Sosyal güvenlik sistemini bekleyen tehditler

0
156

Hepimizin bildiği gibi sosyal güvenlik sistemi yaşlılık, hastalık yahut da kaza gibi nedenler ile geçici yahut da kalıcı olarak çalışamaz hale gelen insanların gelirsiz kalmamaları, yaşamlarını idame ettirebilmeleri ve sağlık ve benzeri giderlerini karşılayabilmeleri için ortaya çıkmıştır.

Sanayi devrimi öncesi toplumlarda da kurumsal olmasa dahi bir sosyal güvenlik fonksiyonu vardı, bu fonksiyon yardım sandıkları, aile içi transferler ve dinsel nitelikli kurumlar tarafından yerine getiriliyordu.

Sanayi devrimi ve ücret karşılığı çalışan kalabalık bir emekçi sınıfının oluşmasıyla çalışma şartları, çalışırken maruz kalınan riskler ve çalışma sonrası ihtiyaçlar gündeme gelmiştir. Bu ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla da bir sosyal güvenlik sisteminin temelleri atılmıştır.

Bugünkü anlamda sosyal güvenlik sistemi 19 uncu yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşmiştir. İlk kez Alman devlet adamı Bismarck, finansmanının işçi ve işveren primleri yanında devlet katkılarıyla da sağlandığı bir sosyal sigorta sistemi oluşturarak önemli bir çalışmaya imza atmıştır. Bu çerçevede, Almanya’da uygulanan sosyal sigortalar, başlangıçta hastalık (1883), iş kazası (1884), sakatlık ve yaşlılık (1889) sigortalarını kapsamıştır

İngiltere’de ise Sosyal Güvenlik Sistemi, 1942 yılında yayımlanan ve sosyal güvenliğin finansmanının vergi gelirleriyle sağlanmasını öngören “Beveridge Raporu” ile yepyeni boyutlar kazanmış ve çağdaş sosyal güvenlik düşüncesinin oluşumuna büyük katkılarda bulunmuştur.

1935 tarihli Amerikan Sosyal Güvenlik Kanununda Sosyal güvenlik kavramı yer almıştır. Kavram, daha sonra 1941 tarihli Atlantik Paktı Sözleşmesinde ve 1944 tarihli Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Philedelphia Konferansında kullanılmıştır. Ayrıca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 22. ve 25. maddelerinde sosyal güvenlik, temel haklardan biri olarak sayılmaktadır. ILO da 1952 tarihli ve Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Hakkındaki 102 sayılı sözleşmesinde en geniş şekilde sosyal güvenlik kavramına yer vermiş ve bu alandaki temel düzenlemeyi yapmıştır.

Bu manada sosyal güvenlik sistemi, bir yandan toplumsal dayanışmadan diğer yandan da bireylerin katkılarından kaynak devşirir.

Bütün sosyal güvenlik sistemleri bir sigorta mantığında çalışır ve bir aktüerya hesabına dayanır. Bu hesap en temelde istatistiki bir yöntemdir ve birey için yapılacak harcamaları istatistiki yöntemler ile tahmin ederek bireyin ödeyeceği primler ile toplumun yapacağı ya da yapmak zorunda kalacağı katkıları belirlemeye çalışır.

Bugün gelinen noktada ise küresel ölçekte sosyal güvenlik sistemini bazı büyük riskler beklemektedir.

Bu risklerden birincisi tıp teknolojilerindeki gelişmeler nedeniyle insanların yaşam süreleri uzamaktadır. Bu beklenen yaşam süresi ile yapılan istatistiki hesaplamaları altüst edebilecek kadar kısa süre zarfında gelişen radikal bir değişimdir. Bu risk karşısında aktüerya dengesinin sağlanabilmesi için alınması gereken tedbirler emekliliği hak edebilmek için gereken çalışma süresinin uzatılması ve pirim gün sayısının arttırılmasıdır. Lakin bir siyasi otorite için bu tedbirleri almak yoğun toplumsal tepki nedeni ile kolay değildir. Emeklilik bekleyen herkes doğal olarak elinden kazanılmış bir hakkın alınacağını düşünerek tepki göstermektedir. Diğer bir çare kamu bütçesinden sosyal güvenlik sistemine aktarılan para miktarını arttırmaktır ve elbette buda kolay değildir özellikle bütçe açığı veren devletler için oldukça zor bir çare.

İşin diğer bir korkutucu yanı ise finansal korkular nedeni ile emeklilik vaat eden kamusal ve özel sosyal güvenlik sistemlerinin insanların yaşam sürelerini uzatabilecek tıbbi gelişmeleri yavaşlatma engelleme ve hatta sabote etme olasılığıdır. Bu sistemlerin lobileri devletlere, hükümetlere baskı yaparak bu alanda yavaşlatıcı tedbirler alınmasını bir manada gelişmelere taş konulmasını sağlayabilir.

Sosyal güvenlik sistemlerinin finansal sıkıntı yaşaması beklenen ikinci alan ise sağlık sigortasıdır. Bir çok ülkede kamusal sosyal güvenlik sistemleri bireye oldukça geniş sağlık güvencesi sunar. Yeni gelişen tıp teknolojileri oldukça pahallı teşhis ve tedavi yöntemlerini ortaya çıkarmıştır. Yeni gelişen ve çok pahalı olan bireysel akıllı ilaçlar yada nano teknolojiye dayanan teşhis ve tedavi yöntemleri sağlık sigortalarına çok büyük bir finansal yük getirecektir.

Ülkemizde yakın zamanda yaşanan ve SMA hastalarının tedavisi için gereken çok pahallı ilaçların SGK tarafından karşılanmamasının ortaya çıkardığı sosyal tepkiyi hatırlayınız! Bir tarafta hasta ve iyileşebilecek çocuklar diğer tarafta bu ilaçların temini için gereken astronomik bütçeler. Yakın zamanda bir çok sağlık sigortası ve özellikle de kamusal güvence veren sağlık sigortaları bu ikilem ile karşı karşıya kalacaktır.

Sigorta lobilerinin insanların yaşam süresini uzatan teknolojik gelişmelere yönelik gösterebilecekleri tepkilerin bir benzerini sağlık alanında da görmemiz şaşırtıcı olmayacaktır.

Sağlık sigortası yapan kurumlar finansal endişeler ile yeni teşhis ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesini engellemeye, hiç değilse taş koyup geciktirmeye çalışabilir.

Bu iki alandaki finansal risk insanların daha uzun ve sağlıklı yaşamasına yönelik bilimsel çabaları baltalayabilir ki bence bu bir felakettir.

Devletlerin bu olasılığa karşı tedbir almaları ve hem sigorta sistemlerinin iflas etmesini engelleyecek ve hem de insan yaşamının uzamasına, toplum sağlığının artmasına yönelik bir orta yol bulmaları gerekmektedir.

Türkiye gibi sosyal güvenlik sisteminin büyük ölçüde kamusal olduğu ülkelerde bu önlemleri almak çok daha kolaydır. Neticede karşınızda emeklilik fonlarını yöneten özel finans kurumlarının ikna edilmesi zor lobicileri bulunmamaktadır. Bu yüzden ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesi engellenmeli ve kamusal kalması sağlanmalıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz