Türk ekonomisi ile ilgili fikir beyan edenler daima bir tasarruf açığından bahseder ve büyüme sorununu da hep bu açığa bağlarlar, dahası da bu yargı genellikle hiç sorgulanmaz.

TBMM Genel Kurulunda görüşülen bakanlığının 2020 yılı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada cari açığı kapatmak için emeklilik sisteminin değiştirileceğini söyledi.
Uzun vadeli Türk Lirasına dayalı finansman sağlayabilen bir Türkiye ekonomisi oluşturma hedefi doğrultusunda tasarruf araçlarına yoğunlaşacakları mesajını veren Albayrak, “Bu açığı kapatmak için, emeklilik sisteminin reforme edilmesini oldukça önemli görüyoruz. Yapısal dönüşüm adımlarımız içerisinde de yer alan bu reform, daha sürdürülebilir bir emeklilik sistemini vatandaşlarımızın hizmetine sunacak. Dolayısıyla bu kapsamda, tasarruflar artırılarak dış müdahalelere karşı ekonomimiz daha güçlü hale gelecek.” dedi.

Bütçe açığını kapatmak için prim miktarını ve prim ödenecek gün sayısını arttırmak, emeklilik maaşlarını düşürmek elbette bir çaredir, insanları aç bilaç bırakır, bütçe açığını kapatırsın ve lakin bu cari açığı kapatmak ile hiç ilgisi olmayan bir tasarruftur.

Cari açığı kapatmak için hem ülkende ve hem de küresel ölçekte talep görecek mal ve hizmetler üretmen gerekir. Bunu başarabilirsen döviz ödeyerek ithalat yapmaz, üstüne üstlük ihracat yaparak döviz kazanır ve cari fazla verirsin.

Üretim yapmak bazı olmazsa olmaz koşullar içeren bir süreç ve toplumsal iklim işidir, buna göre:
Üretim yapmanın birinci şartı finansman değil, hem yurt içinde ve hem de küresel ölçekte talep görecek mahiyette üretim yapacak teknoloji, tasarım ve organizasyon bilgisine sahip nitelikli insanlarının ve böyle insanların istihdam edildiği firmalarının olmasıdır.

Bir örnek vereyim ki ne demek istediğimi daha iyi anlatabileyim, Amazon ormanlarından taş devrini yaşayan bir grup yerliyi alın getirin, önlerine de bir kamyon para koyun onlardan bir fabrika kurup otomobil üretmelerini, yahut da bir çiftlik kurup dünyanın beğeneceği bir peynir markası yaratmalarını bekleyebilir misiniz? Finansman ile üretim yapılabilseydi Petrol zengini Araplar ortaya küresel bir marka çıkarabilirdi, çıkarabildiler mi?

Üretim için olmaz ise olmaz olan böyle bir teknoloji, tasarım ve organizasyon yaratma bilgisi ya da becerisi ancak çağdaş bilim, sanat ve spor eğitimi ile kazanılabilir.
Üretim yapmanın ikinci şartı da finansman değil üretim yapmaya uygun bir toplumsal iklimin mevcudiyetidir. Bunun yolu da demokratik hukuk düzenini tesis etmekten geçer. Tek bir adamın ki dudağı arasından çıkacak söz ile ekonomik kararların alındığı bir ülkede kimse yatırım yapmak istemez.

Misal milyar dolarlık bir turizm yatırımı yapacak bir firma ülkenin turist yollayan ülkeler ile barışçıl ve sağlıklı bir ilişkisi olup olmadığına ve bu ilişkinin kolayca bozulup bozulmayacağına bakmaz mı?
Yaratıcılığa, özgürlüklere, hukuka saygılı demokratik bir rejim olmaz ise hangi nitelikli insan o ülkede yaşamak ve üretim yapmak ister.

Üretim yapmanın üçüncü şartı da finansman değil yapacağın üretimi satabileceğin iç ve dış pazarlarda koşulların uygun olmasıdır. Kim satamayacağı ürünü imal etmek için riske girip üretim yapar ki? İnsanların geleceğine güvenmeyip para harcamaktan çekindiği bir ülkeye kim yatırım yapar?

Bu koşulların hepsi tas tamam yerine geliyorsa neyi, nasıl ve ne kadar üreteceğine yönelik bir karar verilir ve finansman teminine ondan sonra bakılır. Bu gün dünyada trilyonlarca dolar negatif faizde bekliyor, koşullar uygun olsa elbette Türkiye’de bu fonlardan payını alır.
Bakanın yanıldığı bir diğer konuda Türkiye’de tasarruf olmadığı konusudur. Türkiye’de tasarruf vardır, lakin güven seviyesi düşük ve diğer şartlar da uygun olmadığı için bu tasarruflar risk içeren mal ve hizmet üretimi için kullanılmaz altın, döviz, arsa ya da bina yatırımlarına park eder, bekler.
Umarım ekonomi yönetimi artık doğru noktaya odaklanır ve bu olmazsa olmaz koşulları oluşturacak yapısal reformları yapar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz