Bugün 27 Mayıs 2020. 27 Mayıs Askerî  İhtilali’nin 60. yılı.

2010 yılında bu Türk Demokrasi olayının 50 yılı idi.  DTCF Tarih Bölümü’nde bu amaçla bir sempozyum veya bir panel düzenlenmesini çok istemiştim. Ama bunu gerçekleştirebilecek olanlardan hiç kimse bu işe sıcak bakmadı. Belki de ağrısız başımızı ağrıtmaya gerek yok diye düşünüyorlardı.

27 Mayıs İhtilali yapıldığında ben ilkokul son sınıfta idim. Osmaniye Belediye Başkanı Demokrat Parti’den İshak Ersoy bizim sokakta oturuyordu. Askerler askeri bir araçla gelip kendisini alıp götürmüşlerdi. Ama karşı koymak, niçin, nereye demek kimin haddine!

Sonra Radyo’da her akşam Yassıada Saatleri yapıldığını hatırlıyorum. O gong sesi henüz bir çocuk olduğum halde beynimde öyle bir yer etmiş ki halen hatırlıyorum. “Sanıklar getirildiler”. “Yerlerine alındılar”.  “Sâbık ve sâkıt başbakan” sözleri de halen kulaklarımda.

Bütün sanıklar Yassıada’ya getirildi. Güya burada yargılandılar. Bir kısmı burada intihar etti. Veya intihar süsü verilerek öldürüldü. Bir kısmı “bebek davası”, “köpek davası” diye idam edildi. Oysa bu idam edilenler de CHP okullarından mezun olmuşlardı. Yıllarca CHP Milletvekili olarak çalışmışlardı. Celal Bayar, İstiklal Savaşı’nın meşhur Galip Hocası, Atatürk’ün silah arkadaşı değil miydi? Yollar ne zaman ve nasıl ayrılmıştı?

 7 Haziran 1945 tarihinde TBMM’nde Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu görüşülmekteydi. 1930 yılında yapılan Toprak Kanunu istenilen yararı sağlayamamıştı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Anadolu köylüsü oldukça zor durumda idi.   244.828 çiftçi ailesinin elindeki toprak 1-10 dönüm arasındaydı.  40.104 çiftçi ailesi ise 500- 1.000 dönüm arasındaki toprağı ekip biçmekteydi. 1.000 dönümden fazla toprağı olan aile sayısı ise 1.876 olarak belirlenmişti.  (Erdal İnce, ÇTTAD, V/13, (2006/Güz), s. 63- 64).

Tek Parti dönemi olmasına rağmen CHP içerisinde bazı milletvekilleri yapılan toprak reformunun uygulanmasında farklı düşünüyorlardı. Görüşme sırasında farklı görüşlerini dile getirdiler ve bununla da yetinmeyerek bir  4 kişinin imzasını taşıyan bir dilekçe (takrir) verdiler. Tarihe, “4’lü Takrir” diye geçen bu takrir Türk Demokrasi Tarihi’nin kırılma noktası oldu.

Partinin görüşlerine uymayarak farklı görüş bildiren bu 4 milletvekili Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü idi. CHP’nin alışık olmadığı bu çıkış açıkça partiye ihanet olarak görüldü ve 21 Eylül 1945 tarihinde bu 4 milletvekili disiplin kurulu kararı ile CHP’den ihraç edildi.

Celal Bayar 8 Aralık 1945 tarihinde partisinden istifa etti. 1946 yılı başında yeni parti Demokrat Parti adıyla kurularak teşkilatlanmaya girişti. Kendisine amblem olarak da Köroğlu’nun meşhur “demirkırat”ını almıştı. Bu, hem halkın “demokrat” kelimesine alışmasını sağlayacak, hem de tek parti yönetimine karşı Köroğlu tipi bir başkaldırıyı ifade edecekti.

 İktidar partisi CHP ise yeni parti iyice teşkilatlanmadan yeni bir seçim kararı almakta gecikmedi ve Türk halkı 1946 seçimlerinde ilk defa farklı bir partiye oy vermenin “lüksünü” yaşadı. Ama bir şartla: Oylar açık olarak kullanılacak, hangi partiye oy kullandığınızı sandık kurulu açıkça görecekti. Oy sayımı sırasında ise “gizlilik” gerekiyordu. Sandık odasından herkes çıkacak sandık kurulu gizlice oyları sayacak ve tutanağı ilçe seçim kuruluna teslim edecekti. Ama ne olursa olsun 1946 yılı çok partili bir seçim yaşanmış olması bakımından önemli idi.

Çiftçiye Topraklandırma Kanunu, 5.000 dönümden fazla toprağı olanları rahatsız etmişti. 1923 yılından 1945 yılına kadar iki defa yapılan toprak düzenlemeleri başarısız olmuştu. 34.000 dönüm, 56.000 dönüm araziye sahip aileler söz konusu idi. Bu ailelerden alınacak toprakların topraksız veya çok az toprağı olan ailelere dağıtılması elbette iktidara büyük oy kazandıracaktı. Karşı çıkanlar ise

“Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun Nazi dönemini yaşayan Almanya’da nüfusu toprağa bağlayarak toplumsal hareketliliğin önünü tıkayan ‘Erbhoof Yasası’ nın kopyası” olduğunu ileri sürüyorlardı.  (İnce, ÇTTAD, s. 66).  Bu yasa teklifinin muhalif  milletvekillerini köşeye sıkıştırmak için özel olarak hazırlandığı da öne sürülmüştür.

Bu konu akademisyenlerimiz tarafından ciddi araştırmalar ile incelenmiştir. Ama bugün bizim için önemli olan bu kanun tasarısının yeni bir partinin doğuşuna zemin hazırlamış olmasıdır. Daha önce 1924 yılında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası; 1930 yılında kurulan/kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası sandığı göremeden, halkın karşısına çıkamadan kapatılmış/kapanmış idi. Yeni kurulan “Demirkırat Partisi” sandığı görebilmiş olması bakımından onlara göre çok şanslı idi.

2 YORUMLAR

  1. Çiftçiye Topraklandırma Kanunu, 5.000 dönümden fazla toprağı olanları rahatsız etmişti. 1923 yılından 1945 yılına kadar iki defa yapılan toprak düzenlemeleri başarısız olmuştu. 34.000 dönüm, 56.000 dönüm araziye sahip aileler söz konusu idi. Bu ailelerden alınacak toprakların topraksız veya çok az toprağı olan ailelere dağıtılması elbette iktidara büyük oy kazandıracaktı. Karşı çıkanlar ise “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun Nazi dönemini yaşayan Almanya’da nüfusu toprağa bağlayarak toplumsal hareketliliğin önünü tıkayan ‘Erbhoof Yasası’ nın kopyası” olduğunu ileri sürüyorlardı. (İnce, ÇTTAD, s. 66). Bu yasa teklifinin muhalif milletvekillerini köşeye sıkıştırmak için özel olarak hazırlandığı da öne sürülmüştür.

  2. İktidar partisi CHP ise yeni parti iyice teşkilatlanmadan yeni bir seçim kararı almakta gecikmedi ve Türk halkı 1946 seçimlerinde ilk defa farklı bir partiye oy vermenin “lüksünü” yaşadı. Ama bir şartla: Oylar açık olarak kullanılacak, hangi partiye oy kullandığınızı sandık kurulu açıkça görecekti. Oy sayımı sırasında ise “gizlilik” gerekiyordu. Sandık odasından herkes çıkacak sandık kurulu gizlice oyları sayacak ve tutanağı ilçe seçim kuruluna teslim edecekti. Ama ne olursa olsun 1946 yılı çok partili bir seçim yaşanmış olması bakımından önemli idi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz