İktidarın faizlerin negatifte olduğu, ortalığın paraya boğulduğu böyle bir dönemde bile döviz bulmakta çok zorlandığı açıkça görülmektedir. Türkiye’nin CDS primlerinin 500 baz puanın üstünde seyretmesi de bu gözlemi doğrulamaktadır, görünen o ki yatırımcılar Türkiye’nin iflas etme riskini çok yüksek olarak değerlendirmekte Türkiye’ye borç vermekten, yatırım yapmaktan kaçınmaktadırlar..

2020 yılında pandeminin de etkisi ile ihracat ve turizm faaliyetlerinden sağlanan döviz gelirlerinin azalması ve azalacak olması bir yandan, diğer yandan da dışarıdan döviz ile borçlanmanın aksaması ülkeyi hızla bir döviz krizine sürüklemektedir.

İktidar ise çözüm olarak ek gümrük vergileri koyarak ithalatı frenlemeye ve bu şekilde döviz ihtiyacını azaltmaya çalışmaktadır. Bu tedbir ne kadar başarılı olur ve ekonomik yaşamda başka hangi sıkıntılara yol açar bunu öngörebiliyorlar mı, çokda emin değilim doğrusu. Uzun yıllardır ithalata bağımlı ve ticaret açığı verecek şekilde yapılanmış bir üretim ve tüketim yapısı, üstüne üstlük birde gümrük birliği anlaşması ortada dururken ekonomi bu tedbirlere ne kadar olumlu yanıt verir, izleyip göreceğiz.

İktidarın bulduğu bir diğer tedbir ise içeride döviz ve altın alımına oldukça yüksek bir vergi getirerek iç piyasada bu yöndeki talebi durdurmak şeklindedir. Bu da beyhude bir çabadır, eğer insanlar Türk Lirasının değerini koruyacağına inanmazlar ise sizin döviz ve altına vergi getirmeniz sadece iyi kötü, az biraz kayda alınmış döviz ve altın ticaretinin kayıt dışına, bankada biriken döviz ve altın mevduatının ise yastık altına kaçmasına sebep olur, sizde dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olursunuz!

Mucit macit tedbirler ile çok paralı iklimlerde ekonomi yönetmek mümkün değildir. Bu ülkede geleneksel olarak altın ve döviz Türk Lirasından daha çok tercih edilir, insanlar uzun vadeli alışveriş, borçlanma ve hesaplarını altın ve döviz üzerinden yapar.

Nakdi tasarruflar ise gene döviz ve altın temellidir, bu tercih hem mevduatın vade yapısında ve hemde döviz tevduat hesaplarının miktarında açık ve net olarak görülmektedir.

Siz insanların nakit varlıklarını vergilendirmeye yada alım satımını zorlaştırmaya kalkarsanız piyasanın buna tepkisi çok sert olur, piyasa derhal kayıt dışılığa kayar, parası olan ne olur ne olmaz der, parasını ya yurt dışına çıkarır yada kasaya, yastık altına kaldırır. Böyle bir hareketin döviz ihtiyacını nerelere çıkarabileceğini öngörmek bile imkansızdır!

Dövizi ihtiyacını karşılamak için önünüzde sağlıklı alternatifler varken tuhaf ve riskli yollara sapmanın hiç gereği yoktur. IMF Türkiye’nin de ortağı olduğu, üye ülkelerin döviz ihtiyacını karşılamak, küresel piyasaların sağlıklı işlemesini sağlamak ve ülkelerin döviz likiditesi yüzünden dış borç ödeyemez duruma düşmesini engellemek için kurulmuş legal bir kurumdur!

İktidar uzunca bir müddettir popülist siyasi söylemler ile IMF’yi şeytanlaştırarak buraya gitme, IMF’den borç alma kapısını kapatmıştır. Doğal olarak şimdi bu kapıyı yeniden çalmak zorlarına gitmektedir. Atalarımız “zor oyunu bozar” demiştir. Görünen o ki çok da uzun olmayan bir süre zarfında, iktidar tıpış tıpış gidip IMF’nin kapısını çalacak ve borç istemek zorunda kalacaktır. Neticede hiç bir hükümet IMF’ye canı çektiği, gönlü istediği, çok hoşlandığı için müracaat etmemişti, onlarda döviz krizine girmiş, başka kaynaklardan döviz bulma ümitleri kalmayınca naçar IMF’nin kapısını çalmışlardı.

İktidarlar IMF’yi sevmezler çünkü IMF’ye başvurmak ekonomik politikalarının başarısızlığının tescili demektir, IMF onların ekonomiyi diledikleri gibi yönetmelerine, kaynakları siyasi popülizm uğruna harcamalarına izin vermez.

IMF daima iktidarlara; kemerleri sıkacak, israf etmeyecek, para biriktirip borcunu ödeyeceksen biz sana yeni borç verir ve ekonominin kilitlenmesini engelleriz der. Bunun için uzun vadeli makul faizli borç verir, verdiği parayı doğru bir şekilde kullanıp kullanmadığını da devamlı olarak denetler.

IMF borcu daima dilimler halinde verir ki kontrol kaybolmasın, iktidarlar sözlerini yerine getirsinler, eğer iktidar IMF programından saparsa yeni dilimi serbest bırakmaz.

Doğal olarak iktidarlar üzerlerindeki bu kısıtlamalardan hiç de hoşnut olmaz, halkın kısıtlamalara olan tepkisini suçu IMF’yi şeytanlaştırarak engellemeye çalışır.

Oysa bir devleti IMF’ye muhtaç eden daima iktidarların uyguladığı yanlış ekonomi politikalarıdır.

Seçimle belirlenen iktidarların olduğu sistemlerde halka para dağıtmak seçilmek için sıkça başvurulan popülist bir uygulamadır, malum siyasi tarihimize damga vuran “kim ne veriyorsa ben 5 fazlasını vereceğim” söylemi bu tip politikaların en meşhurudur. Hesapsız kitapsız verilen bu paralar sonuçta iktidarları tıpış tıpış IMF’nin kapısına getirir, o kapıyı çaldırır.

Şimdiden söylemiş olayım döviz krizini çözmekte ne kadar geç kalınırsa sorun o kadar büyür ve çözümü de o kadar zorlaşır, siyasi saikler ile makul çözümlere başvurmamak mantıklı değildir, eninde sonunda çalınacak kapıyı, iş işten geçip ekonomi harap olmadan çalmak en doğru yoldur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz