Almanya Başbakanı Merkel Covid-19 salgınının Almanya’da yaşayanların yüzde ellisi ile yüzde altmışına bulaşacağını söylediğinde hepimiz dehşete kapılmıştık. Benzer söylemler daha sonra da bir çok devlet yöneticisi ve bilim insanından da geldi.

Öncelikle bilmemiz gerekir ki Covid-19 virüsünün bulaşıcılığı çok yüksek! Londra Üniversitesi (UCL) direktörlerinden Hudh Edward Mongomery, “grip ile corona virüs salgınını kıyaslayarak, eğer grip olursanız, hastalığı ortalama 1.3 kişiye bulaştırırsınız ve 10 döngüden sonra toplamda 14 kişiye grip bulaşmış olur. Covid-19 salgınında ise hastalığı ortalama 3 kişiye bulaştırırsınız ve 10 döngü sonra yaklaşık 59 bin kişiye corona virüs bulaşmış olur” demektedir.

Bu durumda bu salgının bir ülke nüfusunun % 50’sine bulaşması beklenmedik ya da şaşırtıcı bir vaka olmayacaktır.

Kendi ülkemiz için bu oranlara uygun bir hesap yaparsak:

Mülteciler ve kayıt dışı göçmenleri de dahil ederek nüfusumuzu 90 milyon kişi olarak düşünürsek ve Covid-19 virüsü eğer insanlarımızın % 50’sine bulaşırsa yaklaşık 45 milyon insanımız hasta olacak demektir.
Bilim insanları ve doktorların bildirdiğine göre; bu hastaların % 80’i hastalığı ya hiç hissetmeden ya da çok hafif belirtiler ile atlatıp, evde tedavi edilebilir, fakat % 20’sinin, yani yaklaşık 9 milyon kişinin hastahaneye yatması gerekecektir!

Gene bilim insanların ifadesine göre hastalığa yakalananların yaklaşık % 5’i, yani yaklaşık 2 ila 2.25 milyon kişi için yoğun bakım tedavisi gerekli olacaktır! Biliyoruz ki böyle bir yoğun bakım tedavisi için tecrübeli yoğun bakım doktoru, hemşiresi, personeli ve ayrıca yoğun bakım odaları, yatağı ve solunum cihazı bulunması gerekir!
Bu kadar yüksek sayıda hasta bir anda hastahanelere yığılırsa dünyanın hiçbir sağlık sistemi bunu kaldıramaz!
Örneğin, bir hasta 15 gün yoğun bakımda kalıyorsa ve Türkiye’nin bu hastalara ayırabileceği 20 bin yoğun bakım yatağı varsa, bir ayda 40 bin hastaya ve bir yılda ise ancak 480 bin hastaya hizmet verilebilir!
Bu hesaba göre görülüyor ki; ancak bu salgını 1 yıla yayarsak ve yoğun bakım ünitelerini 4’e katlarsak ölümleri % 1-2 seviyesinde tutabiliriz.
Yoksa muhakkak ki İtalya’nın durumuna düşeriz….
Lütfen bilim insanlarını dinleyip sosyal yalıtım, kişisel mesafe ve hijyen kurallarına uyalım. Salgının matematiğinin gösterdiği zaten çok zor olan bu durumu daha da zorlaştırmayalım.

Bir başka konuya daha değinmek istiyorum; Covid-19 salgınında bence iki çok önemli iki iletişim hatası yapıldı:
Birincisi “GRİP” denilince insanlar salgını ciddiye almadı. Nede olsa çoğu kişi gribi çok tehlikeli ve ölümcül bir hastalık olarak görmez ve vakayı adiye olarak niteler. Herkesin aklında senede bir iki kere yakalandığı, aspirin ve ıhlamur içerek atlattığı grip, nezle hastalıkları vardır. Çoğu kimse İspanyol gribi adı verilen bir salgının daha 100 yıl önce, yerküreyi kasıp kavurduğunu, 50 ila 100 milyon arasındaki insanı öldürdüğünü bilmez, hatırlamaz.
İkincisi gençlere bir şey olmuyor sadece yaşlılar ve hastalar için öldürücü denilince bir çok kişi kendini tehdit altında hissetmedi. Hem kendini genç hisseden yaşlılar ve hem de gençler sokaklarda dolaşmaya, birbirleri ile yakınlaşmaya, toplanmaya ara vermedi.
Dahası bu kadar hızla çoğalan ve yayılan virüsün geçirebileceği bir mutasyon ile aynı Corona Virüs ailesinin neden olduğu SARS yada MERS hastalıkları benzeri bir öldürücülük kazanabileceği olasılığı da pek dillendirilmedi bile.

Bilindiği üzere aynı corona virüs ailesinden olan SARS salgınında %11, MERS-CoV’da %35-50, Covid-19 ya da SARS-CoV-2’de %3,8 (eldeki verilere göre) ölüm oranı bulunmaktadır.

Bu yüzden herkes lüzumu olmasa bile sokaklarda geziyor karantina kurallarına uymuyor…

Belki bu savaş insanın insana karşı savaşı değil, ama insanın tüm insanlığı tehdit eden bir virüse karşı savaşı. Bu savaş bittiğinde evlerimiz, fabrikalarımız, yollarımız, köprülerimiz yanmış, yıkılmış olmayacak, cansız olan her şey yerli yerinde duruyor olacak ve lakin bir çok can aramızda bulunmayacak, mümkün olduğu kadar çok can kurtarmak için elimizden gelen her şeyi yapmamız, her önlemi almamız gerekmektedir. Bu noktadan sonra artık ekonomik kaygılar ön plana alınamaz, önce gerekeni her ne pahasına olursa olsun yapmalıyız, sonra salgın bitince ekonomiyi düşünürüz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz