Seçimin maliyeti yüksek olacak

96

Kaptı kaçtı havasına sokulan erken seçim öncesinde iktidar, her türlü ekonomik silahı kullanmaya başladı. Gece yarıları geçirilen aflar, destekler, vergi indirimleri, ucuz kredi imkanlar kısacası kıyıda köşede ne varsa hepsini devreye sokuluyor.

Muhalefete göre tüm bunlar “seçim rüşveti”, iktidara göre ise “ekonomiyi ve piyasaları rahatlatmak için atılan adımlar”.

Neden bu kadar neredeyse saat başı bir düzenleme açıklanıyor, arkasında yatan gerçek nedir diye polemiğe girmeye gerek yok. Siz “AKP liderliğindeki Cumhur ittifakı zor durumda, bunun için para saçıyorlar” diye günlük kahve sohbeti yapabilirsiniz ama daha ötesinde; adı ne olursa olsun, bazılarını takip etmekte, anlamakta, kimi kapsadığını algılamakta zorluk çektiğimiz tüm bu düzenlemelerin bir de maliyeti var.

Bu maliyetlerin birincisi kaynak sorunu ikincisi geri dönüşler ve bunların sürekliliği. Örneğin, karşılığı kağıt üstünde olan geleceğe yönelik prim destekleri açıkları büyüdükçe büyütüyor. Karmaşık hesaplarla, örneğin emeklilere biner lira ikramiyede, Nasrettin Hoca hesabı, şuradan şu gelecek, buradan şunu keseceğiz, bunu böyle karşılayacağız demek ikna edici olmuyor.

Ya uçana kaçana sormadan, sorgulamadan verilen paralar? Bu düzenlemelerden yararlananlar da ister istemez borç yükünün altına giriyor. Gün gelecek hepsi teker teker son kuruşuna kadar geri toplanacak. İşte sorun burada, yani seçim sonrası ne olacak?
Bütün bu seçim “rahatlatmaları” bir anda kesilecek, daraltılacak, faydalananların, geri ödemelerini ya da taahhütlerini yerine getirmemeleri halinde icra, haciz mi yağacak? İflas kelimesini anmak bile istemiyoruz.

Bu kadar dağınık, bize göre hesabı kitabı kaçan bu düzenlemelerin bedeli tüm topluma çok ağır yansıyacak. Enflasyon ve döviz kurlarıyla tamamen bozulan ekonomik dengelerin faturasını bir kenara bırakın, en başta, yetersiz primleri daha kesilerek bütçesine her gün milyonlarca lira eklenen SGK, en büyük sorun olarak ortaya çıkacak. Bunun sonucu sağlık hizmetleri pahalı hale gelecek, öyle “başım ağrıyor, beleşine hastaneye gideyim” günleri çok uzakta kalacak.

Cari açıklar, ithalatın finansmanı, dahası bütçe gelirlerinin tahsilatı da bu gidişatla daha da zorlaşıyor. her türlü para bulunur da bunu yüksek faizlerle mal edersen ne anlamı kalır ki? Haa, seçim olmasaydı, belki işler biraz daha toparlanabilirdi ama kimin umurunda?

TEHLİKE ŞİŞİRME HABERLERDE

Ekonomimiz, geçmişte olduğu gibi öyle veya böyle zor günleri atlatır ama en büyük tehlikeli şişirilen, pompalanan, sormadan soruşturmadan yazılan çizilen, görüntüye dönüştürülen haberlerde.

Yaşayacağız göreceğiz, örneğin, konutta KDV oranlarını yüzde 8’e, tapu harcını binde 3’e çekildi ya, “vay efendim, satışlar patladı, ekmek peynir gibi satılıyor” diye günaşırı haberleri bol bol okuyacağız. Gören de memlekette konut satışlarının durmasında en büyük engelin KDV oranı olduğunu sanır.

Halbuki (biz bir yıldır söylüyoruz), konut üreticilerinin ne kadar zora düştükleri, stok fazlası nedeniyle satılamayan, bunun için kule vinçleri sökülerek inşaatına ara verilen projeleri her sokak başında görebilirsiniz.

Konut sektörü ile ilgili haberlerin nasıl çarpıtıldığını, abartıldığı son altı ayda ortaya çıkan sonuçlarla gördük. Öyle olmasaydı son indirimler yapılırmıydı?

Bu nedenle gerçekleri yazmak, devletin resmi verilerini olduğu gibi yorumlamak muhalif olmak değildir. Muhalif olamayalım diye yazan çizenlerin ne kadar büyük bir risk yarattığını önce siyasiler, özellikle iktidar anlamalı.

Sonuçta vatandaşa olan oluyor zaten, ama zararı onlar ödeyecekler. O zaman ne manifesto kurtarır, ne da seçim beyannameleri.