Ana Sayfa Yazarlar Şüphe duyuyorum öyleyse düşünüyorum

Şüphe duyuyorum öyleyse düşünüyorum

-

Kimileri yetmiş yıl önce görmüşte birileri bugün neden görmezden gelir..?
Fernando Pessoa’nın lafını başlık attım; Çünkü, anın ruhundan mıdır bilmem, son yazımda da bahsettiğim “Totalitarizm çağımızın acı gerçeğimi acaba?” sorusu kafamı çok kurcalıyor.

Neden eski insanlar önlerini görmüşler, ve fakat açıktan anlatmaktansa geleceğin edebiyatını yapmışlar, kurguladıkları ütopyaları romanlaştırmışlar oldum olası merak ederdim… Geçen hafta 38. İstanbul Film Festivali’nde Bay Jones filmini izlerken onu da çözdüm….Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı kazanan yönetmen Agnieszka Holland, tarihin derinliklerine dalıyor Bay Jones’ta efsanevi Galli gazeteci Gareth Jones’un hayatına göz atıyor. 1933 yılında geçen film Jones’un Stalin döneminde Kharkiv’e giderek tüm engelleme çabalarına rağmen Sovyetler Birliği’ndeki gerçek durumu haberleştirme çabalarını anlatıyor. Filmi seyrederken, baskı rejimini karşısında günün gerçeklerini açıkça yazamayan, anlatamayanların nasıl alegorik anlatım tarzlarına başvurduklarını gördüm.

Başbakan Lloyd George’un sekreteri Gareth Jones Stalin’in Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinde tahıl ambarı Ukrayna’da halkın nasıl kelime anlamıyla açlıktan birbirini yiyecek duruma düşüşünü gözlemliyor, dönüyor geliyor İngiltere’de tüm siyasilere her yolu deneyerek anlatıyor. Ancak, Hitler karşısında müttefik olarak Stalin’e ihtiyaç duyan dönemin siyasileri bu felaketi görmezden geliyorlar. Jones’un anlattıklarına kulak veren sadece George Orwell oluyor. Gerçi onun dahi gözleri SSCB’nin görkemli proleter devrimi büyüsüne kapılmıştır ama George Orwell daha sonra 1945’de yazdığı allegorik kitabı “Hayvan Çiftliği” ve 1949’da yazdığı “1984”de totaliter dikta rejimlerinin nasıl bir histeriye dönüştüğünü anlatmıştır.
Orwell kendini de yerer

Malum, hem Rusya’da ki komünist rejim hem de Almanya’daki Nazi hakimiyeti ütopik bir hayal olarak başlamıştır. Zoraki yeniden eğitim, sürgün meydan, ütopyalar da iktidara karşı koyanları susturmalar hep bu ütopyaların saha uygulamaları olmuştur. Edebiyat anlayışı hiçbir zaman politik düşüncelerinden ve gözlemlerinden ayrı düşünülmeyecek bir yazar olan Orwell’de ütopyaları da kendi silahıyla vurmayı, satirik benzetmelerle eleştirmeyi yeğlemiştir.

Sadece kendine Müslüman değildir aynı zamanda. Tek bir adam olan Orwell “Neden Yazıyorum” kitabında, politikacıların ipliğini pazara çıkarırken, İngiliz karakterini bir kadavra gibi parçalarına ayırırken, savaşa dair dile getirilmeyenleri dile getirirken iğneyi başkaları kadar kendine de batırmaktan sakınmamıştır. Şöyle der; “Tüm yazarlar kibirli, bencil ve tembeldir ve yazma dürtülerinin altında bir gizem yatar. Kitap yazmak, acıdan kıvrandıran bir hastalığın uzun süren nöbetleri gibi insanı yiyip bitiren korkunç bir mücadeledir. İnsan, karşıya koyamayacağı ve anlayamayacağı bir iblis tarafından itilmese kesinlikle böyle bir işe kalkışmazdı. Biliyoruz ki bu iblis herkeste vardır ve bir bebeğin ilgi çekmek için ciyak ciyak ağlamasına yol açan içgüdünün aynısıdır.

Fakat yine de sürekli kendi kişiliğini gizleme mücadelesi vermediği sürece insanın okunabilir hiçbir şey yazamayacağı da bir o kadar doğru”.
Başka itiraflarda var ustanın; “Yazmak istiyorum, çünkü ortaya çıkarmak istediğim bir yalan, dikkat çekmek istediğim bir olgu var ve başlangıçtaki kaygım sesimi duyurmak. “Hayvan Çiftliği”, ne yaptığımı tamamen bilincinde olarak politik ve sanatsal amaçları bir bütünde kaynaştırma geleceğimiz kitaptı. 1936’dan bu yana yazdığın ciddi eserleri her satırı, doğrudan veya dolaylı olarak, totalitarizme karşı durarak ve-benim anladığım biçimiyle-demokratik sosyalizmi destekleyerek yazıldı.” Bu gün olsa ne yazardı acaba Orwell?

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu Haberler Kaçmaz!

SONSÖZ ÖZEL HABER VE RÖPÖRTAJLAR

“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”
PTT AŞ Genel Müdür Yardımcısı Osman Çetinkaya “Ptt Çalışanları Ptt’nin Her Faaliyetini Destekliyor”

PTT BÜYÜK BİR AİLEDİR

PTT AŞ Genel Müdür Yardımcısı Osman Çetinkaya “Ptt Çalışanları Ptt’nin Her Faaliyetini Destekliyor”
Birbirinden bağımsız çok sayıda bilimsel çalışmanın sonuçları gösteriyor ki, meyve ve yüzde 100 meyve suyu tüketiminin, tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp sağlığı ve inme riskleri üzerinde nötr ya da yararlı etkiler yaratıyor.

Meyve ve Yüzde 100 meyve suyu tüketimi kalbi olumlu etkiliyor

Birbirinden bağımsız çok sayıda bilimsel çalışmanın sonuçları gösteriyor ki, meyve ve yüzde 100 meyve suyu tüketiminin, tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp sağlığı ve inme riskleri üzerinde nötr ya da yararlı etkiler yaratıyor.