ABD askerleri ile ortaklaşa yaptığımız Suriye güvenli bölge devriye gezisinden sonra aynı ABD askerleri aynı geziyi YPG güçleri ile yaptı.

Gezi diyorum çünkü, gerçekten bizi gezdiriyorlar. Çocukları gezmeye götürürken ne denir? ‘’hadi oğlum atta gidiyoruz.’’

Bizi ‘’atta’’ götürdükten sonra ABD’den açıklama geldi.

ABD öncülüğündeki DAEŞ Karşıtı Koalisyon Sözcüsü Albay Myles Caggins, Türk ve Amerikan askerlerinin icra ettiği ortak devriye göreviyle ilgili yaptığı yazılı açıklamada, “Bugün Amerikan ve Türk askerleri, Suriye’nin kuzeydoğusundaki güvenlik mekanizması içinde ortak devriye görevi icra etmiştir. Müttefiklerimiz, YPG unsurlarının gönüllü olarak terk ettiği yerlerdeki YPG mevzilerinin ve bölgelerinin ortadan kaldırılmasına birinci elden tanıklık etmiştir” ifadelerini kullandı.

Hemen akabinde Erdoğan, Malatya’da bir toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada “Bu iş öyle üç beş helikopter uçuşu ile 5, 10 araç devriyesiyle göstermelik birkaç yüz askerin bölgede bulunması ile olacak iş değildir” dedi.

Erdoğan, ABD’yi, Ankara’nın talep ettiği şekilde bir güvenli bölge oluşturmak yerine YPG için bir güvenli bölge oluşturmaya çalışmakla eleştirdi.

Erdoğan memnun olmadığı ifadesini kullandığı anda, Reuters’ın “acil” koduyla servis ettiği açıklamalarda ABD Hazine bakanı, Mnuchin, “Rusya’dan satın alınan S-400’ler için Türkiye’ye yaptırım seçeneklerine bakıyoruz. Fakat henüz karar vermedik” diye ani bir çıkış yapıyor.

Hatırlarsanız, ABD Hazine bakanlığı, HALK Bankasına, Rıza Sarraf davasından dolayı gelecek olan cezaların henüz kesilmediği bir zamanda, yine ABD Hazine bakanlığı S-400’ler ile ilgili CAATSA yaptırımlarını gündeme alması manidar değil mi?

ABD’nin çok açık olarak anlatmaya çalıştığı, ‘’Fırat’ın doğusu ile ilgili Erdoğan ister memnun ister memnun olmasın, bizim ABD olarak planımızda bir değişiklik yoktur. Eğer Türkiye kendi başına Fırat’ın doğusuna harekât yapmaya kalkar ise sizi ekonomik olarak çökertiriz’’

Trump, aylar önce, 13 Ocak’ta bir Tweet atarak “Türkiye’nin Suriye’de Kürtleri vurması durumunda, Türkiye’yi ekonomik olarak çökertiriz” dedi mi? Evet dedi?

Bütün bunlar aleyhimize devam ederken, Hazine ve Maliye bakanı Berat Albayrak ve Ticaret bakanı Pekcan, ABD ticaret bakanını kabul ediyor ve iki ülke arasındaki ticareti 100 milyar dolara çıkartmak için görüşmeler yapıyor.

Berat Albayrak’ın Twitter paylaşımı şöyle;

‘’ABD Ticaret Bakanı Sn. Wilbur Ross ile ülkelerimiz arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini kapsamlıca ele aldığımız verimli bir görüşme gerçekleştirdik. 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi için kararlılığımızı bir kez daha vurguladık.’

Daha sonraErdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross ve beraberindekileri kabul etti. 

Erdoğan konuşmasında “Daha fazla ABD firmasının ülkemizde yatırım yapmasını arzu ediyoruz. Ülkemize gelen her ABD’li yatırımcıya gereken desteği vermeye hazırız” dedi.

ABD ile ticaret anlaşması yapmak yanlış bir mevzu değil, ancak hem ABD ile sürtüşme içinde bulunduğumuz aynı günlerde 100 milyar dolarlık anlaşma yapmaya çalışmak, ABD’nin yaptıklarına karşı kararlı olmadığımız sinyalini vermez mi?

ABD ile 100 milyar dolarlık ticaret anlaşması yapmak, ileriye dönük temenniler manzumesi olan bir kağıttır. 20 milyar dolarlık ticaretimizden 100 milyar dolara çıkmak için gereken yatırımlar ve yılların gerekli olduğunu hükümetin bilmemesi mümkün değil.

Türkiye AB arasında kaç yıl önce mülteciler ve vize serbestisi anlaşması yapıldı. Ne oldu? yine kazanan Avrupa birliği oldu, Türkiye ortada kaldı.

ABD, 100 milyar dolar ticaret sunumu ile havuç gösterirken diğer yandan, yeniden yaptırım açıklamaları ile sopayı göstermeye devam ediyor.

ABD’ye rağmen Türkiye Fırat’ın doğusuna harekât yaptığı anda, kırılgan ekonomimizin çökme noktasına gelmesi an meselesi. Piyasalar tedirgin, sermaye kaçmakta, işsizlik artmaya devam ediyor, üretim ve yatırım eksi yönde, dış ve iç borçlar ödenmesi zorlaşmakta ve 2019 bütçemiz tamamen bitik durumda.

Ama tüm menfiliklere rağmen, Erdoğan’ın geçenlerde dediği gibi ‘’Ya İstiklal Ya Ölüm’’ sözü üzerinden ‘’Ya Herro Ya Merro’’ diyerek Fırat’ın doğusuna harekât yapacak mıyız?

Bu milletin feraseti bütün zorluklara yeter.

2. Dünya savaşı sırasında, İngiltere Başbakanı Parlamentoda yaptığı konuşmada halkına doğruları ve olması gerekenleri acı bir biçimde önüne koymuştu. ;

‘’Ben size kan ve gözyaşı vaad ediyorum’’ demiş ve İngiltere sonunda savaşı kazanmıştı. Ancak, Churchill savaş sonrası girdiği seçimleri kaybetmişti.

Ama, söylediklerimizin arkasında duramayacaksak, tüm dünya önünde ve Türkiye’de toplumun karşısında perişan olmak kaçınılmaz bir mukadderat ile sonuçlanır.

Önemli olan zaman kazanmak, toplumun duymak istediğini söylemek değildir, önemli olan topluma doğruyu söylemek ve beklentilerini mantıklı ve Türkiye’nin menfaatlerine doğru yönlendirmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz