İstanbul Kent Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi ve İç Hastalıkları Uzmanı Türkan Özer, “Soğuk algınlığının tedavisinde sıvı tüketimi çok önemli. Bitki çayları ve sıvı tüketimi soğuk algınlığının tedavisinde yardımcı olur. Su içmek aynı zamanda vücutta bulunan toksinlerin atımında detoks etkisi gösterir” dedi.

Soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonun da birbiriyle sıkça karıştığını vurgulayan İstanbul şehir Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi ve Academic Hospital Başhekimi İç Hastalıkları Uzmanı Türkan Özer, “Soğuk algınlığı; nezle, boğaz ağrısı, öksürük, burun tıkanıklığı, hapşırma, hafifçe beden ağrısı, baş ağrısı ve hafifçe alevden oluşan tablodur. Gribal enfeksiyon ise; yüksek ateş, şiddetli beden kasım ve bent ağrıları ve baş ağrısı ile seyreder” açıklamalarında bulundu.

“6 YAŞ ALTI ÇOCUKLAR RİSK ALTINDA”

Hasta kişinin öksürmesi ve hapşırması ile havaya yayılan virüsün solunum yolu ile sağlam insanları enfekte edebileceğini dile getiren Türkan Özer, 6 yaş altı ve özellikle kreşe giden çocukların risk altında olduğunu ifade etti. belirtiler giderek şiddetleniyor, nefes darlığı ve hırıltılı solunum yaşanıyor ve 2-3 günden sonra ateş 38 derece üstünde seyrediyorsa hekime başvurulması gerektiğini dile getiren Özer, “Risk unsurları arasında bağışıklığı düşük kronik hastalığı olan erişkinler, sigara içenler, okul, kışla, sık gezi etmek gibi kalabalık ortamlarda bulunanlar var” diye konuştu.

“PASLANMAZ ÇELİK VE PLASTİK YÜZEYLERDE VİRÜS DAHA FAZLA KALIYOR”

Virüslerin vücuda ağız, burun veya gözden girdiklerini ifade eden İç Hastalıkları Uzmanı Özer, paslanmaz çelik, plastik veya sert yüzeylerde virüsün daha çok kaldığını vurgulayarak, “Hasta kişinin öksürmesi ve hapşırması ile havaya yayılan virus solunum yolu ile sağlam insanları enfekte edebilir. El teması ile bulaşma olabilir, tokalaşmak ile veyahasta kişinin kullandığı eşyalar ile temas etmekde virüsün bulaşmasına sebep olur. Sağlam kişinin eline virüs bulaştığında bu kişi enfekte ellerini yıkamadan burnuna gözüne ağzına sürerse hasta olacaktır. Damlacık kanalıyla havaya atılan virüs çevrede düşmüş olduğu yerin özelliğine bağlı olarak birkaç saat canlı kalabilir, paslanmaz çelik,plastik veya sert yüzeylerde daha uzun süre kalabilir. Çevreye dağılan virüs miktarı, çevrenin ısısı ve rutubetliliği de bu süreyi etkiler” ifadelerini kullandı.

“BOL SIVI TÜKETİLMELİ ”

İç Hastalıkları Uzmanı Türkan Özer, soğuk algınlığında sıvı kaybının çok sık yaşandığını, iştahsızlık sebebiyle sıvı alımının azaldığını dile getirdi. Özer, “Ateş ve terleme ile sıvı kaybedilir dolayısıyla kolay dehidrate olunur. Tedavide suyun önemi çok fazladır, ek olarak suyundetox özelliği de vardır. düz su içilebileceği gibi et suları, zencefil çayı, ballı bitki çayları, ballı limonlu çaylar, yüzde 100 şekersiz meyve suları içilebilir” dedi.

Özer, “Alkol, kafeinli içecekler; kahve , kara çay, soda gibi içecekler daha çok dehidratasyona sebep olurlar. Sert ve engelli gıdalar; öksürük ve boğaz ağrısını artırır. İşlenmiş besinler ise hazmı zorlaştırır bu yüzden tercih edilmemelidir” ifadelerini kullandı.

“BESLENMENİZE DİKKAT EDİN”

Hastalıklardan korunmanın en önemli yolunun beslenme olduğuna dikkat çeken Özer, “Çorbalar; özellile et suyu, tavuk suyu, sebze çorbaları en önemli besin öğeleridir. Anti inflamatuvar etkiye sahiptirler ek olarak mukus inceltici özellikleri vardır, dehidratasyonu önlerler, boğaz ağrısı ve konjesyonu rahatlatırlar. C vitamini içeren meyveler; Çilek, domates, portakal, mandalina, greyfurt gibi narenciyelerimmün sistemi kuvvetlendirirler” diye konuştu.

Sarımsağın immüniteyi kuvvetlendirdiğini, belirtilerin şiddetini azalttığını belirtti ve sözlerine şu şekilde devam etti:

“Yoğurt, boğaz ağrısını yumuşatır ek olarak probiyotik özelliği ile immün sistemimizi kuvvetlendirir. Lifli yeşillikler; Ispanak, Brüksel lahanası ve başka lifli yeşillikler C ve E vitaminlerinden zengindir immün sistemi de C vitamini ve zeytin yağı ile beraber alındıklarında çok kuvvetlendirirler. Brokoli; besin deposudur, C ve E vitamininden, kalsiyum ve lifden çok zengindir. Yulaf ezmesi, E vitamininden zengindir immün sistemi kuvvetlendirir. Baharatlar; karabiber ve yaban turpu sinüs ve bağır konjesyonunun azalmasına yardım eder.”

“BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLÜ TUTUN”

Aşırı alkol, yetersiz uyku, yoğun egzersiz, obezite, aşırı yağlı beslenme, sigara içme ve psikolojik stresin bağışıklık sistemini zayıflattığının altını çizen Özer, bağışıklık sisteminin kuvvetli olması gerektiğini ifade etti.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendiren unsurları sıralayan Özer, şu şekilde konuştu:

“Yağdan ihtiyaç sahibi karbonhidrattan varlıklı diyet, C vitamini, D vitamininin de kemik sağlığı için önemli olduğu bilinse de son çalışmalar immümsistemde de önemli rol oynadığını göstermiştir. Mineraller ve yapıt elementler; çinko,demir ve selenyumdan varlıklı besinler tüketilmelidir. Çinko; bütün tahıllarda, tohumlarda, kereviz ve fındık cevizde, hardal ve baklagillerde, demir; baklagillerde, soya peynirinde, yeşil mercimek ve yeşil sebzelerde, selenyum ise bütün hububatlarda, mantarda fındık ve cevizde bulunur. Bunların tüketilmesi bağışıklık sistemi için çok önemlidir.”

“STRESLE DOĞRU BAŞ EDİN”

Hastalıklardan korunma yollarını sıralayan Özer, stresle doğru baş faktörün tedaviyi desteklediğini dile getirerek, hastalıktan korunma yollarını anlattı. Özer, “El yıkamanın önemi küçüklere anlatılmalıdır.Öksürük ve aksırık esnasında ağız ve burnu kapatmalı. Bardak tabak gibi mutfak eşyaları , havlu gibi banyo eşyaları kimselerle paylaşılmamalı. Hasta kişi ile yakın temastan kaçınmalı. Çocuk bakım evlerinde hijyen kaidelerine dikkat etmeli, oyuncakların temizlenmesi sağlanmalıdır. Hafif düzgün egzersiz yapmalı. Yeterli süre 8 saat ve üzeri uyku uyunmalıdır” ifadelerini kullandı.

FACEBOOK YORUMLARI

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.