Sağlığına kavuşan efsane Maariflinin düşündürdükleri…

0
134

Yaşarken bunları neden yazamadım diye çok hayıflandığım dostlarım oldu. Arkalarından çok güzel şeyler yazdım. Ama Latinlerin De mortuis nihil nisi bene/Ölüler hakkında yalnızca iyi şeyler konuşulmalıdır mantığıyla yazdıklarımın  azımsanmasından da hep kuşku duydum.

“KARANTİNADAYIM ama yalnız değilim.3 yaşından beri en büyük aksesuarım olan toplarımdan biri ile oynamağa devam ediyorum.” diyerek Covid 19’u atlatışını kendini acındırmadan, duyguları sömürmeden, hastalığı lanetleyerek kadersizliğine yanmadan anlatan, one of a kind/nevi şahsına münhasır janti Maarifli ağabeyimi as of today/canlı canlı anlatmaya karar verdim. UĞUR ERGUN; Bahsedildiğinde isminin büyük harflerle yazılmasını sonuna kadar hak eden,
Kadıköy Maarif Koleji artı Mektebi Mülkiye mezunu( O okulunda hariciyeci yetiştirme yuvası olduğu yıllarda okumuş) komulfo  bir hariciyeci…


Sakın bana sizde Galatasaraylı monşerlere benzediniz birbirinizi tutuyorsunuz, yere göre koymuyorsunuz demeyin. Son zamanlarda Maarif Koleji’nin de varoş cehaletine açılan arka kapısından çıkmış öyle insanlar tanıdım ki kazın ayağı sandığınız gibi değil.. Bağrınıza basıp kollamak, iyi niyetle hatalarını görmezden gelmek isteseniz de iflah olmaz karakterler var. Zaman içerisinde Anadolu Lisesi’ne evrilmiş Maarif Koleji gibi bir yuvadan feyz almış olmak bile adam olmaya yetmiyor maalesef. Uğur ağabeyle karşılıklı görüşürken kendinizi Buckingham Sarayı’nda gibi hissediyorsunuz. Sizi katiyen ezmeden, ukalalık etmeden, gıcık yapmadan salt davranışlarıyla bütün adabı muaşeret kurallarını yeniden hatırlamanızı sağlar. Ayaküstü kurs alırsınız…Öyle ki oturduğunuz yerde karşısında ayak üstüne atıp atmamakta kuşkuya düşersiniz. Ha şunu da söyleyeyim…

Öyle bal Mahmut’un torunu gibi ağzından bal damlayan, çok nüktedan, belagat gurusu bir adam değildir ama ağzına ve davranışlarına baktırır, kendine hayran bıraktırır insanı . Büyükelçilik yaptığı yerlerle ilgili, başka hiçbir yerde bulamayacağınız, bilgi ve yaşanmışlıklarını laf arasında, aklınızda kolayca kalabilecek, başka sohbetleriniz de kullanabileceğiniz anekdotlarla geçer. Hafıza Bankası gibidir. Birini veya bir olayı sorarsanız sadece sorguladığınızın kişiliği hakkında değil dönemine ait bütün vital detayları önünüze sürer. Uğur Ergün ve biz 68 kuşağı veteranlar rahibelerden kalma çok güzel bir eski manastır binasında yatılı okuduk. O binanın çok rahat yenilenmesi yapılabilecekken akılsız seçimle, hunharca yıkılması ile birlikte “Su küçüğün söz büyüğün.” başta olmak üzere “Ölü Ozanlar Derneği” filmi benzeri pek çok yazılı olmayan kuralımızda yıkılmış tarih olmuş. Şimdiki gençlerin itaat anlamında laf dinlemekten geçtim, söylenen lafın sonunu bile beklemeye tahammülü yok. Boşa konuşuyorsun çünkü o kafasında seni dinlerken kendi söyleyeceğini çoktan hazırlamış, lafa dalmak seni bozmak için aport bekliyor. Nesiller arasındaki fark böyle bir şeymiş. Öğrenmenin yaşı yokmuş bunu da aldım kabul ettim… Kim mi? Martılar Demokratik Düşünce Grubu oluşturmaya çalışan bir garip Orhan Veli!!!