Sıkıntı

0
13

Sıkıntı deyince hoşumuza gitmeyen bir durum, ruhsal bunalım, içinden çıkamayacağımızı düşündüğümüz bir ikilem ilk akla gelenler. Bir de geçim sıkıntısı var ki ülkenin ezici çoğunluğunun kafasını kaldırmasına fırsat vermiyor.
Pazar yerlerini ve marketleri gezen gazeteciler ve televizyon muhabirleri halkın nabzını yokluyor. Giderek fakirleşen halk iki tane salatalık, üç tane domates, dört tane patlıcan alıyor, kasaplara uğrayamayıp marketlerin kasap reyonlarından 10 TL’lik, 15.00 TL’lik kıyma, kuşbaşı alarak ayrılıyor. Artık taneyle sebze meyve, gramla et alabiliyoruz! Kilo dönemi bitti! Et kokusu yemeğe yansısın istiyor.
1.50 kuruş olan ekmek 2.00 TL’ye çıktı. İçindeki katkı maddelerinin ne olduğunu, hangi kimyasallarla ağartıldığını bilmiyoruz. Ekmek mi ekmek, sorgulamadan yiyoruz! Halk ekmek kuyrukları uzadıkça uzuyor; saatlerce bekleyip ekmek alamadan kuyruğu terk edenler bile var. Belediyelerin kendi fırınlarında ürettiği, nispeten daha ucuz olan Halk Ekmek bulunamıyor. Bunu bile alamayacak kadar yoksullaşmış insanlarımız çöpten geçinmeye çalışıyor. Öte yandan iktidar yetkilileri Türkiye’de açlık sorunu olmadığını savlayabiliyor! Bu tür açıklamalar inandırıcılığını çoktan yitirdi ancak iktidar ısrarla pembe tablo çizmeye çalışıyor.
Yılda duyulabilecek zam haberleri artık haftada birkaç kez duyulmaya başlandı. Bir iki gün içinde petrole ve petrol ürünleri benzine, LPG’ye zam yapılıyor, halktan ses çıkaran yok. Çarşı, pazar alev almış, tınan yok! Sanayide kullanılan elektrik %48 zamlanıyor, aldıran yok! Doğal gaza zam yapılıyor yine ses seda yok! Halk kendisini sahipsiz olarak görüyor. Kendi seçtiği tek adam yönetimi altında, ekonomik sıkıntıdan beli bükülmüş halde yaşamı sürdürmeye çalışıyor.
Ülkenin yarıdan fazlası açlık sınırının altında yaşıyor. Asgari ücretin altında yaşayan emekçi çocuğuna yeterli eğitim aldıramıyor, yeterli gıda ile beslenmesini sağlayamıyor, bayramlık giysi alamıyor. Bırakın bayramlığı, okul masraflarını karşılayamıyor. Oysa ülkeyi yönetenlerin bir elleri yağda, bir elleri balda! Bir açılışa bir kişi için özel jetler çıkarılıyor. Bu jetlerin bir uçuşluk özel yakıt giderleri senin benim emekli maaşlarımızın yıllık toplamının kat kat üstünde. Bu şatafat nedir diye sormalısın. Bu derenin suyu benim vergilerimden geliyor, nasıl bu kadar bol harcayabiliyorsun, diye sormalısın. Yenen her lokma, içilen her damla su senin alın terin, senin emeğin. Kurtlar sofrasını kuranlar sana bayat ekmek tarifleri veriyor, iş kapları açmak, yoksulluğu kaldırmak yerine. Hani ekmek buluyorsan aç değildin ya? Bakanı çıkıp, evi daha az ısıtın, diyor tüm pişkinliğiyle! Kışta, kıyamette buymamışlar hiç! Açlık yanlarından geçmemiş, yiyecek, giyecek, eğitim, geçinme sorunları yok onların. 5 – 6 yerden alınan maaşlar, yolsuzluktan elde edilen çıkarlar, arazi rantı, boşaltılan kamu bankalarının kasaları hep bu zevatın ellerinin altında. Çocukları ya özel okullarda ya yurt dışında bir okulda, senin çocuğuna bir değil beş hayat boyu veremeyeceğin koşullarda eğitim alıyor, yarınki yöneticiler sınıfına katılmaya hazırlanıyor. Emekçinin, bu ülkenin öz evladı olan senin çocuğun okumasa da olur(!), ya evde oturur ya da ucuz işçi olarak çalışır, umurlarında mı?
Dış politikada yürümeyen işler döviz kurlarının yükselmesine neden oluyor; değil günden güne, saatten saate fakirleşiyoruz. Jöleli dolar 3 TL’yi geçerse yüzüme tükürün diyeli çok olmadı. Dolar 10 TL’ye dayandı. Ne demişlerdi, tek adam rejimi her derdin devası mıydı? Cebimizde olması gereken para eridikçe eriyor. Bu arada bir, iki yıl içinde emekli maaşlarının ödenememe riski konuşuluyor. Her söylentinin ardından bir ali-cengiz oyunu çıkıyor.
Tam bir ekonomik ve politik tükenmişlik, iflas durumu!
Bu acı tablo nasıl değişir?
Öncelikle bu iktidarın halkın çıkarlarını gözeten bir iktidarla yer değiştirmesi gerekiyor. Seçimler çok büyük önem arz ediyor. Bir hileye, hurdaya fırsat verilmemeli ve dürüst bir seçim yapılmalı, sandıklara sahip çıkılmalı. Bunun için var gücümüzü kullanarak seçim ve sandık oyunlarını bozmalıyız. İstanbul, Ankara ve diğer anakent belediye başkanlıkları seçimleri bize bunun olabileceğini kanıtladı. C. Kaftancıoğlu’nun deneyimlerinden yararlanılmalı. Suriye’de çıkarılacak bir kargaşa nedeniyle seçimlerin iptal edilmesine, varlığıyla yokluğu belli olmayan hakların da askıya alınmasına, grev ve benzeri hak arama mücadelelerinin yasaklanmasına sendikalar ve muhalefet partileri izin vermemelidir.
Halkın çıkarlarını gözeten ekonomistler halkçı bir ekonomi politikasıyla bu acı tablonun değişeceğini açıklıyor gazetelerde. Bu ekonomi politika dışa bağımlılığı azaltmayı, yerli üretime ağırlık vermeyi, komşu ülkelerle iyi ilişkiler kurup ürünleri satmayı, kamu harcamalarında büyük oranda kısıntıya gitmeyi öneriyorlar. Bu yaklaşımın akla uygun olduğu açıktır. Ekonomi yönetimi sadece sermayenin ekonomisi için işlemez. Halkın çıkarları için de uygulanacak yöntemlere kulak vermekte yarar var. Değerli iktisatçı Hayri Kozanoğlu’nun gazetede, kitaplarında ortaya koyduğu sayfalar dolusu öneriler hesaba katılmalı.
Bu zor şartlar nasıl düzelecek diye medet arama! Fabrikalarda, işliklerde, tarlada çalışan ezici emekçi çoğunluğunu oluşturan sensin. Bu akıl dışı gidişata dur diyecek olan da sensin. Egemenlerin varlık içinde yüzüyor olması, senin açlıkla “terbiye” edilmen reva mıdır? Yaşadığın katlanılmaz yoksulluğun sebebi olanlar senin ellerinle iktidara geldi, yine senin ellerinle gidecekler. Yeter ki “Ne oluyor?” diye kafanı kaldır, üstündeki ölü toprağını at! Kıt kanaat geçim, açlık sınırında yaşam, ücretli kölelik ancak senin ellerinle son bulur.
Ülke din pazarlamacılarına mahkum değil. Geçici iyileştirmelerin rahatlama getirmesi açık olmakla birlikte demokratik, laik iktidar yolları henüz tükenmiş değil. Ortak çabayla hayata geçmesi hayal değil.

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz