SUİÇMEZ: KAMUCU TARIM POLİTİKALARI ŞARTTIR

0
115

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, gıda güvenliği ve dışa bağımlı tarım politikaları hakkında açıklamalarda bulundu. Tarım sektöründeki sorunların çözülmesi için ‘Kamucu Tarım Politikaları’ na geri dönülmesi gerektiğini vurguladı.

Esma ALTIN/ANKARA

ZMO, dışa bağımlı tarım politikalarından kaynaklı yaşanan sorunlar ve bunların çözüm önerileri hakkında basın toplantısı düzenledi. ZMO Yönetim Kurulu Başkanı Suiçmez; “1980’li yıllardan sonra uygulanan dış odaklara bağımlı, desteklerin kaldırılması ve azaltılmasına, dışalıma, özelleştirmelere dayalı tarım politikalarının ülkemizde kronikleşen tarım ve gıda sektörü sorunlarını günümüzde de çözemediği ortadadır. Yerli üretimi ve üreticiyi koruyan doğru tarım politikaları ile yakıcı sorunlar çözülür. ‘Kamucu Tarım Politikaları’ değişikliğine dönüş şarttır.” dedi. 


‘GIDA GÜVENCESİ VE GÜVENİLİRLİĞİ’
Özellikle pandemi sürecinde önemi artan sağlıklı beslenme için gıdaların güvenilir olması gerektiğini ifade eden Suiçmez şunları aktardı; “Tarım sektörü büyük oranda doğa koşullarına bağlı olması nedeniyle tüm dünyada korunan, desteklenen bir sektördür. Covid-19 salgınında, insanların ilk önce market raflarına koşarak gıda stoku yapması, bugünlerde dünya ölçeğinde ve ülkemizde yaşanan pandeminin insanların sağlık hakkı kadar, yeterli ve dengeli beslenme ile bağışıklık sisteminin güçlenerek sağlıklı yaşayabilmesi için temiz su ile yeterli ve sağlıklı gıdaya erişiminin gerekliliğini bir kez daha göstermiştir. Salgın döneminde en fazla gündeme gelen kavramlar gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliği olmuştur. Pandemi süreci tüm dünyada yeterli gıdayı üretmenin ve güvenli gıdaya ulaşmanın önemini daha da artırmıştır. Korona Virüs salgını küresel düzeyde uygulanan tarım ve gıda politikalarının değişmemesi halinde dünyada bir gıda kıtlığı ve gıda krizi yaşanacağını açıkça göstermiştir. Pandemi sürecinde ülkeler kendi üretimlerini ve stoklarını artırmaya çalışmakta, sınırlarını kapatmakta, ihracat yasakları koymakta, dış ticaret hacmi daralmakta, korumacılık önlemleri artmaktadır. Ülkemizde ise söylem dışında maalesef yerli üretimi ve üreticiyi korumaya yönelik somut politikalar uygulamaya konulmamaktadır.”


Dışa bağımlı tarım politikaları ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Suiçmez sözlerine şöyle devam etti; “1980’li yıllardan sonra uygulanan dış odaklara bağımlı, desteklerin kaldırılması ve azaltılmasına, dışalıma, özelleştirmelere dayalı tarım politikalarının ülkemizde kronikleşen tarım ve gıda sektörü sorunlarını günümüzde de çözemediği ortadadır. Özelleştirilen TÜGSAŞ, İGSAŞ, kapatılan Türkiye Zirai Donatım Kurumu-TZDK sonrası özel sektörün kâr mantığına ve yerli yabancı tekellere bırakılan gübrede bugünlerde dışarıya bağımlılığın da artan etkisiyle gübrede yüksek fiyat sorunu ile karşılaşmaktayız. Dünya Bankası Yapısal Uyum programlarıyla özelleştirme kapsamına alınan T.C. Ziraat Bankası bugün çiftçi bankası olmaktan çıkmıştır. İşlevsizleştirilen Tarım kredi kooperatifleri devlet güdümlü yönetim yapısı ile bugün çiftçi ortaklarına ucuz girdi ve düşük kredi sağlamamaktadır. İşlevsizleştirilen TARİŞ; FİSKOBİRLİK; MARMARABİRLİK; ÇUKOBİRLİK gibi Tarım Satış Kooperatifleri devreden çıkınca, fındıktan pamuğa, zeytinden ayçiçek yağına piyasa kontrolsüz özel sektöre ve piyasa mantığına bırakılmış, kamunun düzenleme ve denetleme görevinden çekilmesi bugün üreticiye düşük gelir tüketiciye yüksek fiyat olarak yansımaktadır. Bu olumsuz gidişe dur demek zorundayız. Her koşulda üretmeye devam etmek, üretimi ve üretenleri desteklemek zorundayız.” 

‘ÜRETİCİNİN SORUNU TÜKETİCİNİN DE SORUNUDUR’
Üreticilerin, çiftçilerin sorunlarının çözülmesi gerektiğini belirten Suiçmez şunları dile getirdi; “Ankara’ya 5. kez gelen üreticimizin, çiftçimizin sesini duymak, sorunlarını ivedilikle çözmek zorundayız. Çünkü üreticinin sorunun aynı zamanda tüketicinin sorunudur. Soruna bir bütün olarak bakmak için kamu yönetimini, Tarım ve Orman Bakanlığını göreve davet ediyoruz. Ülkemizde önceki yıllarda olduğu gibi pandemi sürecinde de yapısal sorunları çözmek yerine ‘yerli ve milli’ söylemi dışında maalesef yerli üretimi ve üreticiyi korumaya yönelik somut ekonomik desteklere dayalı üretim seferberliğine yönelik kamucu tarım politikaları uygulamaya konulmamaktadır. Ülke düzeyinde tarımsal üretim seferberliği ilan edilmesi çağrımız karşılık bulmamış, 7 üründe 21 ilde yüzde 75 tohum hibesi ile ek tarım arazilerini tarıma açma gibi küçük parçacıl gıda arzı sorununu çözmeyecek projeler gündeme gelmiştir. Gıdada kendimize yeterliyiz, stoklarımız yeterli söylemleri arasında sürekli dışalım yoluna gidilmesi, aslında ciddi gıda arzı sorunu yaşadığımızın bir göstergesidir.”

Kredi borçlarını ödemekte zorlanan çiftçilerin mallarına haciz gelmesini gündeme getiren Suiçmez şunları ifade etti; “Pandemi sürecinde yeterli desteği zamanında alamayan, dövize bağlı girdi fiyatları artışıyla üretim maliyetleri sürekli artan, dışalım baskısıyla ürün fiyatlarının maliyetini karşılayamadığı günümüzde, aldığı krediyi geri ödemekte zorlanan çiftçimizin ipotekli malları üzerinde öncelikle Tarım Kredi Kooperatifleri haciz işlemine başlamıştır. Amasya’da traktörüne, Kars’ta hayvanına icra gelen çiftçilerimiz basında gündem olmuştur. Her ne kadar kamuoyuna yeterince yansımasa da kamu ve özel bankaların ipotekli çiftçi arazilerine el koyduğu da somut bir gerçektir. Çiftçinin kamu ve özel bankalara, kooperatiflere, bayilere olan toplam borcu 200 milyon TL düzeyine yükselmiştir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BBDK) verilerine göre 2016 yılında 71.5 milyar TL olan toplam nakdi kredi 2020 sonunda 138 milyar TL’ye çıkmıştır. Takipteki borç miktarı 5 milyar TL düzeyindedir. Çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatifleri (TTK) ve Ziraat Bankası başta olmak üzere borçlarının yeniden yapılandırılması ile ilgili bir düzenleme yapılmayıp, TKK tarafından icra işleminin 3 ay ötelenmesi gündeme geldi. Kısa dönemli faiz ertelemeleri ya da haciz işlemlerinin 3 ay ertelenmesi çiftçinin borç batağında yaşadığı kısır döngüyü aşabilmesi için yeterli değildir.

Özetle; üreticinin kâr ederek üretimde bulunamaması ve öz sermayesini artıramaması halinde kredi borç döngüsünde üretim araçlarına el konulması sorunu aşılamayacaktır.”
Üreticilere ek ödeme verilmesine yönelik dünyadan örnekler veren Suiçmez şunları kaydetti; “Dünya ekonomisinin en gelişmiş ülkeleri olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB), pandemi sürecinde tarımsal üretimi artırmak ve gıda gereksinimlerini karşılanması için ek ekonomik destekleri gündeme getirdi. ABD, ilk aşamada tarımda 19 milyar dolar ek destekleme yapacağını açıkladı. AB, 2021-2027 tarımsal destek bütçesini açıklayıp üreticilerin önünü görmesini sağlarken, 1 trilyon Euro ek bütçe ile 750 milyar Euro toparlanma fonu oluşturdu. Ülkemizde ise açıklanan ‘Ekonomik İstikrar Kalkanı’ başlıklı önlemler paketlerinde tarım sektörü yer almadı.


DESTEKLERE DİKKAT ÇEKTİ
Geçmişten günümüze tarıma dayalı destekleri değerlendiren Suiçmez şunları belirtti; “2006 yılında çıkarılan 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. maddesindeki tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynağın milli gelirin yüzde 1’inden az olamayacağı hükmüne rağmen, verilen desteğin milli gelire oranı yıllara göre yüzde 0.4-0.6 aralığında kalmıştır. 2020 yılında tarımsal destek miktarı 22 milyar TL iken 5488 sayılı yasaya göre çiftçilerimize verilmesi gereken destek miktarı en az 43 milyar TL olmalıydı. 2021 yılı destekleme bütçesinin son andaki bir değişiklikle 24 milyar TL olması, aslında artırılmamış olması, daha önceki yıllarda karşımıza çıkmayan bir durumdur. Mazot desteği 2020 yılında 2 milyar 901 milyon TL iken, 2021 yılında 2 milyar 724 milyon TL’ye düşürülmüştür. Yurt dışına bağımlı olduğumuz mazotta dövizdeki ciddi artışa karşın desteğin yüzde 6,1 oranında azaltılması kabul edilemez. Gübre desteği 2020 yılında 840 milyon TL iken, 2021 yılında 788 milyon TL’ye düşürülmüştür. Kesinti oranı yüzde 6,2’dir. Hayvancılık desteği 2020 yılında 6 milyar 862 milyon TL iken, 2021 yılında 6 milyar 324 milyon lira TL’ye düşürülmüştür. Hayvancılık desteklerinde kesinti oranı yüzde 9,6 düzeyindedir.”
Üreticilerin eline geçen gelirinin borçlarını anca karşıladığını belirten Suiçmez; “Tarımsal desteklerin zamanında ödenmemesi, en az 1 yıl sonradan ödenmesi, geliri banka ve piyasa borcuna giden üreticimizin üretimden uzaklaşması sonucunu doğurmaktadır. Oysa üretim artışını ve tarımsal üretim planlamasını yönlendirmesi gereken desteklerin amacına ulaşması için desteklerin ürün ekiminden önce, yeterli, zamanında ve kesintisiz ödenmesi gerekmektedir.” ifadelerini kullandı. 


FİYAT ARTIŞLARINI DEĞERLENDİRDİ

Ülkemizdeki gıda fiyatlarında artış yaşanmasının belli nedenlere dayandığını savunan Suiçmez şunları dile getirdi; “Dünyada ve ülkemizdeki gıda fiyatlarının fahiş artışı bir sonuçtur. Bu sonuca yol açan etkenler irdelenmeden gıda fiyatlarındaki dönemsel ya da sürekli yüksek artış sorunu çözülemez. Ülkemiz özelinde gıda fiyatlarındaki artış nedenlerini şöyle özetleyebiliriz; doğa koşullarına bağlı üretimin kuraklık, sel, don vb. iklime bağlı dönemsel ve bölgesel değişikliklerden etkilenmesine bağlı üretim azlığı, pandemi gibi küresel şokların üretimdeki arza, tüketimdeki talebe, tedarik zincirindeki kırılmalara, mevsimlik işgücü piyasasına, uluslararası ticarete etkisiyle oluşan fiyatların etkisi, genel ekonomi politikaları içerinde tarım sektörüne biçilen rol ve ayrılan payların miktarı, dünyada tarımsal girdi, gıda tedarik zinciri ve gıda sanayinde var olan tekelci yapı ve ülkemizdeki güçlü etkisi, ülkemizde tarım sektörünün kronikleşen yapısal sorunlarının çözülememiş olması, Türkiye’de güncel ve sağlıklı veri yetersizliğinde gerekli planlama, proje ve projeksiyonların yapılamaması, tarım dışı amaçlı arazi kullanımının artması veya yanlış tarım politikaları nedeniyle çiftçinin üretimden vazgeçmesi nedeniyle üretim alanlarının azalmasına bağlı üretim azlığı, etki analizi yapılmış tarımsal desteklerle ülkesel ve bölgesel düzeyde yönlendirilmesi gereken tarımsal üretim planlamasının olmayışı, arz talep dengesizliği sonucu yurt içine arz edilen üretim miktarının azlığı, ülkemizde yetersiz miktarda ve zamanında ödenmeyen destek miktarları nedeniyle çiftçimizin dünya çiftçileri ile rekabet edemeyişi, dışa bağımlı mazot, gübre, yem, tohum, ilaç gibi temel tarımsal girdi maliyetlerindeki artışın üretim maliyetini yükseltmesi, girdilerde maliyeti azaltıcı KDV/ÖTV indirimi olmaması, öz sermayesi yetersiz çiftçinin üretime uygun kredi koşulları ortamı oluşturulmaması nedeniyle ipotek konulan üretime araçlarının icra yoluyla alınması sonucu üretimdeki azalma, önceden açıklanan gerçekçi alım fiyatlarının olmayışı ile ürün alım garantisinin yetersizliği üreticiye ödenen fiyatların üretimde devamlılığa olumsuz etkisi, iklime bağımlılığı azaltacak sulama yatırımlarının ve verimliliği artıracak arazi toplulaştırma hizmetlerinin yetersizliği nedeniyle verim düşüklüğünün üretime olumsuz etkisi, ülke içi üretimin yetersizliği nedeniyle gerekli olan ancak yetersiz kalan stokların yurtdışından karşılanması gereği, yurt dışı ülkelerdeki üretim miktarlarındaki değişimlere bağlı ithal ürün fiyatlarının yükselmesi, döviz fiyatlarındaki artış ve TL’nin değer kaybının dış ticaret fiyatlarına olumsuz etkisi, dış ülkelerin yüksek tarım destekleri ile ihracat/ithalat kısıtları dahil korumacı dış ticaret politikaları sonucu dışsatımın kısıtlanması, daha yüksek fiyata dışalım yapılması zorunluluğu, dışalımdaki bağımlılığın ülke üretiminin orta ve uzun vadede azalmaya yol açacak olması, gıda tedarik zincirinde aracı sayısının fazlalığı ile zincir marketlerin fiyat belirleme tekeli oluşturması, üretici ve tüketici kooperatiflerinin yetersizliği nedeniyle üretici geliri azalırken tüketicilerin fahiş fiyatla gıdaya erişimi sorununun çözülememesi, tüketicilerin gelir düzeyinin düşüklüğü ve gıda maddelerine yapılan harcamanın gelirdeki payının yüksekliği, kamu yönetimindeki düzenleme ve denetim yetersizliği sonucu fiyat spekülasyonunun önlenememesi, yerli üretimi ve üreticiyi koruyacak kamucu tarım politikaları yerine dışa bağımlı özelleştirmeci destekleri azaltıcı neoliberal tarım politikalarının kesintisiz sürdürülme yanlışı.”
Planlı bir sistemin gerekliliğinden bahseden Suiçmez; “Tarımsal üretim planlaması ile arz talep dengesi sağlanamazsa, girdi maliyetleri düşürülmezse, zamanında yeterli destek verilmezse, tarımsal kredi ortamı iyileştirilmezse, aracılık sistemi tekelleşen zincir marketler denetlenmezse sadece üründe vergi oranlarını indirmekle sorun çözülmez. Temel gıda maddelerinde KDV’nin yüzde 8’den yüzde 1’e indirilmesi olumlu ancak yeterli değildir Bazı ürünlerdeki yüzde 1 ila yüzde 8 olan toptan ve perakende satış oranları da tekleştirilmelidir. Fiyatları düşürmeyen dışalımda gümrük vergisi düşürmek ya da sıfırlamak ciddi sorundur ve bu tercihten vazgeçilmelidir. Tarımsal girdilerde dövize bağlı mazot, gübre, ilaç, tohum ve yemde yüzde 18 olan KDV/ÖTV oranları da yüzde 1’e indirilmelidir.” dedi. 


‘KAMUCU TARIM POLİTİKALARI ŞARTTIR’
Ticaret Bakanlığı tarafından bazı firmalara yapılan denetlemelere değinen Siçmez şu soruları yöneltti; “Ticaret Bakanlığı haksız kazanç ya da stokçulukla fiyatları speküle eden firmaları bir süredir denetlemeye başladı. Bu aşamada sorularımız şunlar; Ticaret Bakanlığı bu görevini şu an değil uzun süredir en başından beri zaten yapmalıydı, neden yapmadı? Verilen cezaların haksız kazancı önleyecek düzeyde caydırıcı olması gerekir, cezalar caydırıcı mı? Ticaret Bakanlığı’nın Ocak ayı denetimlerinde hangi şirketler, zincir marketler haksız kazanç elde etmişse bunun kamuoyuna açıklanması gerekir, neden açıklanmıyor?”
Marketlerdeki fiyat artışlarının tarım politikalarında çözülemeyen sorunlara bağlayan Suiçmez şunları söyledi; “Tarımın yapısal ve altyapısal sorunları çözülmeden marketlerdeki fiyatların artışı, ısrarla uygulanan yanlış tarım politikalarının bir sonucudur. Raflarda gıda marketleri fiyatları aşırı artarken, çiftçi, üretici masumdur, tüketici masumdur. Yerli üretimi ve üreticiyi koruyan doğru tarım politikaları ile yakıcı sorunlar çözülür. ‘Kamucu Tarım Politikaları’ değişikliğine dönüş şarttır. Çözüm; stratejik bir sektör olan tarım sektörünü gecikmeksizin korumak ve somut önlemlerle üretim ekonomisine geçmektir. 5488 sayılı Tarım Kanunu gereği, bütçeden tarıma ayrılan kaynak, 2021 yılı bütçesi ve sonraki yıllar için gayrisafi millî hâsılanın en az yüzde 1’i düzeyine yükseltilmelidir. 2019 yılı destekleme ödemeleri tüm illerimiz için derhal ödenmeli, 2020 destekleme ödemeleri ise 2021 yılı bitmeden ödenmelidir. Tarımsal desteklerin yönlendiriciliğinde ivedilikle ülkesel ve bölgesel ‘Tarımsal Üretim Planlaması’na geçilmelidir. ,

Dövizdeki artışa paralel artan girdi fiyatlarındaki kaçınılmaz yükselişi önlemek ve üretime kesintisiz devam etmek için gübre, tohum, ilaç, yem, mazot, elektrik gibi temel girdilerin maliyetleri düşürülmeli, tarımsal girdilere destek verilmeli, yüzde 1 olacak şekilde KDV/ÖTV indirimi dahil üreticiyi ve üretimi rahatlatıcı önlemler ivedilikle alınmalı, ek ekonomik destekler açıklanmalıdır. Üreticilerimizin kamu ve özel bankalar ile Tarım Kredi Kooperatiflerinden aldıkları krediler yapılandırılmalı, faiz silinmesi yanında, anapara için kredinin alındığı dönemin faiz koşullarıyla 5 yıla yayılan yapılandırma gündeme gelmelidir. Çiftçilerin BAĞ-KUR ve SSK borçları ertelenmelidir. Kredi Garanti Fonu (KGF) kredileri tarım işletmelerini de kapsamalıdır. Tarımsal sulama yatırımları artırılmalı, elektrik ve su için çiftçi borçları yapılandırılmalıdır. Tarımsal girdilerin üretilmesi ve üreticiye ulaştırılması konusunda ülkemiz için farklı seçenekler aranmalı, öncelikle tarımsal ilaç ve gübre olmak üzere yerli girdi üretimine yönelik gerekli ar-ge çalışmaları hızlandırılmalı ve süreç koşulsuz desteklenmelidir. Tarım sektörü tümüyle serbest piyasaya, yerli yabancı tekellerin, gıda tedarikinde zincir marketlerin kâr mantığına bırakılamayacak bir sektördür. Çözüm; tarımsal kamu yönetiminin asli görevlerini hatırlaması ve gecikmeden korumacı politikaları yaşama geçirmesidir. Çözüm; küçük aile işletmelerinin borç batağından kurtarılıp ürettiğinden kâr edecek şekilde tarımsal üretime devamının sağlanmasıdır.