ŞAHİN: İNSANOĞLU OLARAK DOĞA İLE SAVAŞ HALİNDEYİZ

0
5

Yapı Denetim ve Deprem Mühendisliği Derneği Genel Başkanı İnşaat Mühendisi Nazmi Şahin, yapı denetim konusundaki faaliyetleri ve Türkiye’de meydana gelen ve gelebilecek olası deprem felaketleri ile ilgili neler yapılması gerektiği üzerine gazetemize konuştu.

Esma ALTIN/ANKARA

Yapı Denetim ve Deprem Mühendisliği Derneği Genel Başkanı İnşaat Mühendisi Nazmi Şahin, Türkiye’deki yapı denetim faaliyetleri ve depremlerin zararlarını en aza indirmek için neler yapılması gerektiği hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Bu aşamada mühendislerin deprem öncesi kontrollerinin dikkate alınması gerektiğini savunan Şahin; “Tek bir amacımız var. O da vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini teminen binaların yapılmasını sağlamak ve depremde kimsenin ölmemesini sağlamak. Bundan dolayı derneğimizin tek amacı, depremde kimse ölmesin. Hatta dernek olarak sloganımız da şudur; ‘Mühendislerle depremden sonra değil, depremden önce tanışalım’.” dedi.

- Reklam -

 ‘MÜHENDİSLERLE DEPREMDEN SONRA DEĞİL, DEPREMDEN ÖNCE TANIŞALIM’

Derneğin amacı hakkında bilgi veren Şahin şunları kaydetti; “Derneğimiz, mühendis ve mimarlardan oluşan bir dernek. Sadece yapı denetim firmaları üye olabiliyorlar. Tek bir amacımız var. O da vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini teminen binaların yapılmasını sağlamak ve depremde kimsenin ölmemesini sağlamak. Diğer dünya ülkelerine baktığımız zaman örneğin; Japonya’da 8 büyüklüğünde depremlerde bir kişi yaşamını yitiriyor. Ama bizde maalesef en son İzmir depreminde 6.9 ya da 7.1 büyüklüğündeki bir depremde yaklaşık 116 vatandaşımızı kaybettik. Bundan dolayı derneğimizin tek amacı, depremde kimse ölmesin. Hatta dernek olarak sloganımız da şudur; ‘Mühendislerle depremden sonra değil, depremden önce tanışalım’.”

Yaşanan doğal afetlerde meydana gelen can ve mal kayıplarında mühendislerin sorumlu ilan edilmesinin doğru olmadığını vurgulayan Şahin sözlerine şöyle devam etti; “Biz insanlar, doğa ile savaş halindeyiz. Sanki doğaya karşı bir savaş veriyoruz. Ancak emin olun ki bu savaşı, insanoğlu kaybedecek. Doğal afet sadece deprem değil, sel, yangın bunlar da doğal afet. Ancak kökenine baktığınızda hep insan kaynaklı olduğunu görüyorsunuz. Mühendisler projeyi çizmeseler gibi bir sebep sunuluyor. Asıl mesele şu; mühendislerin ya da özel sektörün imar açma yetkisi yok. İmar açma yetkisi devletim ve kamu kuruluşlarının görevidir. Eğer bir yer imara açılıyorsa yani orada bir ev yapılmasına izin veriliyorsa oranın tüm fizibilitesini bilmesiniz lazım. Örneğin; en son Kastamonu’daki olayı ele alalım. Tam derenin yatağına, suyun gidebileceği yere ev yapılıyor. Bir dere yatağından su gider. Yağmur yağdığı zaman bu yağmurun gideceği bir yol var. Buraya dere diyoruz. Siz dereye imar izni verirseniz maalesef doğal afetlerde de böyle kaçınılmaz olaylarla karşılaşırız. Dere yatağına ev yapıyoruz, su basmamasını bekliyoruz. Deprem fay hatları üzerine bina yapıyoruz. Deprem olduğu zaman binamızın yıkılmamasını bekliyoruz. Orman yangınlarında, aralarda boşluk bırakmıyoruz. Elimize ne geçerse naylonu, camı her şeyi ormana atıyoruz. İklim değişikliği var. Hava sıcaklıkları 50 dereceye kadar ulaşıyor. Ormanlara atılan o camlar da mercek görevi görerek orman yangınlarına sebep oluyor. Bizler biraz daha doğa ile uğraşmayı bırakıp doğaya sahip çıksak, doğaya ile birlikte yaşamayı öğrensek, ağaç kesmesek, dere yataklarına bina yapmamayı öğrensek, deprem fay hatlarına binalar yapmasak çok güzel olacak. Kişisel fikrim olarak söylüyorum ki, doğa ile neden savaşıyoruz, bunu anlayamıyorum. Dünyanın yapısı ile oynamaya gerek yok. Dünyanın dengesi ile oynadığınız zaman doğal afetler de kaçınılmaz oluyor. O yüzden doğa ile savaşı kesinlikle insanoğlu kaybeder. Çünkü doğa mı insana hakim yoksa insan mı doğaya hakim? Bu sorunun cevabı çok önemli. Bilinmeyen, keşfedilmemiş çok şey var. Bilimin ve ilimin ışığından ayrılmadan, mühendislik kriterlerini, afet yönetmeliği şartlarını uygulayarak projelendirmemiz. Lazım. İnşaatları ona göre yapmamız lazım. İmarlarımızı ona göre açmamız lazım. Böyle yaparsak binaların yıkılmayacağının kanaati ben de çok yüksek.”

‘YAPI DENETİMİNDEN GEÇEN BİNALARDA HASAR YOK’

Geçen sene İzmir’de meydana gelen ve pek çok kayıpla sonuçlanan deprem felaketindeki yanlışları değerlendiren Şahin şunları dile getirdi; “Geçen sene İzmir’deki depremin merkez üssü Seferihisar’dı. Ama 80’inci kilometredeki evler yıkıldı. 17 tane bina yıkıldı. Burada sormamız gereken soru şu; neden bu 17 bina yıkıldı da, diğer binalar yıkılmadı. Biz hep bu yıkılan binaların raporlarını yazıyoruz. Hepsinin sebebi aslında aynı. Kalitesiz malzeme, kalitesiz işçilik, mühendis kontrolünün olmaması bunların hepsinin sıralayabiliriz. Ama yandaki bina yıkılmıyor. İşe buna bakmak lazım, bu bina neden yıkılmıyor? Kesinlikle iyi bir mühendis kontrolünden geçmiştir, iyi bir usta tarafından yapılmıştır, iyi bir malzeme kullanılmıştır. Çünkü bizler proje çizerken deprem yönetmeliğine göre proje çiziyoruz. Normalde depremlerde binaların çok hasar görmemesi lazım.”

Yapı denetim sektörü hakkında bilgi veren Şahin şunları aktardı; “1999 depreminden sonra yapı denetim sistemi geldi. Deprem bölgesine gittiğimizde, çok acı bir tablo ile karşılaştık. Allah kimseyi çaresiz bırakmasın. İnsanlar kiriş kolon kaldırmaya çalışıyor. Ben inşaat mühendisiyim. Önce insan mühendisliğimden utandım, sonra da inşaat mühendisliğimden utandım. İnsanların paraları ile aldıkları evler, kendilerine mezar oluyordu. Çok acı bir şey. Devlet olarak insanı yaşatmak anayasal haktır. Oturduğumuz evlerin sağlam olup olmadığının kontrolü devlet tarafından olmalı. İnsan bilemez, aldığı evin sağlam olup olmadığını. Bundan dolayı 99 depreminden sonra 3591 sayılı kanun daha sonra 2001 yılında 4708 sayılı kanun geldi. 99’da deprem olduğu zaman koalisyon hükümeti vardı. O dönemde ilk kanun çıktı. 2001 yılında da 4708 sayılı yapı denetim kanunu oldu. Bugüne kadar da geldi. 99 depreminden bugüne kadar Türkiye genelinde 1 milyar 975 milyon metrekare inşaat denetlemişiz. 2010-2011 yılında Van depremimiz oldu. Van depreminde hiçbir yapı denetimli bina hasar görmedi. Can kaybı olmadı. Arkasından Elazığ-Malatya depremi oldu. Elazığ’da yaklaşık 6 milyon metrekarelik bir inşaat alanı denetlemiştik. Yıkılan hiçbir binamız yok, yapısal hasarımız da yok. Malatya’da da keza aynı şekilde. En son İzmir depremi. İzmir’de de 79 milyon metrekare bina yapı denetim sisteminden geçmiş. Orada da yıkılan hiçbir binamız yok.”

‘YAPI KULLANMA KILAVUZLARININ OLMASI ÇOK ÖNEMLİ’

Deprem gibi yaşanan bir doğal afet sonrası televizyon medyasına çıkarak yorum yapan insanların işin ehli mühendisler tarafından yapılması gerektiğini savunan Şahin şunları ifade etti; “Asıl mesleğin içinde olanlar bizleriz. Bizler değil ama bir konuşmacı hem ekonomiyi biliyor, hem seli biliyor, hem depremi biliyor, hem tıbbı biliyor hem dünya siyasetini biliyor. Asıl işi bilenlerin konuşması lazım. Ben hayatım boyunca inşaat mühendisliği konusunda çalıştım. Deprem üzerine çalıştım. İnşaat mühendisliğini çok biliyorum. Bana gelip siyaset ya da ekonomi ile ilgili bir şey sorsanız bilemem. Çünkü benim ana dalım bunlar değil. O zamanlar İzmir depreminde de bunları yaşadık. İzmir depreminde de şunu söylemiştim. Biz gündemi çok çabuk unutuyoruz. Depremlerde sadece ölü sayısına bakıyoruz. Bu çok yanlış bir şey. Aslında İzmir depreminde 116 kişi ölmedi. İzmir depreminde belki 200 bin kişi bundan direkt etkilendi. Bir binada otuyorsunuz bina yıkılıyor. Karşıda bir market var o duruyor. O marketçinin bile psikolojisi bozuluyor. Bundan dolayı insanlarda travmalar başlıyor. Psikolojik olarak ruhen ölen çok insanımız oldu. Bunların da masaya yatırılıp üzerine konuşulması lazım. Çünkü insan bazı şeyleri kendi içinde yaşıyor. Biz hep fay hatları vs. gibi teknik konuları konuşuyoruz ama bunların da gündeme gelmesi gerekiyor.”

Her binanın, vatandaşların can ve mal güvenliği garanti altına almak ve onları bilgilendirmek amacı ile kullanma kılavuzunun olması gerektiğine dikkat çeken Şahin şunları belirtti; “Evinize aldığınız çamaşır, bulaşık makinası, ütü, hesap makinesi gibi aklınıza gelecek aldığınız herhangi bir eşyada kullanma kılavuzu var. Ama ömür boyu oturacağınız bir ev alıyorsunuz ve hiçbir şeyini bilmiyorsunuz. Bizim bir projemiz vardı. Bu proje ile ilgili 3 yıl uğraştım. Her binanın bir kullanma kılavuzu olmalı. Tapuya gittiğim zaman bir kağıt verip, para verip bu işi bitirmemeliyim. Bu binanın temeli nasıl bir temel, hangi müteahhit yapmış bunları bilmeliyim. En basitinden evin kapılarını kimin yaptığını bilmiyorsunuz ya da doğalgaz ile ilgili bir sıkıntı yaşadınız, kime ulaşacağınızı bilmiyorsunuz. Bir binayı en iyi yapan bilir. O yüzden yapı kullanma kılavuzu çok önemli. Oturduğumuz evlerin sağlam olması gerekiyor, kaçak yapılara izin vermemizi gerekiyor, imarsız alanlara bina yapılmasına izin vermememiz gerekiyor. Gittiğim bir Avrupa ülkesinde belediye ziyaretim oldu. Belediyeye, birisi bir kaçak yapı yaparsa diye sorduğumda bana çivi çakamaz dedi. Çünkü cezasının çok ağır olduğunu söyledi. Durum böyle olunca siz de ister istemez benim ülkemde neden her isteyen istediği yere bina yapabiliyor diyebiliyorsunuz ve sonra deprem olunca devleti suçluyor. Ama insanoğlu onu yapmasa, biraz da kendimizi eleştirmeliyiz. Her şey rant değil, her ey para değil. Mevzuat ve kanunlara uymamız lazım. Aslında olay çok basit. Kriterleri koyacaksınız, kesinlikle taviz vermeyeceksiniz. Bu anlamda da tüm siyasilerin bir arada çalışması lazım. Çünkü deprem geldiğinde sen şu partidensin, sen de bu partidensin diyerek insan seçmiyor. Deprem, doğal afet dil, din, ırk ayrımı yapmıyor. Bu nedenle hükümet tarafından radikal tedbirler alınması gerekiyor.”

‘TOPRAK İLE SUYUN ARASINDAKİ İLİŞKİYİ KESTİK’

Doğal afetlerin birbiri üzerinde etkili olduğunu birinin diğerinin nedeni ve sonucu olabildiğini belirten Şahin; “Selin meydana gelmesinin en büyük sebeplerinden biri de toprak ile suyun arasındaki ilişkiyi kestik. Su toprakla buluşmuyor, betonla buluşmaya başladı. Biz her yeri beton yaptık. Beton yapınca da yağan yağmuru toprak çekmiyor ve betonun üzerinden akmaya başlıyor. Bu hem ekonomiye hem insanların canına, malına zarar veriyor, bir ilçe yok oldu. Korkudan binalarına giremiyor. Bu direkt olarak insanoğlunun kendi hatasından yine insanoğlunu etkiliyor. Bina yaparken doğru yer, doğru lokasyon seçilseydi biz bunları yaşar mıydık? Sel de hala bulunamayan kayıplarımız var. Bu kadar insanımızı kaybettik. Bunların hepsi bir travma, birer şok. Selin etkisi ile tomruklar geliyor. O tomrukların nereye konduğunu hiç anlamadım.”

Şu anki durumu ile herhangi bir deprem felaketli ile karşılaşmasının Türkiye’yi nasıl etkileyeceği üzerine öngörülerde bulunan Şahin, şu ifadeleri kullandı; “Deprem her an olabilir. Sadece ne zaman ve nerede olacağını bilmiyoruz. Çünkü deprem ülkesinde yaşıyoruz. Diri fay hatları üzerindeyiz. Dünyada yılda 500 bin deprem oluyor. İnsanların bunun sadece yaklaşık 80 ile 100 bin arasındaki hissediyor. Geçen sene 2020 yılında dünyada 5-6 büyük deprem oldu. Maalesef bunun iki tanesi Türkiye’de oldu. Toplamda 200’e yakın vatandaş depremde hayatını kaybetti. Bunun yüzde 60’ı Türkiye’de oldu. televizyonda konuşan herkes İstanbul depremi diye konuştu, deprem gidip Van’da oldu. Yine televizyondaki konuşmacılar deprem var dediler, deprem Elazığ-Malatya’da oldu. sonra İzmir’de oldu. şimdi nerede olacağını bilmiyoruz. Şu anda olası bir büyük depremin gerçekleşmesi Türkiye’yi her anlamda çok büyük etkileyecektir. İstanbul da önemli. Çünkü nüfusun 25 milyonu orada yaşıyor. Ticaret, ekonomi vs. orada. deprem anında İstanbul’da yardım yapılması sıkıntılı. Çok dar sokaklar var. Türkiye’de deprem olur mu, olur. Ama ne zaman, nerede olacağını bilmiyoruz. İki alternatifimiz var. Bunlardan birini seçmemiz lazım. Birincisi, doğal afet olmadan tedbir alacaksınız, ikincisi doğal afet olduktan sonra nasıl kurtaracaksınız? Birinciyi tercih etmemiz lazım. Doğal afet olmadan vatandaşımı nasıl kurtarırım dememiz lazım. Bunu tercih edersek başarılı oluruz.”

- Reklam -