Sıkı para politikaları

0
8

Pandemi ile ilgili ekonomik sorunları kredilere yüklenerek çözmeye kalkan ekonomi yönetimi şimdi strateji değiştirmeye çalışıyor.

En son alınan kararlar ile bankalara uygulanacak zorunlu karşılıklardaki reel kredi büyümesine göre getirilmiş olan farklılaştırma kaldırılırken, Türk Lirası ve yabancı para yükümlülüklere uygulanan zorunlu karşılık oranları artırıldı. Yapılan bu değişikliklerle birlikte piyasadan 12,3 milyar lira ve 5,7 milyar dolar karşılığı döviz çekilmiş olacak.

Bankalar artık topladıkları mevduatın daha küçük bir kısmını müşterilerine kredi olarak kullandırabilecek.

- Reklam -

Böylece oluşmuş olan kredi balonu kontrol altına alınmaya çalışılacak…

Bu uygulama elbette ki ekonomiyi yavaşlatacak ve büyümeyi azaltacak bir tedbir olacaktır.

Mahfi hoca bloğunda “Bu yolla para arzı sınırlanarak talebin enflasyon üzerinde baskı yapması engellenmeye çalışılmış olmaktadır. Eğer tersi olsaydı yani enflasyon makul olduğu halde büyümede sıkıntı olsaydı bu durumda Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık oranlarını düşürmesi ve bankaların kredi hacmini genişleterek ekonominin canlanmasını sağlamalarının yolunun açılması gerekecekti.” diyor ve ekliyor “bu değişiklikle birden fazla oran uygulanan kategorilerdeki oran sayısının bire düşürülmesi Merkez Bankası’nın sadeleşme politikası çerçevesinde olumlu bir adım olarak görülebilir. Bu değişiklikten bundan ötesini beklemek pek doğru olmaz.” diyor.

Aslında ekonomi yönetimi resmen “kırk satır mı, kırk katır mı” sorusuna cevap vermek zorunda kalmış bulunuyor.

Türkiye’de işler zaten yolunda gitmiyor ve ekonomi büyüyemiyordu, piyasaya kredi pompalayarak büyümeyi hızlandırmaya çalışmışlar, pek de ciddi bir başarı elde edememişlerdi.

Ortaya çıkan tabloda büyüme düşerken aynı zamanda fiyatlar genel seviyesi yükseliyor ve enflasyon kontrolden çıkıyordu.

Ekonomi yönetimi enflasyonun nedeninin kur artışı olduğunu ve kur artışının da tüketim talebinden değil geçmişte uygulanan çok yanlış ekonomik politikalardan kaynaklandığını ne yazık ki anlayamamaktadır.

Klasik refleksler ile alınacak büyümeyi azaltıcı önlemler ne kurlarda ciddi ve kalıcı bir düşüş yaratabilir ve nede enflasyon oranını düşürür. Çünkü hastalık başka yerde, sıkıntının kaynağı çok farklı ve doğru teşhis yapmadan bu hastalığı tedavi edecek doğru ilacı bulmaları da mümkün olmayacaktır.

Şu anda yaşanan en büyük sıkıntı döviz krizi, geçmişte borçlanarak harcadığımız dövizleri geri ödemenin zamanı geldi. Türkiye’nin Borç çevirme kapasitesi de dolmuş bulunuyor, dünyada faizler negatifte, fakat batık denilen Yunanistan binde 9 ile kredi bulabiliyorken, Türkiye ancak yüzde 6 ile kredi bulabiliyor. Bu çok fahiş bir faiz seviyesidir, bu faizden borç almak zorunda kalmak çok vahim bir durumdur.

Türk ekonomisinde büyüme dış kaynağa aşırı bağımlıdır, ihracatımız bile yoğun bir şekilde ithalat sayesinde yürüyebiliyor.

Yaşanan döviz sıkıntısı zaten ekonomik büyümeyi düşürmüş, piyasayı büyük bir sıkıntıya sokmuştu. Pandeminin getirdiği tüketim ve üretim düşüşü bu sıkıntıyı çok daha üst noktalara taşıdı.

Dünyada bir çok hükumet karşılıksız, hibe şeklinde paralar dağıtarak hem vatandaşlarının sıkıntı çekmesini ve hem de firmalarının iflas ederek üretim gücünün ağır bir darbe almasını önlemeye çalıştı. Türkiye’de ise ekonominin güçsüzlüğü yüzünden bu yapılamadı, sadece biraz kredi genişlemesi, ve borç ötelemesi yapılabildi, bu önlemler elbette yetersiz kalmış bulunuyor.

Şu anda bile bir çok firma zombileşmiş durumdadır, bu firmalar iflas etmiş borçlarını ödeyemez, imalat yapamaz hale düşmüşlerdir, varlıkları sadece kağıt üzerindedir. İflaslarının resmen ilan edilmemesinin tek sebebi borçların ötelenmiş olmasıdır, ödeme imkanları zinhar yoktur.

Sıkı para politikaları ve kredi daralması göreceksiniz hem kurların yükselmesini engelleyemeyecek ve hem de zaten pamuk ipliğine bağlı yaşayan firmaların da iflas etmesine sebep olacaktır.

Bu dönemde yapılması gereken kurları ve enflasyonu kontrol altına almaya çalışmaktan ziyade ekonominin aktörlerini desteklemek olmalıdır ve gerekirse para basıp helikopterle dağıtılmalıdır.

Enflasyonun yükselmesi aynı zamanda borçların nominal olarak düşmesine ve ödenebilir bir hale gelmesine yardım edecektir.

Döviz kurlarının artması ise hem ithal malların tüketimini azaltacak ve hem de içeride üretimi destekleyecektir.

Döviz ile borçlu olan firmalara gelince, döviz ile borçlu olan firmaları ikiye ayırmak gerekir:

1- Devlet ile döviz karşılığı sözleşme imzalayarak yahut da yurt dışına iş ve ihracat yapan firmalar. Bu firmaların alacağı zaten döviz bazında olduğu için borçlarının da döviz bazında olması ciddi bir sorun teşkil etmeyecektir. Belki en büyük sıkıntıyı turizm ve hava yolu firmaları çeker ki onlar da ayrıca desteklenebilir.

2- Döviz karşılığı bir satışı ya da işi olmadan döviz ile borç almış olan firmalar: Böyle firmaların çok az olduğunu biliyoruz, çünkü geçmişte alınan önlemler ile döviz kazanmayan firmaların döviz ile borçlanması kontrol altına alınmıştı.

Bu yüzden kurların ve enflasyonun yükselmesi ekonominin daha da yavaşlamasına göre daha evla bir tercih olacaktır, yoksa işsizliğin ve gelirsizliğin artması, firmaların iflas etmesi engellenemez, demedi demeyin…

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz