, Müzik Yorumculuğu yaptığı işler arasındadır. 
Sefer adında bir şiir kitabı vardır. 
Halen Ankara’da Restorant işletmeciliği yapmaktadır.

Şair Dilek Işık’ın Sefer isimli kitabından, uyak şiirini sizinle paylaşmak istiyorum.

Uyak

Şehrazat beni de sun sultanına
divitin başsağlığını hokkaya
büyü beklemeden ölmüş biri olsun ille de ille bir masalında 

gerçeğin tümünü feda etmek isterdim
elimde olsaydı bir tek çocuğun göz yaşına
Şehrazat 
o çocuğu al içinden içime rahmet
kalanı kadar veririm elimdekinden imdad et

şimdi sağ kolumda idin
ben Şehriyar’ın diyarında
ellerini sarmıştın süt dolu koynuna
doymuştu kara memelerin ak süte
düşünüyordun -bu akşam sarınsam hangi siluete-

annenin annesi olması gibi bir şey uyak hayata
ya da babanın babası çocuğunu kucağına aldığında
şimdi anlıyorum uyaksın kaderini kendi yazan tüm kadınlara

gök karardı göçücülerin izleri kervan tutturmuş
tütsüler adak rüzgara
geceyle gündür binbir kere karışmış
serçe ölümü seçmiş baykuş yuvasında

aynı yoldan kaç kez geçtik
silik anılar yüzümüze yüzümüze çarptı
bir serçe kadar olamadık

Şehrazat beni de sun sultanına
balçığa sınanmış gölgelerim var çokça
ancak bir ölü gider ardına bakmadan gönül rahatlığınca
ne çok ardım var hep bakir kalan adamlardan yana
anlat sultanına
senden evvel

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz