Yeni yıl insanlığa ne getirecek diye hepimiz merak edip, birbirimize sağlık, mutluluk ve tüm sevdiklerimizle birlikte huzur dolu bir yıl olsun istek ve dileklerimizi iletmiştik.

Tabi ki doğal afetler insanlığa zarar versin, dünyada süren ve yanı başımızdaki savaşlar son bulsun da istiyorduk.İşimiz, gücümüz olsun, çocuklarımız okullarına gitsin ülkemizde huzur dolsun istiyorduk. Ama bu isteklerimiz yeni yılın üzerinden birkaç ay geçmeden hepsi dağıldı. Corona virüsü çıktı ortalığa ve insanlığın korkulu rüyası oldu. Her birimizi derin düşünceler aldı. Kimimiz işimizi kaybettik, kimimiz geleceğe dair umutlarımıza gem vurmak zorunda kaldık.
Virüs sadece kişisel yaşam kaygılarımızdan ortaya çıkmadı. Bütün dünyada değişik ülkelerde farklı gelişme evreleri göstererek her kesimin endişelenmesine, kaygılanmasına ve korkusuna neden oldu.Hâkim olan üretim biçiminin bütün dünyada adı kapitalizmdir. Bu doktrini savunanlar, ekonomik hayata devlet müdahalesini ret ederler. Her şeyin serbest rekabet ortamında oluşmasını beklerler.

1970 ‘li yıllarda ortaya çıkan yönetişim kavramı ile devlete(bütün olarak halkın olan ki- buna kamu da denilmekte) ait olan varlıkların bütün dünyada özelleştirilmesini sağladılar.1990’lı yıllarda ise Sovyetler Birliğinin yıkılması (temsili anlamda da sosyalizmin) neticesinde bunu bir fırsata çevirerek bütün kamuya ait olan varlıkların satılması ve özelleştirilmesini yaptılar.
Bu bizim ülkemizde de neredeyse aynı gizergahı takip ederek gelişti.24 Ocak kararlarıyla yeni bir ekonomik sisteme geçilerek özelleştirmeler yapıldı ve günümüze kadar geldi. Bugün açışından önem taşıyan sağlık sektörü de bundan nasibini aldı.

Virüsün ortaya çıkması ile her ülkenin hükümetleri değişik kararlar aldılar. Alınan kararlar ekonomik, sosyal ve sağlık açısından da önem taşıyan özgürlükler konusunda oldu. Bu kararlar eleştiri konusu yapıldı ve yapılmaya da devam edilmektedir. Birçok ülkede kötü yönetilmesi nedeniyle, hükümetlerin yönetememe krizi ortaya çıktı. Artık herkeste hiçbir şey eskisi gibi olmayacak beklentisi oluşmaya başladı.

Bizim de Cumhurbaşkanlığı sistemi olarak ifade edilen, hükümet etme sistemimizi idare edenler, bazı kararlar aldılar ve halka açıkladılar. Öncelikle halkın kendi kendini idare etmesini talep ettiler. Gerekli olmadıkça evden çıkmayın dediler. Sonra birçok işyeri virüsün yaygınlaşmasını önlemek için kapatıldı. Çok sayıda hizmet ve üretim sektöründe çalışan işçi ve küçük esnaf işsiz kaldı. Ekonomik istikrar kalkanı programı açıklandı, bu program yeterli olmadığını düşünen ve sosyal hukuk devletini hatırlatan çevrelerce eleştirildi. Herkes kendi geliştirdiği önerileri ortaya koymaya çalıştı.
Ülkemizde kendi alanında çok önemli sosyal bilimciler bir araya gelerek koronavirüs (Kovid-19) salgını kapsamında 22 maddeden oluşan bir çağrı (https://sosyalbilimcilerincagrisi.com/) metni yayımladılar.

Metinin başında “Bugün tüm dünya sağlığın, eğitimin, temel ihtiyaç maddeleri üretiminin piyasa süreçlerine terk edilmesinin bedelini ödüyor. Artık neoliberal ezberlerin terk edilmesinin; kamuculuk, planlama, toplumsal dayanışma gibi kavramların tekrar benimsenmesinin zamanı geldi de geçiyor.”

“Dünya ve ülkemiz ciddi bir virüs salgınıyla zor bir dönemden geçiyor. Halkımız yaşama hakkını koruyabilme savaşımı içindedir. Öncelik, ne kadar süreceği belli olmayan bu dönemi en düşük can kaybıyla atlatmaktır. Ancak salgının olumsuz sonuçları bundan ibaret kalmayacaktır. Halkın, yaşam koşullarını bir bütün olarak gören haklı talepleri de zorlu koşullar içinde bir bir ortaya çıkmaktadır. Biz Sosyal Bilimciler halkın taleplerini kendi önerilerimiz olarak kabul ederek kamuoyuna sunuyoruz” sunumuyla neden böyle bir açıklama yapma gereğinin ortaya çıktığını açıkladırlar.
Ortaya koydukları talep ve öneriler özetle;

İşsiz kalan yurttaşların ihtiyaçlarının doğrudan karşılanması, bütün işyerlerinin salgının yayılmasını önlemek üzere 15 gün kapatılması, işten çıkarmaların yasaklanması, işyerlerinde zorunlu çalışanların korunmasını sağlayıcı önlemleri alınmasını, işsiz kalan bütün işçilerin hiçbir koşul olmadan işsizlik ödeneğinden yararlanmasını, halkın doğal ihtiyaçları olan elektrik, doğal gaz ve su faturalarının devletçe karşılanmasını, zora giren stratejik işletmelerin kamulaştırılmasını, Sağlık yardımı almakta olan 10 milyon dolayındaki “kayıtlı yoksullara” kişi başına aylık net 500 TL yurttaşlık geliri ödenmesini, sermaye hareketlerinin sınırlandırılması, stokçuluğun önlenmesi, Kamu Özel Ortaklığı isimli projelerin kamulaştırılması önerilerini kamuoyuna açıklamışlardır.

Sosyal bilimcilerin önerilerinin hepsi acil halk sağlığı ve kamu güvenliğini sağlaması açısından çok önemli talep ve öneriler olmakla birlikte; “devlet salgını bahane ederek yurttaşlar üzerindeki gözetim ve denetim ağlarını yaygınlaştırmamalıdır. Virüs tehlikesinin getirdiği günlük yaşamdaki bazı kısıtlamalar, daha otoriter ve baskıcı bir devlet aygıtının kalıcılaştırılması için fırsat kabul edilmemelidir” denilerek halkın özgürlüklerinin kısıtlanmamasının altını önemle çizmişlerdir.
Birçok çevrenin eleştiri konusu yaptığı uygulamalar bir kez de ülkemizin önemli sosyal bilim insanları tarafından, idare edenlere sosyal hukuk devleti çağrısını hatırlatılmış oldular.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz