74 yaşında kaybettiğimiz Refik Durbaş, çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerinden biriydi.

Ancak sadece şiir yazmadı, edebiyat tarihimize insancıl projektörler tutan birbirinden ilginç anı kitapları da kaleme aldı.
Onu bugün “Şiirin Gizli Tarihi” kitabında anlattıkları arasından seçtiğim bir demet anıyla anmak istiyorum:
++
Şair Kemal Özer, yaşamının son yıllarında evinde merdivenden düştü, kalçasını kırdı. Bir süre koltuk değnekleriyle gezdi. Sonraları durumu düzeldi. Koltuk değneklerini bıraktı ama bu kez de sağ elinden Devrek imalatı bir bastonu eksik etmemeye başladı.
“Ayaklarında bir sorun yok, sağlıklı da görünüyorsun. Peki, neden hâlâ baston kullanıyorsun” diye sorduğumda şu yanıtı verdi:
“Bu baston Nasrettin Hoca’nın kürkü gibi. Otobüse bindiğimde hemen yer veriyorlar. Bankaya gittim mi öncelik tanıyorlar. Bir iş için kuyruğa girsem en arkadan hemen en öne alıyorlar. Bu baston elde taşınmaz da ne yapılır?”
++
Yıllardır cezaevinde yatan Nazım Hikmet’in affı için annesi Celile Hanım bir imza kampanyası açtı. Galata Köprüsü üzerinde imza toplamaya başladı.
Birlikte içki içtikleri bir gece başını Vâlâ Nureddin’in göğsüne yaslayıp, “Nazımcığım hapiste” diye gözyaşı döken Yahya Kemal ise bir zamanlar sevip evlenmeye karar verdiği ve artık gözleri görmeyen Celile Hanım’ın önünden geçecek ve Nazım Hikmet’in affı için imzasını vermeyecekti.
++
Orhan Veli bir gün bir macuncuyla mani söyleme yarışmasına girdi. Sonuçta pes eden macuncu, “Senin mesleğin ne” diye sordu.

“Şairim” dedi Orhan Veli. Macuncu inanmadı, “Sen ancak macuncu olabilirsin” diye karşı çıktı.
++
Şair Özdemir Asaf ‘r”leri “ğ” gibi söylerdi.
Bu yüzden Galatasaray Lisesi’nde öğrenciyken yaşadığı bir olayı şöyle anlatmıştı:
“Lisede edebiyat hocamız İsmail Habib Sevük idi. Sınıfta heğkese şiiğ okutuğ, sıra bana gelince atlayıp yanımdakine geçeğdi. Bir gün pağmak kaldığdım ve “Hocam” dedim, “Sınıfta heğkese şiiğ okutuyoğsunuz, bana niçin okutmuyoğsunuz”
İsmail Hoca bu soğuma şu cevabı veğdi:
“Oğlum Özdemiğ, sen şiiğ değil, şiiğin canına okuyoğsun.”
++
Asaf Hâlet Çelebi şiirleri kadar yaşamıyla da ilginç bir kişilikti.
Haldun Taner’in tanıklığına göre yakasına çiçek takıp kökünü mendil cebine yerleştirdiği küçük bir şişenin suyuyla beslerdi.
Bu yüzden ona “Vazolu şair” derlerdi.
++
Fazıl Hüsnü Dağlarca azılı bir sigara düşmanıydı.
Ne zaman birahanede rastlasam bira parasının üstüne bir de sigara parası ödemek zorunda kalırdım.
Çünkü Dağlarca, durmadan sigaranın zararlarından söz eder, beni paketi çöpe atmak zorunda bırakırdı.
++
Cahit Sıtkı Tarancı şiirlerine sinen o ölüm korkusundan olacak içtiği zaman Beyoğlu’ndan geçen tramvayların altına atmak isterdi kendisini.
Her seferinde de uzun boylu aktör ve şair Cahit Irgat yaka paça yakalayıp kaldırıma taşırdı onu.
++
Ağır sağlık sorunları yaşayan Ahmet Haşim hastaneye yatmıştı. Ama doktorlar umudu kestiklerinden onu evine gönderdiler.
Evde bakımını Zarife isimli bir hanım üstlendi.
Haşim duygulu ve sevecen bulduğu bu hanımla evlendi, ancak birlikteliklerinin daha bir ayı bile dolmadan yaşama veda etti.
++
Şair Fahri Erdinç Sofya’da öldü. Cenazesi Türkiye’ye getirilmedi.
Bir yıl sonra Sofya’ya giden Kemal Anadol, eline kırmızı karanfiller alarak Merkez Mezarlığı’na gitti. Erdinç’in mezarını ziyaret etmek istiyordu.
Konuştuğu mezarlık yetkilileri şu bilgiyi verdiler:
“11 Kasım 1986’da öldü. İsteği üzerine krematoryumda yakıldı. Külleri bir kutu içerisinde özel bir bölümde saklanıyor.”
Bunun üzerine Kemal Anadol o bölüme gitti.
Kutuların üzerinde ölenlerin isimleri yazılıydı. Bazılarında vesikalık fotoğrafları da yer alıyordu. Ne var ki orada yapılan tüm aramalara karşın Fahri Erdinç’in küllerinin konulduğu kutu bulunamadı.

FACEBOOK YORUMLARI

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.