SU POLİTİKALARI DERNEĞİ (SPD) BAŞKANI DURSUN YILDIZ: SU YÖNETİMİNDE EKOLOJİK VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM DİKKATE ALINMALI

0
104

Su Politikaları Derneği (SPD)Başkanı Dursun Yıldız, en temel ihtiyaç kaynakların biri olan suyun önemine dikkat çekerek gelecek tehlikelere yönelik alınması gereken önlemlere ilişkin açıklamalarda bulundu.

ESMA ALTIN– SPD Başkanı Dursun Yıldız, nüfus artışı, kirlilik, kırsaldan kentlere göç, meteorolojik olaylar ve kuraklık nedeniyle tehdit altında olan su kaynaklarının öneminin artık kavranıp gelecek tehlikelere yönelik önlemler alınmasına yönelik açıklamalarda bulundu. Su kullanımına dair yapılan araştırmalarda gittikçe artan bir sıkıntının olduğunu ifade eden Yıldız; “Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli BM bünyesinde 1988’de oluşturuldu. 33 yıldır çalışıyor. 6 adet Değerlendirme Raporu yayımladı. Yayımladığı her raporda durumun bir öncekinden daha riskli hale geldiğine dikkat çekti. Son raporda sera gazı salımının arttığı, küresel bölgesel sıcaklıkların çok hızla yükseldiği, ortalama sıcaklıkta sanayi öncesi döneme göre 1,5 0C artış hedefini tutturmanın artık mümkün olmadığı, belirtiliyor. Ayrıca yağış rejimi ve desenlerinin değişmekte olduğu, kurak dönemlerin sıklaşacağı, olağanüstü meteorolojik olayların artacağı, şiddetli yağışların sıklaşacağı öngörüleri daha net olarak vurgulanıyor.”
‘SU VE ATIK SU YÖNETİMİMİZ EKOLOJİDEN ÖDÜN VERİYOR’
Gelecek tehlikelere karşı önerilerini sunan Yıldız, özellikle su ve atık su yönetiminin doğru bir politikada ve ekolojik dengeyi gözeterek yürütülmesi gerektiğini savunan Yıldız, sürdürülebilir su yönetimine dikkat çekti ve şunları dile getirdi; “Sürdürülebilir Su Yönetimi ekonomik, ekolojik, sosyolojik hedefler arasındaki dengeyi dikkate alarak bütünleşik, katılımcı, şeffaf bir şekilde yapılır. Ancak gerek merkezi kurumlardaki gerekse yerel yönetimlerdeki su ve atık su yönetimi anlayışımız, çoğu zaman ekoloji-ekonomi dengesini sağlamakta zorlanmış ve ekolojiden ödün vermiştir. Bu ödünlerin verilmesine zorunlu olunduğuna yönelik çeşitli nedenler de sıralanabilir. Hatta bunların bazıları anlayışla da karşılanabilir. Ancak doğanın bu tahribatını ve bozulan dengenin önümüze koyduğu faturayı görerek aynı yönetim anlayışını sürdürmek kabul edilemez.
Yeterli ve sürekli olarak temiz suya ulaşım ve sağlıklı bir çevrede yaşamak temel bir canlı hakkıdır. Ancak bunu savunmak yetmez. Uygulayabilmek gerekir ve bunun uygulamada gerçekleşmesi katılımcı, toplumcu-gerçekçi bir politikaya ihtiyaç gösterir. Fakat bunun aksine ekonomik ve politik nedenlerle popülist politikalar uygulanmakta ve doğal hayatın sürdürülebilir olmasının sesi olan sivil toplum kuruluşları genellikle göz ardı edilmektedir.”
‘EKOSİSTEM TABANLI SU YÖNETİMİ POLİTİKALARINA GEÇİLMELİ’


Su kaynaklarının kullanımının özellikle toplumsal ve ulusal çıkarları dikkate alarak kullanmak ve yönetmek için hem kullanıcılar hem de yöneticiler olarak düşünce değişikliğine gidilmesi gerektiğini savunan Yıldız, sözlerine şöyle devam etti; “Bu değişikliği yenilikçi tüm gelişmeleri ulusal ve toplumsal çıkarlarımızı önceleyerek gerçekleştirmeli ve suyun sadece temini anlayışından suyun bütünleşik yönetimi anlayışına geçmeliyiz.
Özetle; popülist su temini politikaları yerine, toplumcu gerçekçi ekosistem tabanlı su yönetimi politikalarına geçmemiz lazım. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek hatasını sürdürmemeliyiz. Bunun ulusal, ekonomik, sosyal ve toplumsal bedeli ağır olmaya başlamıştır. Atık su yönetimi, su yönetiminin vazgeçilmez bir parçasıdır. Su yönetiminin tüm alanları gibi atık su yönetiminde de paradigma değişikliğine ihtiyacımız var. Burada atık suyu kısmen arıtıp deşarj etmek yerine tam arıtıp bu suyun geri kazanımına yönelmeliyiz. Artık kirli su, atık su gibi kavramların yerine ‘arıtılmış çevrimiçi su’ gibi kavramları kullanmaya başlamalıyız. Bunu sadece kısıtlı olan su kaynaklarına ilave su kaynakları üretmek için değil aynı zamanda su kalitesi yönetimi kapsamında ekolojik dengeyi bozmamak için yapmalıyız. Ülkemizde arıtılarak geri kazanılan suyu, ya doğrudan endüstri veya tarımda ya da yeraltı suyu veya yüzeysel su rezervuarlarında depolayıp diğer uygun alanlarda kullanmak için çalışmalarımızı arttırmalıyız.
Toplam su kullanımımız içindeki oranı az da olsa arıtılmış atık su kullandığımız alanlar mevcut. Ancak bu kullanımı planlı ve dikkatli bir şekilde arttırmamız gerekiyor. Bu da sadece teknik ve ekonomik imkanlar sorunu olmayıp, su kalitesini korumak anlayışı ile başlayan bir ekoloji tabanlı düşünme kültürü oluşturma konusudur.”
‘YERALTI SULARINI VERİMLİ KULLANMADA İLERLEME KAYDEDEMİYORUZ’
Yeraltı sularının kullanımında yeterli dengenin sağlamadığını belirten Yıldız, şunlara dikkat çekti; “Yeraltı sularımız en stratejik ve en değerli su kaynaklarımız. Herkes aynı fikirde ama koruma ve verimli kullanım açısından ilerleme kaydedemiyoruz. Biz Su Politikaları Derneği olarak bu konuyu yazdığımız raporlarla sürekli gündemde tutmaya çalışıyoruz. Yeraltı sularımızın yüzde 85’i tahsis edilmiş durumdadır. Ancak yeraltı suyu havzalarının kullanım beslenim dengesini koruyamıyoruz. Sadece izliyoruz ve seviyenin düştüğünü açıklıyoruz. Bunun temel nedenleri artan ruhsatsız kuyular, kontrolsüz aşırı çekimler ve denetim eksikliği olarak sıralanabilir. Burada sanayi tesislerinin su çektiği kuyularında kısmen bir denetim sağlandığını ama tarımsal sulamada bu denetimin sürekli ertelendiğini belirtmemiz gerekiyor.
Yeraltı sularımızın seviyelerinin barajlardaki gibi herkes tarafından görünür olmayışı aşırı kullanımı arttırıyor. Gözden ırak olan su kaynaklarımızın denetimden de uzak olduğu görülüyor. Kentlerimizin içme ve kullanma suyunun yaklaşık yarısı, yeraltı suyundan çekiliyor. Geçen sene üç büyük kentimizde içme ve kullanma suyu barajlarında düşen su seviyeleri büyük endişe yaratmış, yakın takip altına alınmış ve TV ekranlarında her gün altyazı ile bilgilendirme yapılmıştı. Ancak aynı dönemde beslenemeyen yeraltı suyu havzalarındaki düşüşten hiç haberimiz olmadı. Hiçbir TV kanalında bu yeraltı suyu seviye düşüşleri konusunda altyazı da geçmedi. Ama aslında tıpkı barajlarımızdaki gibi Türkiye’nin kentsel nüfusunun yarısının su ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığımız yeraltı suyu rezervlerimizin seviyelerinin de düştüğünü söyleyebiliriz.
Türkiye’nin su yönetiminin en acil konusu sadece yasaklayıcı tedbirlerle değil ama havza ölçeğinde bütüncül ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla acil önlem alınmasıdır. Çünkü geç kalırsak yeraltı sularımızı kalite ve miktar açısından geriye getirmek çok uzun zaman alacak ve bize çok pahalıya mal olacaktır. Suyun akılcı planlı ve verimli yönetimi konusunda alınması gereken her türlü tedbir en anlaşılır şekilde son 10 yıldır hazırlanan Havza Koruma, Havza Stratejik Planlama, Havza Yönetim, Ulusal Su Planı gibi birçok planda yer almaktadır. Ancak bu planların artık tozlu raflardan indirilip katılımcı ve şeffaf bir anlayışla uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir.”
‘SU YÖNETİMİNDE DOĞA TEMELLİ ÇÖZÜMLER DİKKATE ALINMALI’
Su yönetiminin sağlıklı işlemesi için doğa temelli çözümler ve yeşil dönüşüm kavramları arasında sağlam bir ilişki kurulması gerektiğini vurgulayan Yıldız, şunları söyledi; “Önümüzdeki dönemde su yönetiminin dikkate alması gereken en temel kavramlar, doğa temelli çözümler ve artan su-enerji-gıda ve ekoloji ilişkisi olacaktır. Katılımcılık, şeffaflık, bütünleşik yönetim anlayışı gibi temel kavramları artık saymıyorum. Bunları geçmiş olmamız lazım ki ekosistem dengesine verdiğimiz zarar ile doğanın kendisini bizden koruma refleksinin gazabına uğramayalım. Bunun için su yönetiminde İngilizcede nexus olarak geçen, sektörler ve doğal çevre arasındaki bağlantıyı ve dengeyi gözeten bir anlayışa ihtiyacımız var. Bunu su havzası ölçeğinde bütünleşik bir anlayışla yapabiliriz. Diğer taraftan artık su-enerji-gıda ve ekoloji alanlarının her biri teker teker ulusal güvenlik konusu olarak kabul edilmektedir. Bu durum ülkelerin bu sektörlerin bağlantıları üzerinden işbirliği arayışları yaratabileceği gibi bu kaynakların güvenlikleştirilmesi sonucunu da doğurabilecektir. Türkiye, bu sonucun kolaylıkla ortaya çıkabileceği bir coğrafya olan Ortadoğu ile sınır aşan sular ilişkisi olan bir ülkedir. Su kaynaklarımızı bölge barışı ve istikrarı için kullanma politikamızı sürdürmek için bölgenin su yönetiminde yenilikçi ve yönlendirici ülkesi olmak gibi yüksek politika hedefleri koymalıyız. Burada da disiplinlerarası bir düşünce tarzını ve su yönetiminin yenilikçi temel kavramlarını dikkate alarak ilerlememiz gerekmektedir.”
Dünyanın her yerinde ve her alanda yaşanan dijital dönüşümün su yönetimi anlayışına da entegre edilmesi ve bunlar için hazırlık yapılmasını ifade eden Yıldız; “Dünya’daki dijital dönüşümü, doğa tabanlı su yönetimi anlayışını, yeşil dönüşümü, yeşil mutabakatı, enerji-su-gıda-ekoloji ilişkisini ve bunların uygulanmasının önündeki eşikleri daha çok konuşmalı ve bunlar için gerekli hazırlıkları yapmalıyız.
Öncelikle dijital okuryazarlığımızın arttırılması ve dijital kurumsal altyapımızın oluşturulması lazım. Aynı zamanda birçok kurum ve kuruluştaki gelenekselleşmiş, hantal çalışma anlayışımızın da değişmesine ihtiyacımız var. Artık neyi hangi amaçla yaptığımızı daha iyi düşünmek ve planlamak zorundayız. Kurumsal kapasitemizle birlikte disiplinlerararası bir düşünce kültürü de geliştirmeliyiz. 21. yüzyılın hızla değişen dünyasında radikal bir düşünce değişikliğine olan ihtiyacımız her geçen gün artıyor.” şeklinde konuştu.

- Reklam -
- Reklam -