TENGİZ: AKDENİZ’DE EN UZUN KIYIYA SAHİP ÜLKE TÜRKİYE’DİR

0
175

Uzun yıllar Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nda çeşitli kademelerde görev yapmış, Jeoloji Yüksek Mühendisi ve İyi Parti Enerji Komisyonu Üyesi Yavuz Tengiz, Mısır ve Doğu Akdeniz’le ilgili konularda gazetemize açıklamalarda bulundu.

Esma ALTIN/ANKARA

Jeoloji Yüksek Mühendisi ve İyi Parti Enerji Komisyonu Üyesi Yavuz Tengiz, son günlerde dış siyaset gündemini meşgul eden Mısır ve Doğu Akdeniz meseleleri hakkında gazetemize açıklamalarda bulundu. Çözüm önerilerinde bulunan Tengiz; “Akdeniz’de 1870 km kıyı şeridi  ile en uzun kıyıya sahip ülke Türkiye’dir.” dedi.

KITA SAHANLIĞINA DİKKAT ÇEKTİ

Akdeniz’deki ‘Kıta Sahanlığımız’ ile ilgili  açıklamalarda bulunan Tengiz sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye 2004 yılında ve 12 Mart 2013’de Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM)’e vermiş olduğu notalarda, doğuda 32 derece  boylamından başlayan Mısır ve Türkiye kıyıları arasında ortay hattı takip eden, batıda ise 28 derece  doğu boylamı arasında kalan haritada görülen C,D,E noktaları ile gösterilen çizgisinin kuzeyinde kalan alan, Türkiye’nin ‘Kıta Sahanlığı’ olarak deklare edilmektedir. 28 derece doğu boylamının batısı ise; ilgili ülkelerin kendi aralarında yapacakları anlaşmalar ile belirlenecektir. Bu sınırlar 18 Mart 2019 tarihinde AB ve BM’ye verilen notalar ile yeniden teyit edilmiştir.”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile imzalanan “Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması” hakkında bilgi veren Tengiz şunları aktardı; “Türkiye, KKTC ile 21 Eylül 2011 de ‘Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması’ imzaladı.  22 Eylül 2011 tarihinde de KKTC yönetimi ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı arasında arama ve sondaj faaliyetleri için ‘Ruhsat Anlaşması’ yapıldı. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı da KKTC ile yapılan anlaşma sonrasında ilgili ruhsatlarda sismik çalışmalara hız vererek, bölgede arama ve sondaj faaliyetlerini başlattı. Akdeniz’de 1870 km kıyı şeridi  ile en uzun kıyıya sahip ülkenin Türkiye’dir.”

MEB ALANI İHLALİNE DEĞİNDİ

Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’nin, KKTC’nin onayını almadan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) alanı ilan etmesine karşılık Türkiye’nin MEB alanını ilan etti mi, sorusuna Tengiz; “Türkiye Doğu Akdeniz’de MEB alanını ilan etmemiştir ama mutlaka etmelidir. Türkiye’nin ilan etmediği MEB alanı nedeniyle yıllık 400 milyon dolar balık üretimi kaybı söz konusudur. Türkiye 27 Kasım 2019 tarihinde BM’nin tanıdığı Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi ile Deniz Yetki Sınırlandırma Antlaşması’nı imzaladı, sonrasında da TBMM’den geçirdi. Yapılan anlaşma ile Marmaris-Kaş ile Libya’nın Derne-Tobruk arasındaki hatta karşılık olarak  Türkiye ve Libya’nın ‘Deniz Yetki Alan’ sınırları çizilmiş oldu.” dedi.

Çizilen hat Girit adasının yanından geçtiği için Yunanistan’ın Girit adasının güneyinin kendisine ait olduğu tezini de boşa çıkarmış olduğunu ifade eden Tengiz şunları dile getirdi; “Yapılan anlaşma uluslararası hukuka uygundur. Bu anlaşmanın siyasi ve ekonomik sonucunun haricinde jeopolitik sonuçları da olacaktır. Bu anlaşma ile Libya, Yunanistan ile yapılacak anlaşmaya nazaran 16.700 km2 daha fazla deniz alanı kazanmıştır. Akdeniz’de GKRY ile anlaşan ülkelerin durumuna baktığımızda; Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) ile KKTC’nin onayı olmadan anlaşan Mısır yaklaşık 11.500 km2, Lübnan 3.957 km2 deniz alanını, İsrail 4.600 km2 deniz alanı üstelik zengin bir doğal gaz sahasını kaybetmiştir.”

Bu ülkelerin Türkiye ile anlaşmalarının onların lehine olacağını belirten Tengiz şunlara dikkat çekti; “Bu durumun muhataplarımıza iyi anlatılması gerekiyor. Türkiye bugüne kadar diplomasi kanallarını kullanmamıştır. Bu büyük bir hatadır. Mısır ve İsrail’de büyükelçimiz yok. Sorunları sadece güvenlik merkezli politikalar ile çözemeyiz. Diplomasiyi kullanarak, ekonomik, hukuki ve siyasi yaklaşımlarında devreye sokulması gerekiyor.  Bu ülkelerle anlaşılması durumunda, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının kullanımı ile ilgili kimsenin itiraz edemeyeceği kesin çözüm sağlanmış olacaktır. Mısır ile görüşmeler yapılıp sonucun olumlu olması ve Mısır ile anlaşılması durumunda; BM’ye deklare ettiğimiz ‘Kıta Sahanlığı Sınırımız’ Türkiye- Mısır kıyıları arasındaki ortay hat kesinleşmiş olacaktır. Bu durumda Yunanistan ve GKRY’nin Doğu Akdeniz tezleri de çökmüş olacaktır. Mısır’da daha önce GKRY’nin lehine kaybetmiş olduğu yaklaşık 11.500 km2 deniz alanını kazanmış olacaktır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi; Mısır’ın, Lübnan’ın ve İsrail’in deniz yetki alanlarını çalmıştır. İsrail ve Mısır, bizimle anlaşırlarsa bu durumu değiştirebilirler. Bizde Sisi, Filistin ve Gazze takıntısından uzak durmalıyız.”

HİDROKARBON ARAMA RUHSAT SAHALARINI AÇIKLADI

Doğu Akdeniz’deki ihtilaflı parsellerle ilgili haritada ihtilaflı parsellerin durumunu açıklayan Tengiz şunları söyledi; “GKRY’nin hidrokarbon aranması için ihaleye çıktığı ihtilaflı parsellerin durumu görülmektedir. A,B,C,D,E,F,G harfleriyle gösterilen parseller KKTC’nin Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na anlaşma ile vermiş olduğu hidrokarbon arama ruhsat sahalarıdır.”

Harita üzerinden GKRY’nin hidrokarbon araması yaptığı yerlerde Türkiye’nin kıta sahanlığı sınırları ile örtüştüğünü belirten Tengiz; “Haritada 1’den 13 numaraya kadar gösterilen parseller, GKRY’nin değişik tarihlerde hidrokarbon aranması için ihaleye çıkmış olduğu ruhsat sahalarını göstermektedir. Haritadan görüleceği gibi 1,4,5,6,7 nolu ruhsat alanları bizim kıta sahanlığımızın sınırlarıyla örtüşmektedir. Mısır’ın bizimle anlaşıp deniz yetki alanları sınırını belirlemesi durumunda 4,5,6,7 numaralı parsellerin bir bölümü, 10 numaralı parselin önemli bir bölümü Mısır’a ait olacaktır. Biz bu durumu Mısır’a iyi anlatmalıyız. Bu iki tarafın da yararına olacaktır. Ama iyi anlatılması gerekiyor. Türkiye ile İsrail’in Deniz Yetki Sınırlandırma Anlaşması imzalaması durumunda; Aphrodite gaz sahasının da bulunduğu 12 numaralı parselin tümüne 7,8,9,10,11 nolu parsellerin bir bölümüne sahip olacağı İsrail’e anlatılmalıdır.” dedi.

Mısır’ın son yayınlamış olduğu Akdeniz’de hidrokarbon aramasıyla ilgili ihale ruhsat haritasının, Türkiye’nin tezini destekler nitelikte olduğunu söyleyen Tengiz, şu açıklamalarda bulundu; “İhaleye çıktıkları W18 numaralı parsel bizim kıta sahanlığı sınırımızın dışında ama çok yakınındadır. Bunun iyi okunması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. ‘Değerli Yalnızlık’ gibi anlamsız ve değersiz yaklaşımlar terk edilmeli, bunun yerine kıyıdaş devletlerle akla, ortak çıkarlara dayalı dış politika anlayışına yönelinmelidir. Karadeniz’de kıyıdaş ülkelerle yapılan anlaşmalar bunun somut bir örneğidir.”

Akdeniz’deki jeopolitik gerginlikler üzerinde duran Tengiz; “Akdeniz’de bölgesel ve küresel güçlerin, enerji kaynaklarının paylaşım mücadelesinin jeopolitik gerginliğini yaşıyoruz. Kararlar siyaseten verilir, fakat özgün çalışmalarımızın ürünü olacak teknik ve ekonomik açıklamalarla destek sağlayıp, ülkemiz çıkarlarını korumak zorundayız. Hem başta Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı olmak üzere sorumlu kuruluşlarımız hem de akademik kişi ve gruplarımızın çabaları ile ulaşılacak doğruların halkımızla paylaşılması ile ülkemizin çıkarları etrafında bütünleşmeye katkıda bulunup destek sağlayabiliriz.” ifadelerini kullandı.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİNDE BULUNDU

Doğu Akdeniz ve Mısır meseleleri konusunda neler yapılması gerektiği ile ilgili çözüm yolları sunan Tengiz şunları söyledi; “Dış İşleri Bakanlığı içinde Orta Doğu ve Orta Asya’yı bilen, petrol şirketlerinde çalışmış, mesleki tecrübeye sahip yerbilimcilerin görev alacağı, uluslararası enerji anlaşmaları konusunda deneyimli uzmanlardan oluşan Doğu Akdeniz, Afrika, Orta Asya ve Orta Doğu politikalarını oluşturacak strateji birimlerini oluşturmalıyız. Bakanlıkta boru hatlarının geçiş güzergahları, petrol ve doğal gaz  anlaşmaları konusunda tecrübeli uzmanların çalıştırıldığı özel başkanlık birimleri olmalı. Bu birimlerde yapılan çalışmalar ve hazırlanan raporlar  doğrultusunda bölgelerle  ilgili kısa-orta-uzun vadeli devlet politikalarımızı oluşturmalıyız. Doğu Akdeniz’le ilgili olarak da; Harita Genel Müdürlüğü, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı yetkilileri ve ruhsatlarla ilgili olarak petrol sektöründe çalışmış deneyimli yer bilimcilerin de  katılımıyla petrol jeolog ve jeofizik mühendisleri ile ortak çalışmalar yapılmalı. Bu çalışmalar sonunda; Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve MEB alanı ile ilgili ortak görüş ortaya konulmalı, bunda herkes hemfikir olmalıdır.”

Askeri tavsiyeler ışığında belirli politikaların uygulanabileceğini ifade eden Tengiz şunları aktardı; “Genel Kurmay Başkanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Kara ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının askeri yönden tavsiyeleri dikkate alınarak, Dışişleri Bakanlığı’nca bölge ile ilgili ‘devlet politikamız’ oluşturulmalıdır. Bunlar yapılırken uluslararası saygın hukuk bürolarından destek alınmalıdır. Doğu Akdeniz ile ilgili politik görüşümüzün hukuksal alt yapısını bu kurumlara hazırlattırarak, uluslararası siyaset sahnesinde bunları kullanmalıyız. Çözüm odaklı gitmeliyiz. Kuruluşlar arasında farklı sesler çıkmamalı. Neticede bu uzun soluklu bir maratondur. Diplomasi ile çözülecektir. Türkiye öncelikle Doğu Akdeniz’de MEB alanını ilan etmelidir. En önemli konulardan biri de; hukuken haklı olduğumuz için, Doğu Akdeniz konusunda haklıyız, haklılığımızı görüşmekten çekinmeyiz söylemini her platformda sık sık vurgulamalıyız. Türkiye 29 Kasım 2019’da Doğu Akdeniz ile ilgili Kıta Sahanlığı Koordinatlarını BM’ye yeniden deklare etmiş, hiçbir ülke itiraz etmemiştir.  Yunanistan’ın burada egemenlik hakkı yoktur. Doğu Akdeniz’in tartışmaya açılmasına izin verilmemelidir. Aksi durumda egemenlik haklarımızdan taviz verilmesi anlamına gelecektir.”