Uluslararası ekonomide güç ve pazar savaşları devam ettiği müddetçe ticaret savaşlarının da bitmesi mümkün değildir.

Yakın zamana kadar Amerika Birleşik Devletleri küresel ölçekte ekonomik bir hegemonya kurmuştu, dünyanın en büyük ekonomisiydi. Bu hegemonya öncelikle Amerikan şirketlerinin yeni teknolojiler ve tasarımlar yaratabilme becerisinden kaynaklansa dahi Amerikan askeri gücünün de katkısı ihmal edilemez. Özellikle doların küresel ölçekte hem önemli bir takas aracı ve hem de bir rezerv para haline gelmesinde Amerikanın askeri gücünün ve Amerikan ordusunun 2. Dünya savaşından muazzam bir askeri başarı ile çıkmış olmasının rolü çok büyüktür.

Hemen hemen bütün gelişmiş ülkeler topraklarında cereyan eden 2. Dünya savaşının feci yıkımını yaşamışken Amerikan toprakları böyle bir yıkıma sahne olmamıştır. Bu savaş sonrasında ekonomisi ayakta kalabilmiş tek ülkede Amerika’dır. Dünyanın geri kalanı bu yıkımı atlatabilmek için Amerikan yardımına muhtaç olmuşlardır.

Yaşanan tüm bu süreçler epey uzun bir süre boyunca Amerika’nın dünya ekonomisini domine etmesine sebep olmuştur. Özellikle Rusya ve Çin gibi dev ülkelerin uzun yıllar komünist rejim altında dünyanın geri kalanından yalıtılmış bir ekonomik sistem içinde yaşaması ve 90’lı yılların başında bu sistemin çökmesi bir manada bu Amerikan hegemonyasını hem pekiştirmiş ve hem de genişletmiştir.

Komünist blokun çöküşünden bu yana nerede ise 30 yıl geçti,başta Çin olmak üzere hemen tüm komünist ülkeler küresel ekonomiye eklemlendi. Soğuk savaş sona erdi ve her ne kadar bugün bir serin savaş ortamı yaşansa da dünya artık eski dünya değil. Sadece siyasi ve ekonomik sistemler değişmedi, teknoloji ve üretim biçimi de değişti, bugün artık 4. Endüstri devrimi koşullarını yaşamaktayız.

Amerika’nın neoliberal esaslar çerçevesinde domine ettiği tek kutuplu dünya düzeni hızla yerini çok kutuplu yeni bir dünya düzenine bırakıyor. Amerika artık tüm dünyayı istediği gibi rahatça domine edemiyor ve daha da önemlisi dünyanın en büyük ekonomisi olma unvanını da Çin’e kaptırma tehlikesi ile karşı karşıya. Trend bu hızla ve bu şekilde devam ederse analistler çok yakında Çin Ekonomisinin Amerikan ekonomisini geçerek en büyük ekonomi olmasını bekliyorlar.

Trump’ın hem Çin’e ve hem de AB’ye karşı başlattığı ticaret savaşları Amerika’nın küresel ekonomik hegemonyasını ve domine etme yeteneğini korumayı amaçlıyor. Bu tehdit bertaraf edilmedikçe Amerika’nın ticaret savaşlarını sonlandırmasını ve yenilgiyi kabullenip, köşesine çekilmesini beklemek bana çok rasyonel bir düşünce olarak gelmiyor.

Bence asıl yapılması gereken Amerika’nın bugünkü ekonomik hegemonyasını korumak için neler yapabileceğini düşünülmesi, hesap edilmesi ve ona göre tedbirler alınmasıdır.

Unutmayalım ki Amerika Birleşik Devletleri 2. Dünya savaşını kazanabilmek için sivil insanların yaşadığı iki Japon şehrini Hiroşima ve Nagazaki’yi nükleer silahlar ile vurmaktan, binlerce sivil insanı atom bombası ile öldürmekten bile çekinmeyen bir devlettir. Bu yüzden Amerika’nın küresel hegemonyasından kuzu kuzu vazgeçeceğini düşünmek biraz fazla saflık olur diye yorumluyorum.

Benim öngörüme göre Amerika askeri seçeneklerden önce elindeki ekonomik gücü bir “soft power” olarak değerlendirerek, hem Çine, hem Avrupa Birliğine ve hem de Rusya’ya karşı ticaret savaşlarını dozunu da gittikçe arttırarak sürdürecektir diye düşünüyorum.

Türkiye’yi yönetenlerin de hem orta ve uzun vadeli ekonomik stratejilerini ve hem de küresel ilişkilerini bu olasılığı dikkate alarak yürütmesinde çok büyük fayda vardır.

Facebook Yorumları

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz