HULKİ CEVİZOĞLU: ŞİDDET NE YAZIK Kİ KURUMSALLAŞMIŞTIR

Çiğdemim Derneği ile Şiddetsiz Toplum Derneği’nin iş birliğinde gerçekleştirilen ‘Sevgi Var, Hoşgörü Var, Şiddet Yok’ söyleşisinde birbirinden farklı görüşler yer aldı. Toplumun şiddete karşı duruşu tartışıldı. Söyleşiye Hulki Cevizoğlu’nun çarpıcı açıklamaları damga vurdu.

Şiddetsiz bir toplum oluşturmak için büyük çaba sarf eden Şiddetsiz Toplum Derneği ve Çiğdemim Derneği’nin iş birliğinde Çankaya Belediyesi’nin Çiğdem Mahallesindeki Çiğdem Evi’nde, “Sevgi Var, Hoşgörü Var, Şiddet Yok” konulu söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşiye  Gazeteci, Yazar  Orhan Uğuroğlu, Gazeteci, Yazar, Akademisyen Hulki Cevizoğlu, Uzman Psikolog Şenay Ölmez ve Avukat Faruk Enes katıldı.

Şiddet, konuşmacılar tarafından farklı açılardan değerlendirildi.

İlk konuşmayı Şiddetsiz Toplum Derneği Başkanı Rıza Sümer gerçekleştirdi.

ŞİDDETİN AZALMASI İÇİN ÖRGÜTLENMELİYİZ

Sümer: Bize insanlık tarihini dönem dönem İsa’nın doğumu diye öğrettiler. İnsanlık tarihini hazırlayanlara saygı duymakla birlikte aslında onlar insanlık tarihini yazmadılar, bölümlemediler. İnsanın tarihini yazdılar, insanlık tarihi daha yazılmadı. İnsanlık tarihi ne zaman başlayacak biliyor musunuz? Dünyada hayvana, çevreye ve insana karşı şiddetin son bulduğu gün işte o zaman insanlık tarihi başlayacaktır.

Dünyanın en büyük sorunu ve bütün sorunların üretkeni örgütler arasında iletişim olmaması çünkü siz binlerce insanla iletişim kuramazsınız ama bir temsilci gelir binleri, yüz binleri temsil eder. Örgütsüz iş birliği, iletişim ve güç birliği yapmamış toplumlarda sorunlar fazla olur, haksız bedeller fazla ödenir.

Uygarlıklar gelişti. Demir bulundu, çelik bulundu sanayileşme oldu. Bütün bu teknolojik gelişmeler insan ırkı tarafından önce kendi soyuna sonra çevreye ve hayvana karşı olumsuz kullanıldı.

Vahşi, yaban diye doğada yaşayan hayvanlara, doğaya deniliyor. Bizim gibi şiddete karşı olanlar doğada olmamamıza rağmen aslında vahşi bir ortamda yaşıyoruz. Hayvanlara ve doğaya karşı bu kelimeleri kullanmaktan kaçınalım çünkü vahşi de, vahşette ne yazık ki insan soyunun ürettiği kavramlardır.

Türkiye ve dünya şu noktada: artık devlet gücünden şiddeti önlemeyi yetmesini bekleyemeyiz, yargıdan önlemesini, cezalandırmasını bekleyemeyiz. Peki, biz mi cezalandıracağız? Hayır. Şiddete, şiddetsiz tepki yöntemlerini geliştirmeliyiz. Siz kesinlikle kendinizi ve çevrenizi korumak için yöntemler geliştirmelisiniz. Bunun içinde mahalleden köye, köyden kente toplumun dernekleşmesi, vakıflaşması ve bir araya gelmesi gerekiyor.

Hepinizi tanımasam da, bizler dostuz, hepimiz kardeşiz. İnsanlar farklı anne babadan da olsa kardeş doğar. Asla şiddet uygulamak için doğmaz, sevgiyi ve hoşgörüyü yaymak için doğar.

ŞİDDET SİYASETİN TAM GÖBEĞİNDE

Sümer’den sonra söz alan Orhan Uğuroğlu: Ankara Bahçelievler doğumluyum. Bahçelievler’in bir derneği olduğunu bugün öğrendim, bilmiyordum. Benim nüfus cüzdanımda doğum yerim Bahçelievler yazar, o zaman Bahçelievler ilçe değil. 4’üncü Cadde’nin altında Subayevleri daha sonra İsrail evleri oldu. Orada nüfus idaresi varmış. Rahmetli babam oraya gidip kaydımızı yaptırınca Bahçelievler yazmış.

Bahçelievlerli olmak tabi ki çok hoşuma gidiyor. Çiğdemim ve Çiğdem Mahallesi önemli, dernek daha da önemli. O yüzden hem Şiddetsiz Toplum Derneği Başkanı Rıza Sümer Beye, Çiğdemim Derneği Başkanı Fatih Aksoy Beye’de teşekkür ediyorum, böyle bir organizasyona davet ettikleri için.

Bizim söyleşimizin başlığı sevgi var, hoşgörü var, şiddet yok. Bende şöyle hazırlamıştım tam tersi sevgi yok, hoşgörü yok, şiddet var. Çünkü şiddet öyle bir toplumsal parçamız haline geldi ki gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken hatta sadece bir derneğin gönül vermişliğiyle değil, bilimsel olarak üniversitelerde, ilkokuldan başlayarak eğitimde olması gereken en önemli unsurların başında geliyor diye düşünüyorum.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı yeni kutladık. Burada çok dikkatimi çeken bir konuyu paylaşmak istiyorum. Herkes büyük bir sevinçle dedi ki ülkemizde cumhuriyet var. Evet Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına şükran ve minnet duyuyoruz. Bir imparatorluktan, bir padişahın kulluğundan bizleri birer birey haline getiren cumhuriyet ilanıdır 29 Ekim.

Bizim cumhuriyet ama nasıl cumhuriyet diye düşünmemiz gerek. Bakın Mısır Arap Cumhuriyeti şu an orada bir diktatör bir darbeci var. Libya Halk Cumhuriyeti aşiretler idare ediyor. Irak Halk Cumhuriyeti orada kimin idare ettiği belli değil. İran İslam Cumhuriyeti başında dini lider var.

Bundan birkaç ay önce dini lider Erdoğan diye yazmıştım. İnanıyorum ki milletten dini açıdan oy alıyor. Yani siyasi bir hedef göstermiyor, seçmenin yüzde 50’si gidiyor onu dini lider olarak görüp oy veriyor. Oda her fırsatta gidip cami avlularında mitingler yapıyor, canlı yayın yapıyor. Bana göre oda ayrı bir toplumsal şiddete neden oluyor. Dolayısıyla biz cumhuriyetimize sahip çıkarken aslında demokratik parlamenter sistemi tartışmamız gerekli. Parlamenter sistem yerine, tek adam rejimi geldi.

Çıkıyor Danıştay’ bir şiddet uyguluyor, büyük bir baskı uyguluyor. Daha öncede 16 Nisan referandumunda yapmıştı hatırlarsınız Danıştay Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararlarını incelemez demişti.

Star Televizyonunda çalıştığım 2002 döneminde hatırlarsınız Star TV Genç Parti’yi destekliyor diye RTÜK kapama cezası verdi. Fakat bunu uygulatamadı çünkü RTÜK kanununda özel televizyonlar siyasi partilere eşit süreler verir diye bir hüküm yok. Bunu Yüksek Seçim Kurulu’na gönderdiler ve onlarda TRT’nin eşit davranır hükmüne dayanarak kapama cezası verdi. Biz ona itiraz ettik kaybettik, Danıştay’a gitti. 13’üncü Daire YSK kararını bozdu. Hani Danıştay YSK kararlarına bakmazdı?

Danıştay Başkanı, Adalet Bakanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı Danıştay bakmaz diyor. Yani topluma bir, yargıya bir şiddet uyguluyor. Danıştay CHP’nin başvurusunu reddetti.

Bugüne gelecek olursak şiddet siyasetin tam göbeğinde. Yine andımız kararıyla ilgili AK Parti genel başkanı olarak mı, cumhurbaşkanı olarak mı bilmiyorum Danıştay’a müthiş bir şiddet uyguladığını televizyonlarda gördük. O yargı nasıl bağımsız kalacak, nasıl hüküm verebilecek?

Demokratik parlamenter rejimi kaybettik, tek adam rejimi geldi. Türkiye artık bir adamın iki dudağı arasında yönetilmeye başlandı.

Televizyonlar şiddeti bir şekilde yansıtıyorlar. 3984 sayılı kanun çıkarken Star TV’nin Ankara temsilcisiydim bu yasa çalışmalarının tamamına katıldım. 4’üncü madde vardır. A’dan Z’ye uyulması gereken, ihlal edildiği takdirde yaptırım uygulanacak hükümleri içerir. Onların önemli bir kısmında benimde katkım oldu. Televizyonlar yargısız infaz yapmasın, siyasilere şiddet uygulamasın. Fakat şimdi televizyonlar öyle bir hale geldi ki yüzde 95’i tek adamın oldu. Dolayısıyla oradaki şiddet topluma nasıl yansıyor kimsenin umurunda değil.

Siyasiler deyince mecliste şiddet var. Siyasilerin birbirleriyle konuşmalarında şiddet var. Mitinglerde birbirlerine olmadık sözler sarf ediyorlar daha sonra meclise gidip birbirlerine yumruk atıyorlar.

Çocuğa şiddet, kadına şiddet, erkeğe şiddet, yaşlıya şiddet, engelliye şiddet, hastaya şiddet, sağlık personeline şiddet, öğretmene şiddet, öğrenciye şiddet, vatandaşa şiddet, trafikte şiddet, sporda şiddet var.

En önemlisi de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına şiddet uygulanıyor. İki ayyaş deniyor, yaptığı eylemler eleştiriliyor, suçlamalar yapılıyor. Dolayısıyla siyasette şiddet zirve yapmış durumda.

Bazen düşünüyorum bu kadar şiddet, hırsızlık, uğursuzluk olan ülkemizde birde yüzde 99’umuz Müslümanız diyoruz. İnanılır gibi değil. Kul korkusu yok, Allah korkusu yok. İnsanın içinden gelen bir dürtü yok. Bu kadar şiddetin olduğu bir yerde ne konuşacağız? Sevgiden, hoşgörüden mi bahsedeceğiz? Nasıl bahsedeceğiz? Emin olun ben bulamadım. İnanıyorum ki buraya gelen herkesin kalplerinde sevgi ve hoşgörü var.

ŞİDDETSİZ İNSAN OLMAZ

Çarpıcı açıklamalar yapan Hulki Cevizoğlu: Sözlerimin başında Çiğdemim Derneği’ne de, Şiddetsiz Toplum Derneği’ne de böyle bir toplantı düzenledikleri için çok teşekkür ediyorum. Bu toplantının konusu herhalde bir iyi niyet gösterisidir. Olmayan bir şeydir, bir ütopyadır. Şiddetsiz bir toplum olamaz. Şiddet yaradılışımızda var. Bilim insanlarının mortido dediği yok etme enerjisi var. Yani bizler ister yaradılışa inanalım, ister evrime inanalım özetle varoluşumuz diyelim.

Varoluşumuzda bir şiddet var. Nasıl yaratıldıysak tanrı tarafından, doğa tarafından bir yemek gibi içine tuzu biberi koyuyoruz ya insanın içine de şiddeti koymuşlar. İnsanı yaratan, inşa eden güç her neyse bunu koymuş yani insanın içinde şiddet var. Bu nedenle şiddetsiz bir birey ve bir toplum olması mümkün değil.

Şiddet duygusu insanın içinde olduğu için aynı zamanda kurumsallaşmıştır. Sayın Sümer örgütlenme olursa şiddet azalır dedi. Ben buna katılmıyorum açıklamalarım çok farklı ve ters açıdan olacak. Çünkü benim yaptığım gözlemler yaşımızın gereği, yaşadıklarımız ve okuduğumuz edindiğimiz bilgiler gerçeğin çok farklı olduğunu gösteriyor. Şiddetsiz insan olamaz.

Tanrı eğer öyküye inanıyorsak cennetten kovulduktan sonra yeryüzüne gelmiş Adem ile Havva’nın iki oğlu Habil ile Kabil birbirini öldürerek ilk katil unvanını kazanmıştır. Yani Tanrı bile cennette ölümsüz olan insanı ölümlü hale getirerek ve burada da ilk cinayet işleniyor. Hani tanrı istemezse yaprak kıpırdamaz derler, demek ki tanrı istemezse cinayette olmaz.

O zaman ne yapacağız din felsefesine gitmemiz gerekiyor. Din felsefesi, din filozofları şiddetin içinden çıkamamışlar.

Bütün dinleri kastettiğimiz için tanrı diyoruz. Tanrı vardır, tanrı iyidir varsayımımız var. Sığınacak tek gücümüz tanrı.

Pek çok filozof henüz dünya üzerinde modernizmin olmadığını ileri sürüyor. Biz moderniz, 21. Yy’a girdik diyoruz ama filozoflar diyor ki modernlik bizim geçmiş tarihten daha ileri bir tarihte yaşadığımızı anlatmak için kullanılan bir sözcüktür, biz daha modern olmadık diyor. Bunu kabul edersek eskiden piramitlerin nasıl yapıldığını anlamamız daha kolay olur.

Biz kendimizi bu dönemde daha modern, daha gelişmiş, daha insancıl, daha sevgi dolu varsayarsak piramitlerin nasıl yapıldığını anlamıyoruz. O zaman diyoruz ki bunları uzaylılar mı yaptı?

Onların daha akıllı olduğunu varsayarsak çok doğal olduğunu görüyoruz. Hatta biz belki de daha geriye giden bir uygarlığız.

İnsan olmak mı, hayvan olmak mı? Günümüzde hayvan olmak insanlar için aşağılayıcı bir kavram. Köpekleşmek, yılan gibi olmak, yılan gibi sokmak hayvanları aşağılayan insan merkezli bakış açılarıdır bunlar. Hep insanın gözüyle bakıyoruz yani hep avcının gözüyle avı tanımlıyoruz. Av, avcılık tarihini tanımlasa yani biz bir kaplanı öldürüyoruz ayağımızı basarak poz veriyoruz. Bizim ne kadar güçlü olduğumuzu elimizdeki tüfeğe güvenerek söylüyoruz. Bunu kaplanın ağzından dinleyebilseydik onların duygularını hissedebilseydik.

Biz büyükbaş hayvanları kesip yiyoruz. Eğer bir kediyi, köpeği kesseydik ya da onlara tekme atsaydık şiddet olurdu değil mi? Çinliler, Japonlar köpeği kesip yiyor. Hintlilerde bizim ineği, danayı nasıl kesip yediğimizi anlamıyor. Yani şiddet toplumsal, kültürel, bölgeye ve dinsel inanca göre değişiyor. Şiddet ne yazık ki kurumsallaşmıştır.

Devlet mekanizması insanoğlunun yarattığı en üstün icattır diyenler var. Örgütlenmiş bir yapı, ortada gözükmeyen soyut ama uygulamaları somut olan bir yapıdır devlet. İnsanların en üst örgütlenmesidir. En üst örgütlenmede, kurumsallaşmada devletler şiddet uyguluyor. Demek ki örgütlenme, kurumsallaşma şiddeti engellemek için yetmiyor.

Şiddet neye göre şiddet? Bir adam birini öldürdüğü zaman adına katil diyoruz. Peki bir kişiyi öldüren katil oluyor da, bir milyon kişiyi öldüren Napolyon’a Fransızlar neden kahraman diyor?

Şiddet insanın içinde vardır ve birçok açıdan şiddet vardır. Bunlar: Bireysel, kitlesel, dinsel, duygusal, psikolojik, simgesel, yönetimsel, hukuksal şiddet var.

Şiddetsiz toplum olur mu? Olmaz. Her şiddetin arkasında bir meşruiyeti dayandırma vardır. Gerekçelere bakarak şiddeti sonlandıramayız.

Şiddetin kökenlerini araştırdığımız zaman çok farklı yerlere geliyoruz. Bizler sonuç olarak şiddetsiz, Pollyanna gibi bir toplum isteyebiliriz ama bu mümkün değil. O zaman ne yapacağız? Hukuk düzenleyici olarak devreye girecek ve kurallar koyacak ki insanlar bu kuralların dışına çıkmasın.

FACEBOOK YORUMLARI

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin