Ali ile Veli,iki eski dost bir gün sokakta karşılaşmış, kısa bir hoş sohbetten sonra Ali, Veliye eee uzun zamandır görüşmüyoruz ne iş yapıyorsun, işin gücün nasıl diye sormuş.

Veli soruyu vallahi bu aralar mobilya işine girdim diyerek yanıtlamış. Ali, peki işler nasıl, iyimi diye sorgu suale devam etmiş. Veli vallahi şimdilik işler iyi, lakin evdeki mobilyalar bitince ne yapacağım onu düşünüyorum diye yanıtlamış.

Tek seferlik gelirler ile bütçe yönetmek denilince hep aklıma bu fıkra gelir.

Ekonomi yönetimi maalesef son yıllarda bütçe açığını kapatabilmek için yoğun olarak tek seferlik gelir kalemlerine başvurmaktadır.

İktidarın son üç yılda elde ettiği tek seferlik gelirleri bir tabloya dökersek:

***Milyon Türk Lirası

GELİR KALEMİ201720182019
Özelleştirme Gelirleri9.3135.5234.432
Faiz Gelirleri6.8387.91710.919
TCMM Kar ve Yeniden Değerleme aktarımı6.41112.35778.288
Kamu Bankaları Temettü Gelirleri25050
Darphane Para Basım Gelirleri206371412
Taşınmaz Satış Gelirleri1.4771.1921.168
3. Nesil GSM satış faiz geirleri2.43700
TMSF’den bütçeye aktarımlar931141210
3194 SK İmar affı gelirleri016.3338.485
Bedelli askerlik gelirleri09.5291.468
Toplam27.86353.368105.382

Bütçeyi incelediğimizde; Bütçe gelirlerinin 2019’da bir önceki yıla kıyasla yüzde 15,5 artarak 875,8 milyar lira, bütçe giderlerinin ise yüzde 20,3 yükselerek 999,5 milyar lira olduğunu görüyoruz. Bu durumda merkezi yönetim bütçesi açığı, geçen yıl yüzde 69,9 artarak 123,7 milyar liraya çıkmış oluyor. 

Uzun yıllardır iktidar bütçe disiplininden bahsediyordu, ekonominin önemli çıpalarından bir olan bütçe açığında da artık kontrolün elden kaçırıldığı görülmektedir.

Bir devletin en sağlam ve sağlıklı geliri vergi gelirleridir, ancak sürdürülebilir ve makul bir vergi geliri ile denk bütçe oluşturulabiliyorsa o ekonomi yönetimi başarılıdır denilir. 

Borçla ve hazırı satıp, tek seferlik gelirler elde ederek bütçeyi derleyip toplamak bir marifet değildir. Atalarımız “hazıra dağ dayanmaz” diye boşuna dememiş.

İktidarın uyguladığı ekonomi politikaları iflas etmiştir, ülkede yatırım yapılmamakta var olan yatırımcı da ülkeden kaçmak için uygun fırsat kollamaktadır. Üretim ve tüketim seviyeleri düşmektedir, ekonomimiz adeta donup kalmıştır. 

İktidarın gelip geçici pansuman tedavileri ekonomiyi canlandırmamaktadır. Bir çok ciddi büyük firma darboğaza girmiştir, bunlardan bir çoğu ise ya konkordato ya da iflasını ilan etmiş durumdadır. Kapanan iş yerleri yüzünden işsizlik tarihi rekorlar kırmaktadır. İktidarın tüm üzerini örtme çabalarına rağmen resmi verilerde görülen 4,5 milyona ulaşan işsiz sayısı tarihi bir rekordur. Geniş manada işsiz sayısı ise 6 milyonu aşmıştır.

Faizler düştüğü halde kimse yeni yatırım yapmak için kredi kullanmamaktadır. 

Büyük kentlerimiz müteahhitlerin yaptığı ama satamadığı konutlar ile doludur, bazı inşaat firmaları ise yapmadan, maketten sattıkları konutları teslim edememektedir.

Otomobil ve beyaz eşya satışları da fevkalade düşüktür.

Bu miktardaki bütçe açıkları ile devletin de harcamalarını arttırarak piyasayı destekleyebilmesi pek mümkün görünmüyor. Ekonominin tek canlı sektörü turizm ve ihracattır, ihracatta da göreceli olarak bir yavaşlanma görünmektedir. 

Turizm jeopolitik gelişmelerden çok etkilenen bir sektördür, Türkiye’nin maceracı dış politikaları her an yeni bir uluslararası krize yol açabilir. Bu kriz Türkiye’ye gelen turist sayısında bir azalmaya neden olabilir. 

İktidarın hatalı dış politikaları yüzünden bütçeye ağır yük getiren bir mülteci sorunu ve dış askeri operasyonlar kalemi var, bu sorunların 2020 yılında da devam edeceği aşikardır.

Bütçe dengeleri açısından 2020’nin 2019 yılından daha iyi bir yıl olmasını beklememiz için tek bir rasyonel neden yoktur.

Bana sorarsanız ekonominin tüm aktörleri yatırım ve iş planlarını bu bilinçle yapmalıdırlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz