12 Eylül sabahı, SONSÖZ gazetesi web sayfasında yayınlanan ‘’Dolar 7,5 TL üstünde olmalı’’ adlı makalemde, merkez bankası Para Politikası Kurulu ( PPK ) toplantısında faiz indirimi beklentimin 325 baz puan (%3.25) olduğunu yazmıştım.

Esasen 26 temmuz’da yazdığım makalede ‘’425 baz puan indirim yeterli değil’’ bu konuyu işlemiştim.
26 Temmuz yazımdan alıntı;

‘’Bu durumda, Merkez bankası eylül, ekim ve aralık toplantılarında politika faizinde tekrar indirimler yapacağı açıktır. Bu aylarda toplam indirimi 325 baz puan ( %3.25 ) olacağını düşünüyorum.’’
‘’Sonuçta, 2019 sonuna kadar toplam 750 baz puan, yani %24’ten % 16,5’a inmiş olacaktır. Toplam 750 baz puan veya % 7,5 olmasını bekliyorum.’’ demiştim.

Tahminlerimde yanılmadım ancak dolar TL kurunda indirim öncesi 5.71 TL olan dolar, merkez bankası açıklaması sonrası önce 5.76 TL’ye kadar yükseldi sonra 5.66 TL civarına geldi.
Yanıldığım nokta ise, ekonomi yönetimi, doları baskılamayı artık bırakacak ve dolar TL paritesinin gerçek seviyesine gelmesine müsaade etmesiydi.

Aynı hataları yapmalarını beklemiyordum desem yalan olur. Onlar kararlı bir şekilde, yeni teorilerini ekonomi dünyası ile buluşturmak istiyorlar.

Gelecekte bugün yaşatılan ekonomik uygulamaları, kitaplara ve doktora tezlerine ‘’ekonomide asla yapılmaması gerekenler’’ olarak yayınlanacaktır.

Temmuz ayında yapılan 425 ( %4.25 ) baz puan indirim yapıldığı zamanda dolar baskılanarak düşürülmüş ve benzeri durum yaşanmıştı. Dolar baskılanarak, düşük seviyelerde tutulmaya zorlanmıştı.
Bankaların halka verecekleri mevduat faizleri net % 14 seviyesine düşecek. Halen enflasyonun % 15 olduğu ( bu enflasyon rakamlarına inanan kalmadı ) bir ortamda mevduat sahipleri reel olarak %1 kayıpta olacaktır.
Vatandaşın kazancı değil kaybı olacaktır. Halkın bankada TL tutmasının önemi kalmayacak çünkü, faiz gelirinin değeri olmayacak.

Dış borçlanma için ödeyeceğimiz minimum faiz % 5.89 dur. (CDS primleri 389 puan artı % 2 dolar faizi.) Hatta yakın geçmişte borçlanma faiz oranlarımız % 7 ila % 8 arasında olmuştur.

Kendi vatandaşımıza bu nasıl bir haksızlık? Türk halkı TL mevduat yaptığı için zarar etsin, reel kazancı değil, kaybı olsun yabancının dolarına % 6 ile 8 arası net dolar getirisi verelim.
Önümüzde iki merkez bankası faiz toplantısı daha var. Beklentim, indirimlerin devam edeceği ve % 16.25’e inmiş politika faizinin, 325 ve ikinci 325 baz puan ile sene sonu itibariyle faizin Erdoğan’ın istediği tek haneli % 9.75’e ineceğidir.

Bu mantıklı olur mu? Hayır, ama Erdoğan’ın, “faiz inerse enflasyon inecektir” konusuna inancı ve ısrarı olduğundan dolayı mümkündür.
Eylül ve ekim ayları enflasyonları geçen sene yüksek baz etkisi sonucu düşük çıkacaktır. Tabii birazda TÜİK’in yardımıyla.

Ekim ayı sonu ile birlikte enflasyonu % 9.75 görebiliriz. Faizlerde % 13 civarında. Mevduat faizleri yaklaşık olarak net % 11 seviyesinde kalacaktır.
Yine aynı inatlaşmaya geldik.

Geçen temmuz ayında faizleri 425 baz puan (%4.25) indirim ile beraber dolar baskı altında tutularak halkın döviz mevduat hesapları bozdurulmak istenmiş, konut alımı ucuz krediler ile teşvik edilmiş, ancak halk bu talebe müspet cevap vermemişti. Dolar alımına devam etmişti.

Aynı operasyon tekrar denenmekte. Döviz düşürülüyor, faizler düşürülüyor ve halkın döviz hesaplarını bozması ve ekonomide talep yaratılması ekonominin canlanması hedefleniyor.
Ekonomi yönetimi, mevduat faizleri daha düşmesi nedeni ile TL hesaplarını artık TL’de tutmayacağının farkında olmaması mümkün değil. Hükümet’in düşüncesi halk dolarını bozdurup TL’ye dönecek ve faiz artık cazip olmadığı için konut alacak ve ekonomide talep yaratacak.
Bu düşünce sadece düşünce olmaya devam eder.

Doların baskı altında tutulduğu sürece ve sanki dolarda ‘’indirimli günler’’ devam ediyor kampanyası ile dolar satışları hızlanacak ve toplumun Dolarizasyonu devam edecek sonuçta mevduatların % 55’ten % 70’leri döviz mevduatlarına dönüşebilir.

Hiç bir iktisatçının anlam veremediği doların baskılanmaya devam etmesinin sebebi nedir?
Orhan Uğuroğlu ile telefonda konuştuğum esnada kaportacıdaydı, beni Zafer ustayla telefonda konuşturdu, Zafer usta bana ‘’doların en az 7 veya 8 TL olmasının şart olduğunu aksi takdirde piyasanın rahatlamasının imkânsız olduğunu’’ söyledi.

Televizyonlarda konuşan birçok iktisatçı hocalardan daha bilinçli olan Zafer ustanın görüşleri beni çok sevindirdi, çünkü halkın çoğunluğu ekonomi yönetenlerden daha akıllı ve bilinçliydi.
İşin en acı tarafı ise Zafer usta bana, ‘’ doların 8 TL veya daha yüksek olması gerektiğini söylediğimiz zaman, bize hain diyorlar’’ demesiydi.
İşte bu dayatılan ’’hainlik’’ kavramının ekonominin doğrularını bile konuşulamaz hale getirmiş olması çok acı.

AKP, halkı doların düşük olmasını başarı olarak sunmuş ve yükselen Kur’un ise başarısızlık olmasının yanında hainlik olduğunu topluma inandırmış olduğunu anladık.

Başarının sadece kur ile ölçülmesinin yanlış olduğu kadar gerçek değerine ulaşmasını engellemek de bence ekonomiye yapılacak en büyük kötülüktür.

Kaportacı Zafer usta ile konuşma sonrası, merhum cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, yıllar önce söylediği şu sözü hatırlayarak onu adım adım izleyen Uğuroğlu’na söyledim:

‘’Toplum siyasetçinin çok önünde gidiyor ama siyasetçi bunun farkında değil’’
Uğuroğlu da “elbette hatırlıyorum. Özal, ‘Türk toplumun feraseti siyasetçilerden daha iyidir’ derdi” diye katkı verdi.
Siyasetçiler gerçeklerin farkında değiller.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz