Nasıl “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünürse” herkesin gerçeği de kendine tek ve yegane gözükür…Dizi mahkumu olduğumuz karantina akşamlarında Blacklist dizisi’ nin anti_kahramanı Raymond Reddington “Gerçeğin önemi yok.. Önemli olan gerçeğin görünüşüdür” deyince  “gerçeğin gününe göre görece oluşu” kafama dank etti.

Bakın mesela bugün 27 Mayıs.. Çocukluktan delikanlılığa geçiş günlerimizde yapılan askeri müdahale “Demokrasinin Zaferi”ydi. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti‘nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü gerekçesiyle darbe yapılmıştı. Gel zaman git zaman…Yassıada “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” oldu. Baktığın yere göre değişiyor demokrasi anlayışı. “Odunu koysa milletvekili yapacak kadar güçlü olduğu sayrısıyla tek adamlığa soyunmuş Adnan Menderes darağacına giderken bugün onu yere göğe koymayan şakşakçılarından kimse yoktu yanında. “”Ne oldum demeyeceksin ne olacağım diyeceksin” evrensel kuralı zaman aşımına uğramayan tek kural. Siyasette iki süper güç ABD VE SSCB arasında ki tahterevalli de ayakta durabilme becerisine bağlı olduğu günlerdi 1950’ler. Adnan Menderes Amerikan yakınlığı sayesinde tek parti devrini kapatıp liberal sulara taşımıştı Ülkeyi. Amerikan süt tozuyla beslenip kalkınmasını Marshall yardımlarına dayandıran Türkiye giderek manda olmak yolundaydı. Köy Enstitülerinden yetişen halk çocuklarının solcu fikirleri demokrasi önünde engel görülerek bastırılmaya, muhalefet ise tahammül edilemez hal aldı. Komünizmden nefret eden, komünist yetiştiriliyor diye Köy Enstitülerini kapatan Menderes’in ipini çeken ise gene ABD olmuştur. İnsanları yüceltir sonra gömer Amerika. Yardımlarını Beyazıt Meydanı’ın indirip kaldırarak, yandaş müteahhitlerinden her mahallede bir milyoner yaratarak, çar çur eden Menderes’i askeri cuntaya sattı Amerika. Ne gariptir ki faşist silahlı güçlerin gerçeğiyle ilerici demokratik gençliğin gerçeği ortak paydada buluştu. Takip eden cuntalar ,darbeler, müdahalelerde hep yaşandı bu ikircikli durum (son zamanların moda kelimesinin cazibesine kapıldım/tenakuzlu demek istiyorum) Örneğin darbeci faşist Kenan Evren ve cuntasını demokrasi havarisi olarak bağrına basan çok ortanın solcusu gördük. Onlar bir dönem vatan kurtaran şanlı ordu olurken, tam bağımsızlık kavgası veren 68 kuşağının genç fidanları asıldılar. Bu arada, Kenan Evren’den darbenin ilk günlerinde, Türkiye ekranları başına kitlenmişken, Sofya’da altın madalya kazanarak Şampiyon olan Milli Basketbol takımının yardımcı koçu olarak, en ucuzundan Nacar kol saati almışlığım vardır. Son otuz yılımızda, algı operasyonlarıyla “sanal  gerçeklik” yaratma dönemine girdi siyasetimiz. SSCB perestroyka ve glasnost türbülansında gücünü kaybedince, meydanı iyice boş bulan Amerika, FETO belasını, İran Humeyni’si benzeri, komünizm kalkanı olarak bize bulaştırdı. Siyasi gerçeğimizin pusulası Kozmik oda, Ergenekon, Balyoz davalarıyla iyice şaşarken “bul karoyu al parayı” sokak jargonu “çal karayı kap algıyı” çirkinliğinde iyice ucuzladı. Her sabah kalktığımızda birisi gerçeğimizi, bizim için neyin doğru neyin yanlış olduğunu kulağımıza fısıldıyor, ona göre yaşıyoruz.. Buna ne kadar yaşamak denirse..   

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz