Saray hatasını ve yenilgiyi kabul edecek mi?

0
148

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir çok defa, farklı vesilelerle faizler ile enflasyon arasındaki ilişkiyi kendine göre yorumlamış ve “Faizlerin yüksek olmasının sebebi enflasyon değil, enflasyonun yüksek olmasının sebebi faizlerin yüksek olmasıdır” diyerek “Faizler düşünce enflasyon da düşer, Merkez Bankası faizi düşürmeli.” demişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu söylemini sadece yurt içi söyleşilerde değil yurt dışında da dile getirmiş ve 2018 yılında yapmış olduğu Londra ziyareti sırasında Bloomberg International’a bir röportaj vermiş ve bu röportaj da; “Faiz ne kadar düşük olursa enflasyon da o kadar düşük olur.”, “Sebep netice ilişkisine baktığımız zaman faiz sebep enflasyon neticedir.”, “Faizi aşağı çektiğimiz anda bütün maliyet girdileri aşağı düşecektir.” demişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan savunduğu bu iddiayı elbette söylemde bırakmadı faizleri düşürmemekle suçladığı Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı süresi dolmadan görevden aldı daha da doğrusu istifaya zorladı, ve yerine sözünü dinleyeceği beklentisi ile Murat Uysal’ı atadı.

Murat Uysal Merkez Bankası başkanı olduktan sonra gerçekten de faizlerde radikal bir şekilde indirime gitti ve politika faizinde toplamda 1575 (15,75 tam puan) indirim yapmış ve 24 tam puandan, 8,25 tam puana düşürmüştü. Bu faiz indirimi operasyonunun Murat Uysal’ın, yahut da Hazine ve Maliye eski Bakanı Berat Albayrak’ın kendi strateji ve fikirlerinden kaynaklanmadığını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fikrini hayata geçirip uyguladıklarını biliyoruz. Zaten bu fikri uyguladıkları müddetçe de ne Merkez Banası Başkanının ve nede Hazine ve Maliye Bakanının saray ile bir fikri çatışmaya girmediklerini de gördük.

Bu strateji uygulandığı dönemde Merkez Bankası rezervleri yaklaşık 120 milyar dolar civarında eridi ve eksiye geçti, dolar kuru ise 5,72 seviyesinden 8,50 seviyesine tırmandı ve üstüne üstlük enflasyon da belirgin bir şekilde düşmedi.

Hafta sonu Cumhurbaşkanı Erdoğan radikal ve beklenmedik bir hamle ile hem Merkez Bankası Başkanını ve hem de Hazine ve Maliye Bakanını görevden aldı, yerine atamalar yaptı.

Her iki kuruma yapılan atamalara dikkat ettiğimizde ne Naci Ağbal’ın merkez bankacılığı ve nede Lütfi Elvan’ın Hazine ve Maliye deneyimi olmadığını, piyasalar tarafından tanınan ve kişisel ilişkileri olan insanlar olmadığını görüyoruz. Yani bu görevlere kişisel bilgi, ilişki, itibar ve deneyimleri yüzünden seçilmedikleri çok açık, seçilme gerekçeleri olsa olsa sarayın dediklerini harfiyen yapacaklarına dair duyulan güven olmalıdır. Hiç kimse her iki isminde saraydan bağımsız, piyasa dinamiklerine, rasyonel aklın ve ekonomi biliminin gereklerine, uygun kararlar alabileceğini düşünmüyor.

Peki bu durumda önümüzdeki dönem ekonomi politikaları nesil şekillenecek Cumhurbaşkanı Erdoğan faiz ve enflasyon ilişkisi üzerine kurmuş olduğu teorisinin yanlışlığını kabul edip, bu hatadan dönecek ve faizlerin gerçekçi seviyelere yükseltilmesine izin verecek mi? İşte yanıtını bulmamız gereken soru budur.

Eğer ki Erdoğan bu teorisinin uygulanmasında ısrar ederse ve bu atamaları bu teorisinin tam ve eksiksiz olarak uygulanması için yapmış ise faizlerde bir arttırım yapılmayacak, faizler ya sabit tutulacak ve yahut da düşürülecektir. Böyle bir PPK kararı sonrasında kurların yükseliş yönünde hareket edeceği ise aşikardır.

Yok eğer Erdoğan bu teorisinin yanlış olduğunu anladı ve bu atamaları bu yanlıştan dönmek için yaptı ise bu Merkez Bankası PPK toplantısında faizlerde gerçekçi bir artış yapılacaktır. Tabi böyle bir uygulama Erdoğan’ın siyasi karizması ve ekonomik iddiaları için çok büyük bir kayıp olacak, Erdoğan’ın “Faizlerin yüksek olmasının sebebi enflasyon değil, enflasyonun yüksek olmasının sebebi faizlerin yüksek olmasıdır, faizler düşünce enflasyon da düşer” teorisi de çöpü boylayacaktır.

Gerçekten de “kırk katır mı, kırk satır mı” misali, çok zor tercih.

Gelelim Erdoğan’ın yeni ortaya attığı ve yanlışlığı çok açık olan bir fikre, Erdoğan 10 Kasım’da Atatürk’ü Anma Töreninde; “Gazi Mustafa Kemal’in ve Cumhuriyet’in en büyük hizmetlerinden biri tüm baskılara, tehditlere, ısrarlara rağmen kapitülasyonları kaldırmak olmuştur. Biz bunu bir adım daha öteye taşıma gayreti içindeyiz. Biz ne yaptık? 2013 mayısında tuttuk IMF’e olan borcumuzu sıfırladık ve artık IMF ile borç noktasında en ufak bir ilişkimiz kalmadı. İşte o gün kapitülasyon bu defa IMF” diye konuşmuştu. Erdoğan gene yanılıyor!

Biri çıkıp Sayın Erdoğan’a asıl yeni tip, modern kapitülasyonların Hazine garantili Yap İşlet Devret Projeleri olduğunu söylemeli, yoksa çok geç olacak, demedi demeyin…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz