Efendiydi, centilmendi, iş ahlakına sahipti.

Takımı gol yiyince çıldırmadı. Yanlış karar verdi diye hakemlere saldırmadı.

Futbolcularla diyalogu baba-oğul gibiydi.

En zor koşullarda bile yüzünden tebessümü eksik etmedi.

Sportif başarıları da pek çok teknik direktörün rüyada bile göremeyeceği kadar büyüktü.

Beşiktaş ve Galatasaray’la lig şampiyonluğu kazandı.

Galatasaray ve Shakter Donetsk’le Avrupa Şampiyonluğu’na uzandı.

++

Türk takımlarında 14 yabancı bulunması kuralını sert biçimde eleştiriyor, “Bu nedenle genç futbolcuların önü kapanıyor, kendilerini gösterme imkanı kayboluyor” diyordu.

İzmir’in Altınordu’sunun izlediği altyapıya dayalı, gençlere güvenen, yabancı oyunculara prim vermeyen sistemi ısrarla savunuyordu.

Son olarak görev yaptığı milli takımımızda önemli bir değişim hamlesi başlattı, yaşlı futbolcuları bir kenara koydu, takımı gençleştirmeye çalıştı.

Ne var ki bu çalışmaları henüz sonuçlanmamışken Türkiye Futbol Federasyonu’nun aldığı bir kararla sözleşmesi sonlandırıldı.

++

Mircea Lucescu ile yolların ayrılmasına üzüldüm.

Futbolumuzdaki hastalığa en doğru teşhisi o koymuştu.

Kısa sürede başarı bekleyenler onu anlayamadı, mucize yaratması, şapkadan bırakınız tavşanı fil çıkarması istendi.

Yazık oldu.

FACEBOOK YORUMLARI

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.