<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Son Dakika Ankara Haberleri</title>
    <link>https://sonsoz.com.tr</link>
    <description>Son Dakika Ankara Ulusal haberlerin yankılanan sesi: Sonsöz Gazetesi. Türkiye'nin dört bir yanından en güncel, sıcak, son dakika haberlerini takip edin, gündemi bizimle okuyun, yorumlayın, şekillendirin. Sonsöz, sadece haber değil, bir bilinçtir.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://sonsoz.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 05 Aug 2026 05:43:00 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan Hepatit B Uyarısı: HIV’den 100 Kat Daha Bulaşıcı]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/uzmandan-hepatit-b-uyarisi-hivden-100-kat-daha-bulasici</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/uzmandan-hepatit-b-uyarisi-hivden-100-kat-daha-bulasici" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, Hepatit B’nin HIV’den 100 kat, Hepatit C’den ise 10 kat daha bulaşıcı olduğuna dikkat çekerek, hastalığın siroz ve karaciğer kanserine kadar ilerleyebileceğini söyledi. Kılıç, Hepatit B’ye karşı en etkili korunma yönteminin ise aşı olduğunu vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada yüz milyonlarca insanı etkileyen Hepatit B, yüksek bulaşıcılığı ve yol açtığı ciddi karaciğer hastalıkları nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor.</p>

<p><strong>Sonsöz Gazetesi’nden Goncagül Konaş’ın haberine göre; </strong>Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, kan ve vücut sıvılarıyla bulaşan virüsün HIV’den 100 kat daha bulaşıcı olduğunu belirterek, düzenli aşılama, erken tanı ve riskli davranışlardan kaçınmanın hastalığa karşı en etkili korunma yolları olduğunu ifade etti. </p>

<p><strong>DÜNYADA YÜZ MİLYONLARCA KİŞİ HEPATİT B TAŞIYOR</strong></p>

<p>Hepatit B’nin küresel ölçekte ciddi bir sağlık tehdidi olmaya devam ettiğini belirten Dr. Gülay Kılıç, kronik taşıyıcılığın önemli boyutlara ulaştığını söyledi.</p>

<p>Kılıç, “Bilindiği kadarıyla dünyada genellikle 500 milyonun üstünde Hepatit B’li yani kronik Hepatit B taşıyıcısı olan hasta tahmin edilmektedir. Akut Hepatit B hastalığının kronikleşmesi ile gelişen komplikasyonlar siroz ve hepatosellüler kansere yol açar.” dedi.</p>

<p>Türkiye’nin Hepatit B açısından orta risk grubunda yer aldığını belirten Kılıç, “Türkiye Hepatit B açısından orta derece riskli bir bölgedir ve doğal olarak aşının uygulanmasının gerekli olduğu bir ülkedir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 08 03 At 15.21.53" class="detail-photo img-fluid" height="528" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/08/whatsapp-image-2026-08-03-at-152153.jpeg" width="839" /></p>

<p><strong>“HIV’DEN 100 KAT DAHA BULAŞTIRICIDIR”</strong></p>

<p>Hepatit B virüsünün karaciğer hücrelerini hedef aldığını belirten Kılıç, hastalığın ilerleyen süreçte ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.</p>

<p>“Hepatit B, Hepatit B virüsü aracılığıyla bulaşır. Kan ve vücut sıvılarıyla geçer. Karaciğer hücrelerine yerleşerek önce akut hastalık, ardından kronik hastalık, devamında ise siroz ve karaciğer kanserine yol açar.” diyen Kılıç, virüsün bulaşıcılığına dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Hepatit B sigaradan sonra bilinen ikinci kanserojen etkendir. HIV’den 100 kat, Hepatit C’den 10 kat daha bulaşıcıdır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/uzmandan-hepatit-b-uyarisi-hivden-100-kat-daha-bulasici</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/08/whatsapp-image-2026-08-03-at-152155.jpeg" type="image/jpeg" length="47569"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uçakta fenalaşan yolcuya Sağlık Bakanı müdahale etti]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/ucakta-fenalasan-yolcuya-saglik-bakani-mudahale-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/ucakta-fenalasan-yolcuya-saglik-bakani-mudahale-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uçuş sırasında aniden rahatsızlanan kadın yolcunun imdadına, aynı uçakta seyahat eden Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu yetişti. Fenalaşan yolcunun yanına giderek bizzat moral veren ve "Geçmiş olsun" diyerek sakinleştiren Bakan Memişoğlu, ilk müdahaleyi kendi yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve beraberindeki heyet, seyahat ettikleri uçakta rahatsızlanan kadın yolcunun yardımına koştu.</p>

<p>Uçak havalandıktan sonra bir kadın yolcu kabin ekibine bildirildi ve yardım çağrısında bulunuldu. Aynı uçakta bulunan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, duruma anında müdahale ederek heyetiyle birlikte yolcunun yanına gitti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu fenalaşan kadın yolcuya "Geçmiş olsun" diyerek yakından ilgilendi ve kendisini sakinleştirmeye çalıştı. Bakan Memişoğlu'nun koordinesinde gerçekleşen müdahalede, hastanın durumu anbean kontrol altında tutuldu.</p>

<p><strong>TAKDİRLE KARŞILANDI</strong></p>

<p>Bakan Memişoğlu’nun yönlendirmesiyle harekete geçen Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, steteskop ve tansiyon aletini takarak uzatılan yolcunun ilk muayenesini yaptı ve tansiyonunu ölçtü.</p>

<p>Kabin ekibiyle koordineli bir şekilde gerçekleştirilen hızlı müdahale sayesinde rahatsızlanan yolcunun sağlık durumunun kontrol altına alındığı öğrenildi. Bakan Memişoğlu ve ekibinin gökyüzündeki bu örnek davranışı, uçaktaki diğer yolcular tarafından takdirle karşılandı. </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/ucakta-fenalasan-yolcuya-saglik-bakani-mudahale-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 12:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/08/whatsapp-image-2026-08-03-at-122731.jpeg" type="image/jpeg" length="27345"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tabağımızdaki 'Gıda Benzeri' Maddeler: Beynimizi Nasıl Kandırıyorlar?]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/tabagimizdaki-gida-benzeri-maddeler-beynimizi-nasil-kandiriyorlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/tabagimizdaki-gida-benzeri-maddeler-beynimizi-nasil-kandiriyorlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klasik diyet listelerini ve kalori hesaplarını bir kenara bırakın. Modern gıda endüstrisi, laboratuvar ortamında geliştirdiği "süper lezzet" mühendisliği ile insan beyninin doyma mekanizmasını devre dışı bırakıyor. Market raflarını kaplayan Ultra İşlenmiş Gıdalar (UPF) hakkında bilmeniz gereken araştırmacı dosya.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Süpermarket reyonlarında gezerken satın aldığımız renkli paketli gıdaların ne kadarı gerçekten "yiyecek"? Sağlık dünyası son dönemde kalorilerden veya yağ oranlarından çok daha derin bir tehdide odaklanmış durumda: <strong>Ultra İşlenmiş Gıdalar (Ultra-Processed Foods - UPF).</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü ve beslenme uzmanlarının "gıda benzeri endüstriyel maddeler" olarak tanımladığı bu ürünler, sadece kilo almamıza neden olmuyor; nörolojik düzeyde irademizi ve metabolizmamızı ele geçiriyor.</p>

<p></p>

<h2><strong>Ultra İşlenmiş Gıda (UPF) Nedir? Ev Mutfaklarında Bulunmayan İçerikler</strong></h2>

<p>Bir gıdanın "işlenmiş" olmasıyla "ultra işlenmiş" olması arasında devasa bir fark vardır. Evde sebze pişirmek veya peynir yapmak bir "işleme" sürecidir. Ancak ultra işlenmiş gıdalar, mutfağımızda asla bulunmayan endüstriyel bileşenlerle üretilir.</p>

<p>Eğer bir ürünün ambalajındaki içindekiler kısmında; <strong>hidrolize proteinler, nişasta bazlı sıvı şekerler, emülgatörler, kıvam artırıcılar, lezzet artırıcılar (MSG) ve aromalar</strong> görünüyorsa, elinizde tuttuğunuz şey gerçek bir gıda değil, laboratuvar tasarımı bir üründür.</p>

<p></p>

<h2><strong>"Süper Lezzet" Mühendisliği: Hiç Doymamanızın Arkasındaki Bilim</strong></h2>

<p>Peki bu ürünler neden paket açıldığı anda bitene kadar bırakılamıyor? Yanıt gıda sanayiinin nöro-pazarlama ve biyoloji laboratuvarlarında saklı: <strong>"Bliss Point" (Haz Noktası).</strong></p>

<p>Gıda mühendisleri; şeker, yağ ve tuz kombinasyonunu beyne maksimum haz verecek ama tok hissettirmeyecek hassas bir dengede bir araya getirir.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Çiğneme İllüzyonu:</strong> UPF ürünleri genellikle liflerinden tamamen arındırıldığı için çiğnemesi son derece kolaydır. Mideye çok hızlı inen bu maddeler, beynin "doydum" sinyali üreten mekanizmasını (leptin hormonu) harekete geçirmeye zaman bırakmaz.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Aşırı Uyarılma:</strong> Doğada asla yan yana bulunmayan yüksek yağ ve yüksek şeker oranı, beynin ödül merkezinde bir <strong>dopamin patlamasına</strong> yol açar. Bu da bağımlılık döngüsünü başlatır.</p>
 </li>
</ul>

<h3></h3>

<h2><strong>Tabağımızdaki Tehlike: Gıda Etiği ve Sağlık</strong></h2>

<p>Yürütülen küresel araştırmalar, beslenme düzeninin yüzde 50'sinden fazlasını ultra işlenmiş gıdaların oluşturduğu bireylerde; <strong>diyabet, kalp-damar hastalıkları, bağırsak florası bozuklukları (mikrobiyom çöküşü) ve depresyon</strong> riskinin katlanarak arttığını ortaya koyuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşin gıda etiği boyutunda ise dev endüstrilerin, maliyeti son derece ucuz olan mısır, soya ve palmiye türevlerini yüksek aromalarla cazip hale getirerek küresel ölçekte bir beslenme bağımlılığı yarattığı vurgulanıyor.</p>

<h3></h3>

<h2><strong>Kendinizi Korumanız İçin 3 Altın Şerit</strong></h2>

<p>Market alışverişlerinizde tabağınızı korumanız için uzmanların önerdiği temel kurallar:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>5 İçerik Kuralı:</strong> Ambalajın arkasındaki içindekiler listesinde 5’ten fazla bileşen varsa ve bunları ev mutfağınızda tek başına bulamıyorsanız, o ürün UPF sınıfındadır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Sessiz Ürünleri Seçin:</strong> Ambalajında "Sağlıklı", "Düşük Yağlı", "Fitosentez Destekli" gibi büyük reklam sloganları barındırmayan, doğada olduğu gibi duran (sebze, meyve, bakliyat, taze et) gıdalara yönelin.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Dokuyu Hissedin:</strong> Çiğneme gerektirmeyen, ağızda eriyip giden endüstriyel atıştırmalıklar yerine, lifli ve doğal dokusu korunmuş besinleri tercih edin.</p>
 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ayşe Jülide Özdem</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Yaşam</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/tabagimizdaki-gida-benzeri-maddeler-beynimizi-nasil-kandiriyorlar</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 05:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/08/hazir-gidaya-dikkat.png" type="image/jpeg" length="35766"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser Hastalarına Yaz Tatili Uyarısı]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/kanser-hastalarina-yaz-tatili-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/kanser-hastalarina-yaz-tatili-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tek, kanser tedavisi gören hastaların gerekli önlemleri aldıkları ve tedavilerini aksatmadıkları sürece yaz tatili yapabileceklerini belirtti. Güneşten korunma, enfeksiyon riskine karşı dikkatli olma, yeterli sıvı tüketimi ve olası belirtilerde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmanın hayati önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında tatil planı yapan kanser hastalarına önemli uyarılarda bulunan Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tek, kanser tedavisinin tatil yapmaya engel olmadığını ancak sürecin dikkatli yönetilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Sonsöz Gazetesi’nden Goncagül Konaş’ın haberine göre; </strong>tedavinin aksatılmaması, güneşten korunma, enfeksiyon riskine karşı önlem alınması ve hastaların sağlık durumlarını yakından takip etmelerinin güvenli bir tatil için temel şartlar olduğunu ifade etti.</p>

<p><img alt="P H O T O 2026 08 02 16 01 25" height="800" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/08/p-h-o-t-o-2026-08-02-16-01-25.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1600" /></p>

<p><strong>“TEDAVİYİ AKSATMADAN TATİL YAPMAK MÜMKÜN”</strong></p>

<p>Kanser hastalarının tedavilerini planlı şekilde sürdürmeleri gerektiğini belirten Tek, “Yaz mevsimi geldiğinde haklı olarak herkes tatil yapmak ister. Kanser hastaları gerek hastalık tanısına bağlı duygusal durumları gerekse aldıkları kemoterapi ve radyoterapinin oluşturduğu yan etkiler nedeniyle tatili en çok isteyen kişilerdir. Almış oldukları tedavilerini aksatmadan ve tedavi etkinliğini azaltmadan tatil yapmalarına genellikle engel bir durum yoktur. Ancak dikkat etmeleri gereken temel bazı noktalar vardır.” dedi.</p>

<p><strong>“GÜNEŞTEN KORUNMAK HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR”</strong></p>

<p>Yaz aylarında güneş ışınlarının kanser tedavisi gören hastalar üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tek, “Özellikle direkt güneş ışığından korunmak gerekir. Öğle saatlerinde güneşe maruz kalınmamalı ve en az 30 faktörlü güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="P H O T O 2026 08 02 16 01 30" height="1140" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/08/p-h-o-t-o-2026-08-02-16-01-30.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="870" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“KEMOTERAPİ SONRASI HAVUZ VE DENİZDEN UZAK DURULMALI”</strong></p>

<p>Kemoterapinin bağışıklık sistemini geçici olarak baskılayabildiğine dikkat çeken Tek, enfeksiyon riskinin yaz döneminde daha da önem kazandığını belirterek, “Kemoterapiye bağlı kemik iliği baskılanması nedeniyle enfeksiyon riski oluşabilir. Bu nedenle kemoterapiden sonraki 3 ila 15'inci günler arasında havuz veya denize girilmemesi önerilir. Özellikle deri bütünlüğünün bozulduğu durumlarda tedavi süresince havuz ve denizden uzak durulmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/kanser-hastalarina-yaz-tatili-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 16:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/08/p-h-o-t-o-2026-08-02-16-01-33.jpg" type="image/jpeg" length="68742"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Son Dönemin En Popüler Akımı: Neden Herkes Bunu Yapıyor?]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/son-donemin-en-populer-akimi-neden-herkes-bunu-yapiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/son-donemin-en-populer-akimi-neden-herkes-bunu-yapiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medyada fırtınalar estiren ve milyonlarca kişinin günlük rutini haline gelen 'Sessiz Yürüyüş' trendi sınırları aştı. Peki, bu basit alışkanlık neden bir anda küresel bir fenomene dönüştü?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dijital çağın getirdiği yüksek tempo, insanları "hiçbir şey yapmama" anlarına hasret bıraktı. Müziksiz, kronometresiz ve telefonsuz gerçekleştirilen "Sessiz Yürüyüş" akımı, bir spor aktivitesinden ziyade zihinsel bir sığınak sunmasıyla milyonları peşinden sürüklüyor.</p>

<p></p>

<h2><strong>Akımın Hızla Yayılmasının Arkasındaki Sır</strong></h2>

<p>Bu akımın bu kadar sevilmesinin ana nedeni, sıfır maliyetli ve zahmetsiz olması. Günlük hayatında bu yöntemi uygulayanlar; odaklanma sürelerinin uzadığını, zihinsel sisin dağıldığını ve gün içindeki kaygı seviyelerinin düştüğünü ifade ediyor.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Psikolog Görüşü: "Dijital Çağda Tüketim Orucu"</strong></h2>

<p>Klinik Psikologlar, akımın popülerliğini modern insanın ihtiyaçlarına bağlayarak şu değerlendirmede bulunuyor:</p>

<blockquote>
<p><i>"Sürekli bir şeyler dinlemek veya izlemek zihni aşırı yüklüyor. Sessiz yürüyüş aslında bir 'dijital tüketim orucudur'. Birey dış dünyayla bağını kısa süreliğine kestiğinde, kendi iç sesiyle yeniden temas kurar ve tükenmişlik hissini ortadan kaldırır."</i></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ayşe Jülide Özdem</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık, Yaşam</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/son-donemin-en-populer-akimi-neden-herkes-bunu-yapiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 22:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/akim.png" type="image/jpeg" length="74052"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kulaklıkları Çıkarın: Bu Yeni Trend Zihni Dinlendiriyor!]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/kulakliklari-cikarin-bu-yeni-trend-zihni-dinlendiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/kulakliklari-cikarin-bu-yeni-trend-zihni-dinlendiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müzik yok, podcast yok, bildirim yok... Son dönemin en popüler yaşam trendi 'Sessiz Yürüyüş', şehir hayatının gürültüsünden kaçıp zihinsel detoks yapmak isteyenlerin gözdesi haline geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Metropol hayatında adım başı karşımıza çıkan dijital uyarılardan bunalan şehir insanı, çareyi radikal bir sessizlikte arıyor. Sosyal medyada başlayan ve kısa sürede global bir akıma dönüşen "Sessiz Yürüyüş" (Silent Walking), kulaklıkları bir kenara bırakarak sadece adımların ritmine odaklanmayı öneriyor.</p>

<p></p>

<h2><strong>Kulaklıksız Yürümek Zihni Nasıl Yeniliyor?</strong></h2>

<p>Gün boyunca kesintisiz ekran maruziyeti ve kulaklıklardan akan bilgi bombardımanı, farkında olmadan kronik bir zihinsel yorgunluk yaratıyor. Bu yürüyüş biçiminde ise telefon görüşmesi yapılmıyor, müzik dinlenmiyor. Amaç; zihni sürekli bir şeyler tüketme zorunluluğundan kurtarıp anı yaşamaya yönlendirmek.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Nörolog Görüşü: "Beyin Varsayılan Moda Geçiyor"</strong></h2>

<p>Nöroloji Uzmanları, yürüyüş sırasında dış uyarancıların kesilmesinin beyin üzerindeki etkisini şöyle açıklıyor:</p>

<blockquote>
<p><i>"Zihni hiçbir içerikle meşgul etmeden yürüdüğünüzde beynin 'varsayılan mod ağı' devreye girer. Kulaklıkları çıkardığınızda kortizol seviyesi düşer, beyin günün karmaşasını sindirir ve yaratıcı düşünme kapasitesi belirgin şekilde artar."</i></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ayşe Jülide Özdem</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Yaşam</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/kulakliklari-cikarin-bu-yeni-trend-zihni-dinlendiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 22:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/yuruyuss.webp" type="image/jpeg" length="32384"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TÜİK açıkladı: Türkiye’de yaşam süresi uzadı! Kadınlar neden daha uzun yaşıyor?]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/tuik-acikladi-turkiyede-yasam-suresi-uzadi-kadinlar-neden-daha-uzun-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/tuik-acikladi-turkiyede-yasam-suresi-uzadi-kadinlar-neden-daha-uzun-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜİK’in hayat tablolarına göre Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,1 yıla yükseldi. Kadınların ortalama 80,7 yıl, erkeklerin ise 75,5 yıl yaşaması bekleniyor. Aradaki 5,2 yıllık farkın arkasında yalnızca biyolojik yapı değil; sağlık hizmetlerinden yararlanma alışkanlığı, yaşam tarzı, çalışma koşulları ve riskli davranışlar da bulunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 2022-2024 dönemini kapsayan hayat tabloları, Türkiye’de yaşam süresinin yeniden yükseldiğini ortaya koydu. Önceki dönemde 77,3 yıl olarak hesaplanan doğuşta beklenen yaşam süresi, 0,8 yıl artarak 78,1’e çıktı.</p>

<p>Erkeklerde 74,7 yıl olan beklenen yaşam süresi 75,5 yıla, kadınlarda ise 80 yıldan 80,7 yıla yükseldi. Böylece kadınlarla erkekler arasındaki yaşam süresi farkı 5,2 yıl olarak hesaplandı.</p>

<h3><strong>Bu rakam gerçek ölüm yaşını göstermiyor</strong></h3>

<p>“Doğuşta beklenen yaşam süresi”, bugün dünyaya gelen her bebeğin kesin olarak 78,1 yıl yaşayacağı anlamına gelmiyor. Bu gösterge, mevcut yaşa özgü ölüm oranlarının gelecekte de aynı kalacağı varsayımıyla yeni doğan bir kişinin yaşaması beklenen ortalama süreyi ifade ediyor.</p>

<p>Sağlık hizmetleri, salgınlar, beslenme koşulları, çevre, gelir düzeyi ve yaşam tarzındaki değişiklikler bu sürenin zaman içerisinde artmasına ya da azalmasına neden olabiliyor.</p>

<p><img alt="Görüntü 8-40" class="detail-photo img-fluid" height="335" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-8-40.jpeg" width="596" /></p>

<h3><strong>Kadınlar neden daha uzun yaşıyor?</strong></h3>

<p>Kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasını tek bir nedenle açıklamak mümkün değil. Dünya Sağlık Örgütüne göre fark; biyolojik özelliklerin yanı sıra toplumsal koşullar, davranış biçimleri, çalışma hayatındaki riskler ve sağlık hizmetlerine başvurma alışkanlıklarının birleşiminden kaynaklanıyor.</p>

<p>Kadınların hormonal ve genetik yapısının bazı hastalıklara karşı belirli ölçüde koruyucu olabileceği değerlendirilirken, erkeklerin yaşam biçiminden kaynaklanan risklere daha fazla maruz kalması farkı büyütüyor.</p>

<p>OECD verileri, erkeklerde sigara ve aşırı alkol kullanımının, sağlıksız beslenmenin ve fazla kilonun daha yaygın olduğunu gösteriyor. Erkeklerin trafik kazaları, iş kazaları, şiddet ve diğer dış nedenlere bağlı erken ölüm riski de kadınlardan daha yüksek seyrediyor.</p>

<p><img alt="Görüntü 9-45" class="detail-photo img-fluid" height="432" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-9-45.jpeg" width="864" /></p>

<h3><strong>Erkekler doktora daha geç başvuruyor</strong></h3>

<p>Yaşam süresindeki farkın önemli nedenlerinden biri de sağlık hizmetlerinden yararlanma biçimi. Dünya Sağlık Örgütü, erkeklerin aynı hastalıkla karşılaşmaları durumunda kadınlara kıyasla sağlık kuruluşlarına daha az veya daha geç başvurduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu durum özellikle yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, diyabet ve kanser gibi erken teşhisle kontrol altına alınabilecek hastalıkların ilerlemesine yol açabiliyor. DSÖ verilerine göre önlenebilir ve tedavi edilebilir kronik hastalıklardan erken ölüm olasılığı erkeklerde daha yüksek.</p>

<p><img alt="Görüntü 10-44" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-10-44.jpeg" width="864" /></p>

<h3><strong>Kazalar, şiddet ve intihar farkı artırıyor</strong></h3>

<p>Erkeklerin daha kısa yaşamasında yalnızca hastalıklar etkili değil. OECD araştırmasına göre erkeklerde erken yaşta kaybedilen yaşam yıllarının önemli bir bölümü trafik ve iş kazaları, intihar, şiddet ve diğer dış nedenlerden kaynaklanıyor.</p>

<p>DSÖ’nün küresel verilerinde trafik kazalarına bağlı ölüm oranının 15 yaşından sonra erkeklerde kadınların iki katından fazla olduğu belirtiliyor. İntihara bağlı ölüm oranı da erkeklerde belirgin biçimde daha yüksek seyrediyor.</p>

<p>Ağır ve tehlikeli işlerde erkeklerin daha yoğun çalışması; kimyasal maddelere, toza, gürültüye, aşırı sıcaklığa ve iş kazalarına daha fazla maruz kalması da yaşam süresini etkileyen unsurlar arasında gösteriliyor.</p>

<p><strong>Uzun yaşam her zaman sağlıklı yaşam anlamına gelmiyor</strong></p>

<p>TÜİK’in sonuçlarında dikkat çeken bir başka ayrıntı ise sağlıklı yaşam süresi oldu. Türkiye’de doğuşta sağlıklı yaşam süresi ortalama 57,6 yıl olarak hesaplandı. Bu süre erkeklerde 58,9, kadınlarda ise 56,3 yıl olarak belirlendi.</p>

<p>Buna göre kadınlar toplamda erkeklerden 5,2 yıl daha uzun yaşasa da sağlık sorunu olmadan geçirmeleri beklenen süre erkeklerden 2,6 yıl daha kısa. OECD de kadınların daha uzun yaşamakla birlikte kronik rahatsızlıklar ve günlük yaşamı sınırlandıran sağlık sorunlarıyla daha fazla yıl geçirebildiğine işaret ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Görüntü 12-38" class="detail-photo img-fluid" height="216" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-12-38.jpeg" width="384" /></p>

<h3><strong>Eğitim düzeyi ömrü de etkiliyor</strong></h3>

<p>TÜİK verileri, yaşam süresindeki farkın yalnızca cinsiyete bağlı olmadığını gösterdi. Eğitim seviyesi yükseldikçe beklenen yaşam süresinin de arttığı belirlendi.</p>

<p>30 yaşındaki ortaöğretim altı eğitim seviyesine sahip kişilerle yükseköğretim mezunları arasında yaklaşık 5 yıllık yaşam süresi farkı bulunuyor. Eğitim düzeyinin gelir, çalışma koşulları, sağlık bilgisine erişim, beslenme ve koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma imkanlarıyla bağlantılı olması, bu farkın başlıca nedenleri arasında değerlendiriliyor.</p>

<h3><strong>65 yaşındaki kadınların 19,6 yıl daha yaşaması bekleniyor</strong></h3>

<p>TÜİK’in yaş gruplarına göre hesaplamasına göre Türkiye’de 65 yaşındaki bir kişinin ortalama 18 yıl daha yaşaması bekleniyor. Kalan yaşam süresi erkeklerde 16,3 yıl, kadınlarda ise 19,6 yıl olarak hesaplandı.</p>

<p>Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de ortalama ömrün uzadığını ancak sağlıklı geçirilen yılların artırılması gerektiğini gösteriyor. Uzman kuruluşların değerlendirmelerine göre erkeklerin düzenli sağlık kontrolüne yönlendirilmesi, tütün ve alkol kullanımının azaltılması, iş ve trafik güvenliğinin güçlendirilmesi yaşam süresindeki cinsiyet farkını azaltabilecek önlemler arasında bulunuyor.</p>

<p>Kaynaklar: <a href="https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/54081?utm_source=chatgpt.com" rel="noopener" target="_blank">TÜİK Hayat Tabloları 2022-2024</a>, <a href="https://www.who.int/news/item/04-04-2019-uneven-access-to-health-services-drives-life-expectancy-gaps-who?utm_source=chatgpt.com" rel="noopener" target="_blank">Dünya Sağlık Örgütü</a>, <a href="https://www.oecd.org/en/publications/health-at-a-glance-2025_8f9e3f98-en/full-report/which-diseases-affect-men-and-women-differently-and-why-this-matters_c7602de9.html?utm_source=chatgpt.com" rel="noopener" target="_blank">OECD Sağlık Görünümü 2025</a></p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/tuik-acikladi-turkiyede-yasam-suresi-uzadi-kadinlar-neden-daha-uzun-yasiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-7-46.jpeg" type="image/jpeg" length="73510"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ankara'da Şebeke Suyu Temiz Çıktı: Peki Bu Salgının Kaynağı Ne?]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/ankarada-sebeke-suyu-temiz-cikti-peki-bu-salginin-kaynagi-ne</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/ankarada-sebeke-suyu-temiz-cikti-peki-bu-salginin-kaynagi-ne" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara’da çok sayıda kişinin ishal, kusma, mide bulantısı ve karın ağrısı yaşadığını bildirmesi “salgın” tartışmasını büyüttü. ASKİ, son analizlerde şebeke suyunun tüm kalite ölçütlerini karşıladığını açıkladı. Benzer şikayetlerin İstanbul’da da görülmeye başladığı öne sürülürken, hastalıkların kaynağına ilişkin resmi bir tespit henüz paylaşılmadı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’nın farklı ilçelerinden peş peşe gelen ishal, kusma, mide bulantısı, ateş ve karın ağrısı şikayetleri, kentte yaygın bir bağırsak enfeksiyonu yaşanıp yaşanmadığı sorusunu gündeme taşıdı.</p>

<p>Sosyal medyada rahatsızlanan çok sayıda kişi, benzer belirtilerle hastanelere başvurduklarını ileri sürdü. Bazı kullanıcılar belirtilerin buzlu içecek tüketimi veya meyve ve sebzelerin yıkanmasının ardından başladığını savunurken, ilk şüphe şebeke suyuna yöneldi.</p>

<p>Ancak yapılan son açıklama bu iddiayı desteklemedi.</p>

<p><img alt="Aski.png" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2025/04/askipng.webp" width="1280" /></p>

<h2><strong>ASKİ: SUDA OLUMSUZLUĞA RASTLANMADI</strong></h2>

<p>Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ASKİ tarafından yapılan açıklamada, kentte şebekeye verilen içme suyunun Ankara İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenli olarak denetlendiği belirtildi.</p>

<p>ASKİ laboratuvarlarında suyun haftanın 7 günü, 24 saat analiz edildiği ve anlık olarak izlendiği kaydedildi. Sağlık Bakanlığı denetimleri ile ASKİ’nin analizlerinde, halk sağlığını tehdit edecek herhangi bir bulguya rastlanmadığı bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada, 28 Temmuz’da gelen yeni analiz sonuçlarında da içme suyunun bütün kalite parametrelerini karşıladığının teyit edildiği ifade edildi. ASKİ, sonuçların her ay kamuoyuyla paylaşıldığını belirtti.</p>

<p><img alt="Görüntü 4-53" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-4-53.jpeg" width="864" /></p>

<h2><strong>GÖZLER ŞİMDİ SAĞLIK MAKAMLARINDA</strong></h2>

<p>Şebeke suyunda olumsuzluk belirlenmemesi, şikayetlerin gerçek nedenine ilişkin soru işaretlerini ortadan kaldırmadı. Kent genelindeki başvuru sayısı, vakaların hangi ilçelerde yoğunlaştığı ve hastalardan alınan örneklerde ortak bir virüs ya da bakteriye rastlanıp rastlanmadığı henüz açıklanmadı.</p>

<p>Bu nedenle yaşanan durumu kesin olarak “gıda zehirlenmesi”, “norovirüs salgını” veya başka bir hastalıkla ilişkilendirmek şu aşamada mümkün değil. Kaynağın belirlenebilmesi için hasta örnekleri, tüketilen ortak gıdalar, buz ve su kaynakları ile bulaş zincirinin birlikte incelenmesi gerekiyor.</p>

<p>Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün bilgilerine göre ani başlayan ishal, kusma, bulantı ve karın ağrısı norovirüs dahil çeşitli bağırsak enfeksiyonlarında görülebiliyor. Bu enfeksiyonlar kirlenmiş yiyecekler, hasta kişilerle yakın temas veya mikroorganizma bulunan yüzeyler aracılığıyla yayılabiliyor. Ancak Ankara’daki vakaların norovirüsten kaynaklandığını gösteren resmi bir laboratuvar sonucu açıklanmış değil.</p>

<h2><strong>İSTANBUL’DA DA BENZER ŞİKAYETLER GÜNDEMDE</strong></h2>

<p>Ankara’daki tartışmanın ardından İstanbul’da yaşayan bazı kişilerin de sosyal medya üzerinden benzer mide ve bağırsak şikayetlerini dile getirdiği öne sürüldü. Ancak İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü veya Sağlık Bakanlığı tarafından kentte olağan dışı bir vaka artışı ya da salgın bulunduğuna ilişkin resmi açıklama yapılmadı.</p>

<p>Bu nedenle iki şehirdeki şikayetlerin aynı etkenden kaynaklandığını söylemek için yeterli veri bulunmuyor. Sosyal medya paylaşımları dikkat çekici bir sinyal oluştursa da salgın tespiti için hastane başvurularının, laboratuvar sonuçlarının ve epidemiyolojik bağlantıların incelenmesi gerekiyor.</p>

<p><img alt="Görüntü 6-53" class="detail-photo img-fluid" height="300" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-6-53.jpeg" width="530" /></p>

<h2><strong>SICAK HAVA, GIDA VE BUZ İHTİMALİ</strong></h2>

<p>Yüksek sıcaklıklarda uygun koşullarda saklanmayan et, süt ürünleri, yumurtalı yiyecekler ve hazır gıdalar daha hızlı bozulabiliyor. Temiz olmayan sudan üretilen buz, iyi yıkanmayan sebze ve meyveler veya ortak yüzeyler de bağırsak enfeksiyonlarının yayılmasında rol oynayabiliyor.</p>

<p>Bunların her biri genel olasılık olmakla birlikte, Ankara’daki şikayetlerin kaynağının bunlardan biri olduğuna ilişkin henüz resmi tespit bulunmuyor. Şebeke suyu iddiasının analizlerle karşılık bulmamasının ardından gözler, vaka sayılarını ve inceleme sonuçlarını açıklaması beklenen sağlık makamlarına çevrildi.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı, ishal ve kusmada en büyük tehlikelerden birinin sıvı kaybı olduğunu belirtiyor. Uzun süren şikayet, yüksek ateş, kanlı ishal, sık kusma, ağız kuruluğu veya idrar miktarında azalma görülmesi halinde sağlık kuruluşuna başvurulması öneriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/ankarada-sebeke-suyu-temiz-cikti-peki-bu-salginin-kaynagi-ne</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-5-54.jpeg" type="image/jpeg" length="59920"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Türkiye'de sadece 5 ayda 2 bin 800 erken kanser teşhisi yaptık"]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/turkiyede-sadece-5-ayda-2-bin-800-erken-kanser-teshisi-yaptik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/turkiyede-sadece-5-ayda-2-bin-800-erken-kanser-teshisi-yaptik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, kaymakam adaylarıyla bir araya geldiği programda koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 111. Dönem Kaymakamlık Kursu kapsamında kaymakam adaylarıyla buluşarak Türkiye'nin sağlık politikalarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, erken teşhis uygulamaları, tütünle mücadele, yerli sağlık teknolojileri ve organ bağışı konularına değinen Memişoğlu, sağlık alanındaki yeni hedefleri kamuoyuyla paylaştı.</p>

<h2><strong>"5 Ayda 2 Bin 800 Erken Kanser Teşhisi Yaptık"</strong></h2>

<p>Erken teşhisin hayat kurtardığını vurgulayan Bakan Memişoğlu, son 5 ay içerisinde Türkiye genelinde 2 bin 800 kişiye erken kanser teşhisi konulduğunu belirtti.</p>

<p>Erken teşhisin önemini çarpıcı bir örnekle anlatan Memişoğlu, "Sadece 5 ayda Türkiye'de 2 bin 800 erken kanser teşhisi yaptık. Bir trafik kazasında 2 bin 800 kişinin hayatını kaybettiğini düşünün. Erken teşhis sayesinde bu insanları yaşatıyorsunuz." ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>Sigarayla Mücadele Mesajı: "Görünmez Bir Saldırı"</strong></h2>

<p>Tütün kullanımının Türkiye'nin en büyük halk sağlığı sorunlarından biri olduğuna dikkat çeken Memişoğlu, 2025 yılında Türkiye'de 8 milyar paket sigara satıldığını açıkladı.</p>

<p>Kişi başına yıllık ortalama 117 paket sigara tüketildiğini belirten Bakan Memişoğlu, sigaranın toplum sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirterek şunları söyledi:</p>

<blockquote>
<p>"Bu sizin mücadele edeceğiniz en önemli unsurlardan biri. Bugün Türkiye'de bu durum asayişten bile daha tehlikeli. Ülkemize yönelik görünmez bir saldırıdır. Bu mücadele sadece sağlık teşkilatının değil, tüm kamu kurumlarının ve toplumun ortak sorumluluğudur."</p>
</blockquote>

<h2><strong>8 Milyondan Fazla Kronik Hastalık Erken Dönemde Tespit Edildi</strong></h2>

<p>Koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırıldığını ifade eden Memişoğlu, kronik hastalıklara yönelik tarama programları sayesinde bugüne kadar <strong>8 milyon 191 bin kişiye</strong> tanı konulduğunu açıkladı.</p>

<p>Hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıkların erken dönemde belirlenmesinin ilerleyen yıllarda oluşabilecek ciddi sağlık sorunlarını önlemede büyük önem taşıdığını vurgulayan Bakan, aile hekimliği sisteminin bu süreçte kritik rol üstlendiğini söyledi.</p>

<h2><strong>Yerli Sağlık Teknolojilerinde Yeni Hedefler</strong></h2>

<p>Türkiye'nin sağlık alanında yalnızca hizmet sunan değil, aynı zamanda teknoloji geliştiren ve üreten bir ülke olmayı hedeflediğini belirten Memişoğlu, COVID-19 salgını döneminde yerli solunum cihazının 45 gün içinde seri üretime geçirildiğini hatırlattı.</p>

<p>Bugün kamu hastanelerinde ASELSAN tarafından geliştirilen yerli mobil röntgen cihazlarının kullanıldığını ifade eden Bakan, dünyada sınırlı sayıda ülkenin üretebildiği kalp-akciğer makinesinin de yerli imkanlarla geliştirildiğini ve ilk kez bir Türk hastada başarıyla kullanıldığını söyledi.</p>

<h2><strong>"Aşılarımızı Kendimiz Üreteceğiz"</strong></h2>

<p>Yerli ultrason cihazları ve aşı geliştirme çalışmalarının sürdüğünü belirten Memişoğlu, Türkiye'nin biyoteknoloji alanında önemli bir eşiğe geldiğini belirterek, "Birkaç yıl içerisinde aşılarımızı kendimiz üreteceğiz." dedi.</p>

<h2><strong>Organ Bağışı İçin e-Devlet Çağrısı</strong></h2>

<p>Organ bağışının önemine de değinen Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, vatandaşları e-Devlet üzerinden organ bağışında bulunmaya davet etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Elektronik organ bağışı sisteminde yapılan yeni düzenlemeyle kişinin beyanının esas alındığını belirten Memişoğlu, organ bağışı iradesinin vasiyet niteliğinde değerlendirileceğini ve bu düzenlemenin bağış süreçlerini kolaylaştıracağını ifade etti.</p>

<h2><strong>Sağlık İhracatında Yeni Hedef</strong></h2>

<p>Türkiye'nin sağlık sektörünü ekonomik açıdan da büyütmeyi hedeflediğini belirten Memişoğlu, ilaç ve sağlık teknolojilerinde üretim kapasitesini artırarak ihracatı güçlendirmeyi amaçladıklarını söyledi.</p>

<p>Bakan Memişoğlu, "Özellikle sağlık sektörünün Türkiye'nin önemli gelir kaynaklarından biri olmasını istiyoruz. Önümüzdeki 5 yılda 10 milyar dolar, 10 yılda ise 50 milyar dolar sağlık ihracatı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>Sağlıklı Yaşam İçin "Esenlik Mevzuatı" Geliyor</strong></h2>

<p>Sağlıklı bireylerin sağlıklarını korumaya yönelik yeni bir düzenleme üzerinde çalışıldığını da açıklayan Memişoğlu, hazırlanan <strong>Esenlik Mevzuatı</strong> kapsamında oteller ve benzeri yaşam alanlarında sağlıklı yaşam hizmetlerinin sunulacağını belirtti.</p>

<p>Yeni modelde hekim, diyetisyen, fizyoterapist ve psikologların görev alacağını ifade eden Memişoğlu, amaçlarının hastalık tedavisi değil, bireylerin hastalanmadan önce sağlıklarını korumalarına katkı sağlamak olduğunu sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ankara, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/turkiyede-sadece-5-ayda-2-bin-800-erken-kanser-teshisi-yaptik</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 01:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/agency/dha/turkiyede-sadece-5-ayda-2-bin-800-erken-kanser-teshisi-yaptik.jpg" type="image/jpeg" length="65922"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Alerji aşısı çocukların hayatını değiştirebilir']]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/alerji-asisi-cocuklarin-hayatini-degistirebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/alerji-asisi-cocuklarin-hayatini-degistirebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden Çocuk Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Dr. Berna Uzunoğlu, ilaç tedavisiyle kontrol altına alınamayan polen, ev tozu, evcil hayvan ve arı alerjilerinde uygulanan alerjen immünoterapisinin etkili sonuçlar verdiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Dr. Berna Uzunoğlu, ilaç tedavisiyle kontrol altına alınamayan polen, ev tozu, evcil hayvan ve arı alerjilerinde uygulanan alerjen immünoterapisi (alerji aşısı) tedavisinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğunu belirtip, çocukların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığını söyledi.</p>

<p>SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Dr. Berna Uzunoğlu, bahar ve yaz aylarında artan polen ve arı alerjilerine karşı uygulanan alerjen immünoterapisi (alerji aşısı), uygun hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini söyledi. Uzm. Dr. Uzunoğlu, ilaç tedavisiyle kontrol altına alınamayan polen, ev tozu, evcil hayvan ve arı alerjilerinde uygulanan tedavinin çocukların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığını ifade etti.</p>

<p><strong>'BAŞARILI SONUÇLAR ALDIĞIMIZ BİR YÖNTEM'</strong></p>

<p>Özellikle arı alerjisinde immünoterapinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Berna Uzunoğlu, 'Bahar ve yaz aylarında çocukların açık havadaki aktiviteleri artıyor. Bu nedenle hem polenlere hem de arı sokmasında ortaya çıkan alerjen vakaları da artıyor. Polen alerjisi, hastalarımızda peş peşe tekrar eden hapşırma, burun kaşıntısı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde yaşarma, kızarma ve sulanma şikayetleriyle giden ve bazı çocuklarımızın hayat kalitesini, uyku düzenini, okul başarısını ciddi ölçüde etkileyen bir hastalıktır. İlaç tedavileri ve korunma önlemleri ile şikayetlerinde gerileme olmayan hastalarımıza alerji aşılarını önerebiliyoruz. Uygun hastalara, seçilmiş preparatlarla, uygun dozlarla uygulayabildiğimiz bu tedavi, hastalarımızın ilaç tedavisinden fayda görmediği durumlarda gayet başarılı sonuçlar aldığımız bir yöntem' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'MEŞAKKATLİ VE UZUN SÜREN BİR TEDAVİ'</strong></p>

<p>'Alerjen immünoterapi' denilen ve halk arasında alerji aşısı olarak bilinen bu tedavi yönteminde hastaların duyarlı olduğu alerjeni çok düşük dozlarda hastalara enjekte ettiklerini belirten Uzm. Dr. Uzunoğlu, 'Böylelikle vücutlarının bağışıklık sistemlerinin artık bu alerjene aldırmamasını öğretiyoruz. Oldukça meşakkatli ve uzun süren bir tedavi, en az 3 yıl sürüyor. Bu tedavi aslında yüz yılı aşkın bir süredir uygulanmakta. Hastamıza aşı tedavisine başlamamızda bir engel yoksa genelde deri altına uygulanan enjeksiyonlar yöntemiyle ayda bir uyguluyoruz. Çoğu zaman özellikle 'alerjik rinit' dediğimiz saman nezlesi, enfeksiyon durumlarıyla karıştırılabiliyor. Sadece polen alerjilerine karşı uygulanan bir tedavi değil. Ev tozu akarlarına, kedi köpek gibi evcil hayvan alerjilerine, arı alerjilerine karşı da immünoterapi yani alerji aşıları uygulamaktayız' diye konuştu.</p>

<p><strong>'ARI ALERJİLERİNİN AŞISI HAYATİ ÖNEM TAŞIYAN BİR TEDAVİ YÖNTEMİ'</strong></p>

<p>Dr. Uzunoğlu, arı sokması sonrasında sadece bölgede şişlik, kızarıklık gibi lokal reaksiyonlar değil, bazen tüm vücutta yaygın kızarıklık, hastanın yüzünde, gözünde şişme, boğazda takılma hissi, nefes darlığı, bazen baygınlık, hipotansiyon gibi ciddi reaksiyonların oluşabildiğine dikkati çekti. Arı sokması ike yaygın belirtileri olan hastalara mutlaka bir alerji ve immünoloji doktoruna başvurmalarını öneren Uzm. Dr. Berna Uzunoğlu, 'Çünkü arı alerjilerinin aşısı hayati önem taşıyan bir tedavi yöntemi. Arı sokan hastalarımızda, arının soktuğu zamanki yaşanan reaksiyonlar dışında, 'Ben acaba bir daha arı tarafından sokulur muyum? Bir daha aynı şeyleri yaşayabilir miyim?' diye ciddi bir anksiyete ve günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlanmalar görmekteyiz. Hastanemizde halk arasında tüylü arı olarak bilinen bal arıları ve sarı arı olarak bilinen yaban arılarına karşı alerji tedavileri uygulanmakta. Arı alerjilerinde aşı tedavisi uygulanırken, diğer aşı tedavilerinde olduğu gibi oldukça deneyimli bir ekip, eğitimli hemşire ekibi ve olası bir yan etkiye karşı anında hızlıca müdahale edilebilecek ekipman ve donanıma sahip bir hastanede, alerji ve immünoloji uzmanlarının olduğu bir yerde yapılması önem teşkil etmektedir' dedi.</p>

<p><strong>'AŞIDAN SONRA İSTEDİĞİM GİBİ DIŞARI ÇIKABİLİYORUM'</strong></p>

<p>Polen alerjisi olan ve tedavi süreci devam eden Emir Yanar (12), 'Aşı olmadan önce ilkbahar ve yaz aylarında dışarı çıktığımda gözlerim yaşarıyordu. Ağaçların olduğu bölgelere gidemiyor, bazen parklarda bile oynayamıyordum. Sabah uyandığımda gözlerim çok kaşınıyordu. Bütün arkadaşlarım dışarıda oyun oynarken ben evde tek başıma kalıyordum. Sadece televizyon izleyebiliyor ya da telefonla vakit geçirebiliyordum. Tek başıma kaldığım için de çok sıkılıyordum. Ama aşıdan sonra sıkıntılarım yavaş yavaş azalmaya başladı. Artık istediğim gibi dışarı çıkabiliyorum. Bisiklet sürüyorum, top oynuyorum, arkadaşlarımla buluşuyorum. Bahçeli yerlere de rahatça gidebiliyorum' diye konuştu.</p>

<p><strong>'NEZLE SANIYORDUK MEĞER POLEN ALERJİSİ VARMIŞ'</strong></p>

<p>Emin Yanar (44) da oğlu Emir'in yaklaşık 4 yıl boyunca şikayetleri çok ağır olduğuna dikkat çekip, şunları söyledi: 'Her yıl farklı doktora gittik, ilkbahar ve yaz aylarında yaşadığı şikayetleri hep grip, nezle ya da soğuk algınlığı sanıyorduk. Bazen çok koşturduğu, terlediği ya da dondurma yediği için hasta olduğunu düşünüyorduk. Ancak bu tedaviyle özellikle bu yıl çok rahat ettik. Meğer polen alerjisiymiş. Gözlerinde akıntı oluyordu, burnu akıyordu. Nefes alırken ve konuşurken doluluk hissi vardı, ses tonu bile değişiyordu. Rahatsız olduğu için bir yere gidemiyorduk. Sürekli evde kalıyorduk. Ancak 'alerjen immünoterapi' tedavisi ile bu yıl tatile gidebildik.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/alerji-asisi-cocuklarin-hayatini-degistirebilir</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/agency/dha/alerji-asisi-cocuklarin-hayatini-degistirebilir.jpg" type="image/jpeg" length="86911"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rutin kontrolde tespit edilen kanseri erken tanıyla yendi]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/rutin-kontrolde-tespit-edilen-kanseri-erken-taniyla-yendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/rutin-kontrolde-tespit-edilen-kanseri-erken-taniyla-yendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rutin sağlık kontrolü için hastaneye giden 50 yaşındaki Suzan Malcı'nın hayatı, çekilen MR'ın ardından tamamen değişti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Rutin sağlık kontrolü için hastaneye giden 50 yaşındaki Suzan Malcı'nın hayatı, çekilen MR'ın ardından tamamen değişti. Yapılan ileri tetkiklerde kolon kanseri tanısı alan Malcı, gerçekleştirilen kapalı ameliyatla sağlığına kavuştu. Ameliyatı yapan Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ali Gök, 'Kolon kanserinde erken tanı tedavi başarısını belirleyen en önemli etkendir' dedi. Malcı ise 'Erken tanı sayesinde bugün sağlıklıyım. Herkes kontrollerini ihmal etmesin' diye konuştu.</p>

<p>Kolon kanseri nedeniyle ailesinde acı kayıplar yaşayan Suzan Malcı'nın endişesi, rutin kontrol sırasında konulan erken tanıyla umut hikayesine dönüştü. Hiçbir şikayeti olmamasına rağmen yapılan tetkiklerde kolon kanseri tespit edilen Malcı, Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi'nde gerçekleştirilen kapalı ameliyatın ardından sağlığına kavuştu. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ali Gök, 'Tarama programlarıyla hastalığı erken evrede yakalayabiliyoruz' ifadelerini kullanırken, Malcı 'Hiçbir belirti yaşamıyordum. Erken tanı gerçekten hayat kurtarıyor' sözleriyle düzenli kontrollerin önemini anlattı.</p>

<p><strong>'ERKEN TANI HAYATIMI KURTARDI'</strong></p>

<p>Operasyonun ardından sağlığına kavuşan 50 yaşındaki Suzan Malcı, hastalığının rutin sağlık kontrolü sırasında tespit edildiğini belirterek düzenli taramaların önemine dikkat çekti. MR incelemesinde rektum bölgesinde şüpheli bir kalınlaşma görülmesi üzerine kolonoskopi yapıldığını ve tümörün belirlendiğini anlatan Malcı, 'Ameliyat oldum ve şu an sağlık durumum çok iyi. Normal hayatıma devam ediyorum. 'Erken tanı hayat kurtarır' sözü gerçekten çok doğru. Herkes düzenli kontrollerini yaptırmalı, en ufak bir şüphede bile vakit kaybetmeden doktora başvurmalı. Ben bugün sağlığıma erken tanı sayesinde kavuştum' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'AİLEMİZDE KOLON KANSERİ GEÇMİŞİ VARDI'</strong></p>

<p>Ailelerinde kolon kanseri nedeniyle yaşanan kayıpların kendilerini daha dikkatli olmaya yönelttiğini söyleyen anne Nadia Malcı, kızının MR incelemesinde rektum bölgesinde şüpheli bir bulgu saptanmasının ardından vakit kaybetmeden ileri tetkiklere başvurduklarını anlattı. Malcı, 'Ailemizde kolon kanseri öyküsü olduğu için süreci geciktirmedik. Yapılan incelemeler sonucunda hastalık erken evrede tespit edildi. Bu sayede kemoterapi ya da radyoterapiye ihtiyaç duyulmadı. Şimdi düzenli kontrolleri devam ediyor. Erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu bizzat yaşadık' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'BELİRTİLERİ GÖRMEZDEN GELMEYİN'</strong></p>

<p>Kolorektal kanserlerin dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer aldığını belirten Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi'nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ali Gök, hastalığın çoğu zaman ileri evrede belirti verdiğini söyledi. Erken tanının tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Gök, 'Kolon kanseri hastaları çoğu zaman bağırsak tıkanıklığı ya da makattan kanama gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık ileri evreye ulaşmış olabiliyor. Bizim hedefimiz, tarama programları sayesinde kanseri henüz belirti vermeden yakalayarak tedavi başarısını artırmak' diye konuştu.</p>

<p><strong>'AİLE ÖYKÜSÜNE DİKKAT EDİN'</strong></p>

<p>Hastanın herhangi bir klinik bulgu olmadan tarama sırasında tanı aldığını belirten Doç. Dr. Gök, '50 yaşındaki hastamız, rutin kontroller sırasında saptanan şüpheli bulgular üzerine bize yönlendirildi. Aile öyküsü de bulunduğu için vakit kaybetmeden kolonoskopi planladık. Yapılan incelemede kalın bağırsakta tümör tespit ettik ve patolojik değerlendirme sonucunda adenokarsinom tanısını koyduk' dedi.</p>

<p>'<strong>KAPALI YÖNTEMLE BAŞARILI ŞEKİLDE AMELİYAT EDİLDİ'</strong></p>

<p>Tedavide laparoskopik cerrahiyi tercih ettiklerini ifade eden Doç. Dr. Gök, 'Hastamızı kapalı yöntemle ameliyat ettik. Bu yöntem hem iyileşme sürecini hızlandırıyor hem de hastaların günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmesini sağlıyor. Ameliyat sonrası takiplerinde herhangi bir sorun saptanmadı ve hastamızı beşinci günde taburcu ettik' diye konuştu.</p>

<p>Kolon kanserinde aile öyküsünün önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Gök, 'Ailesinde kolon kanseri bulunan bireylerin düzenli takip edilmesi büyük önem taşıyor. Özellikle kalıtsal risk taşıyan hastalarda yılda bir kolonoskopi öneriyoruz. Dünya Sağlık Örgütü de 40 yaşından sonra herkesin en az bir kez kolonoskopi yaptırmasını tavsiye ediyor. Erken tanı sayesinde hem tedavi başarısı artıyor hem de yaşam kalitesi korunuyor' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/rutin-kontrolde-tespit-edilen-kanseri-erken-taniyla-yendi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 09:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/agency/dha/rutin-kontrolde-tespit-edilen-kanseri-erken-taniyla-yendi.jpg" type="image/jpeg" length="94080"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TVHB’den Veteriner İlaçlarında Karekod Çağrısı]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/tvhbden-veteriner-ilaclarinda-karekod-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/tvhbden-veteriner-ilaclarinda-karekod-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, veteriner ilaçlarının üretimden son kullanıcıya kadar güvenli şekilde izlenebilmesi için karekod uygulamasının acilen hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Uşak'ta ele geçirilen kaynağı belirsiz veteriner ilaçlarının mevcut sistemdeki eksiklikleri gözler önüne serdiğini ifade eden Eroğlu, uygulamanın halk sağlığı ve gıda güvenliği açısından kritik önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, veteriner tıbbi ürünlerinin güvenli şekilde takip edilmesini sağlayacak karekod uygulamasının daha fazla gecikmeden devreye alınması çağrısında bulundu.</p>

<p><strong>Sonsöz Gazetesi’nden Goncagül Konaş’ın haberine göre;</strong> mevcut ilaç takip sisteminin istenilen düzeyde işlemediğini belirten Eroğlu, ilaçların üretimden son kullanıcıya kadar izlenebilir hale gelmesinin hem usulsüzlüklerin önlenmesi hem de hayvan, halk ve gıda sağlığının korunması açısından zorunlu olduğunu söyledi.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 07 24 At 16.27.22" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-24-at-162722.jpeg" width="1600" /></p>

<p><strong>“SİSTEM HÂLÂ İSTENİLEN NOKTAYA GELEMEDİ"</strong></p>

<p>Eroğlu, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2018 yılında veteriner hekimlerin kullandığı ilaçların elektronik ortamda izlenebilmesi amacıyla e-Reçete, İlaç Takip Sistemi (İTS) ve Aşı Takip Sistemi (ATS) uygulamalarının başlatıldığını hatırlatan Eroğlu, aradan geçen sekiz yıla rağmen hedeflenen sonucun alınamadığını belirtti.</p>

<p>Eroğlu, "2018 yılında başlayan e-Reçete, İlaç Takip Sistemi ve Aşı Takip Sistemi uygulamaları maalesef bugün itibarıyla tam anlamıyla hedefine ulaşmış bir uygulama olarak görünmüyor." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TVHB olarak yıllardır Tarım ve Orman Bakanlığı ile sistemin geliştirilmesi için görüşmeler yürüttüklerini aktaran Eroğlu, özellikle sahada çalışan veteriner hekimlerin çalışma koşullarına uygun, kullanıcı dostu bir sistem talep ettiklerini söyledi.</p>

<p>Veteriner hekimlerin çoğu zaman zorlu şartlarda görev yaptığını vurgulayan Eroğlu, "Bir veteriner hekim gecenin saat 11'inde dağın başında bir hayvana müdahale ediyor. Oradaki ilaçları da reçetelendirmesi gerekiyor. Yapılan düzenlemelere rağmen sistem hâlâ istenilen noktaya gelemedi." dedi.</p>

<p><strong>Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/tvhbden-veteriner-ilaclarinda-karekod-cagrisi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 16:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-24-at-162717.jpeg" type="image/jpeg" length="21200"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ünlü Peynir Markasında Listeria Alarmı! Bakanlık Toplatma Kararı Aldı]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/unlu-peynir-markasinda-listeria-alarmi-bakanlik-toplatma-karari-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/unlu-peynir-markasinda-listeria-alarmi-bakanlik-toplatma-karari-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı, Tahsildaroğlu markasına ait bir parti beyaz peynirde listeria bakterisi tespit edilmesinin ardından söz konusu ürünlerin piyasadan toplatılarak imha edilmesine karar verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Türkiye'nin önde gelen süt ürünleri üreticilerinden Tahsildaroğlu'nun zincir marketlerde satılan 400 gramlık Klasik Kırık Beyaz Peynir ürününün belirli bir partisinde, insan sağlığı açısından risk oluşturan Listeria monocytogenes bakterisi tespit edildi. Bunun üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı, riskli partiye ait ürünlerin toplatılması ve imha edilmesi yönünde karar aldı.</p>

<p><img alt="Görüntü 9-44" class="detail-photo img-fluid" height="360" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-9-44.jpeg" width="640" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İddiaya göre süreç, bir tüketicinin peyniri tükettikten sonra yaşadığı gıda zehirlenmesi şikayeti üzerine başlatılan incelemeyle ortaya çıktı. Kocaeli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerince alınan numunelerin laboratuvar analizlerinde listeria bakterisinin tespit edilmesi sonrası, yalnızca ilgili parti numarasını taşıyan ürünler için toplatma kararı uygulanırken, farklı parti numarasına sahip diğer süt ürünleri için herhangi bir satış kısıtlaması getirilmediği belirtildi.</p>

<p><img alt="Görüntü 8-39" class="detail-photo img-fluid" height="853" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-8-39.jpeg" width="640" /></p>

<p><strong>Listeria Bakterisi Nedir?</strong></p>

<p>Uzmanlar, listeria bakterisinin özellikle hamileler, yaşlılar, bebekler ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde ciddi enfeksiyonlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Enfeksiyonun belirtileri arasında ateş, kas ağrısı, mide bulantısı, kusma ve ishal yer alırken, ağır vakalarda sinir sistemi tutulumu da görülebiliyor.</p>

<p>Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri, riskli ürünlerin raflardan çekilerek imha edildiğini bildirirken, tüketicilerin satın aldıkları ürünlerin parti numaralarını kontrol etmeleri ve şüpheli ürünleri tüketmemeleri konusunda dikkatli olmaları istendi.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/unlu-peynir-markasinda-listeria-alarmi-bakanlik-toplatma-karari-aldi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-10-43.jpeg" type="image/jpeg" length="64095"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tatilde Mide ve Bağırsak Enfeksiyonlarına Dikkat!]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/tatilde-mide-ve-bagirsak-enfeksiyonlarina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/tatilde-mide-ve-bagirsak-enfeksiyonlarina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Halil Şahin, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte mide ve bağırsak enfeksiyonlarında da yükseliş yaşandığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar, değişen beslenme alışkanlıkları ve hijyen koşullarındaki farklılıklar nedeniyle mide ve bağırsak enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü belirten Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Halil Şahin, 'Basit gibi görünen ishal ve kusma tablosu özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişilerde ciddi sıvı kaybına yol açabilir. Güvenilir gıda ve su tüketimi ile hijyen kurallarına dikkat etmek enfeksiyonlardan korunmada büyük önem taşıyor' dedi.</p>

<p>Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları ve tatil döneminde değişen yaşam alışkanlıkları, mide ve bağırsak enfeksiyonlarının görülme sıklığını artırıyor. Ev dışında yemek tüketiminin artması, açık büfeler, sokak lezzetleri, farklı su kaynaklarının kullanılması ve ortak kullanım alanlarındaki hijyen sorunları enfeksiyon riskini yükseltebiliyor. VM Medical Park Florya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Halil Şahin, tatilde sağlığın korunması için dikkat edilmesi gereken noktalarla ilgili bilgilendirmede bulundu.</p>

<p><strong>'SICAK HAVA MİKROORGANİZMALARIN ÇOĞALMASINI HIZLANDIRIYOR'</strong></p>

<p>Yaz aylarında sıcaklığın artmasıyla birlikte bakteri ve diğer mikroorganizmaların yiyecek ve içeceklerde çok daha hızlı çoğaldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Şahin, 'Ev dışında yemek yeme alışkanlığının artması, açık büfelerin sık tercih edilmesi, sokak lezzetlerinin tüketilmesi ve hijyen koşullarının her zaman yeterli olmaması enfeksiyon riskini artırıyor. Özellikle yurt dışı seyahatlerinde farklı mikroorganizmalarla karşılaşılması turist ishali olarak bilinen tabloya neden olabiliyor' diye konuştu.</p>

<p><strong>'AÇIKTA BEKLEYEN GIDALAR CİDDİ RİSK OLUŞTURUYOR'</strong></p>

<p>Yaz aylarında açıkta satılan veya uzun süre uygun sıcaklıkta bekletilmeyen gıdaların ciddi enfeksiyon riski taşıdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Şahin, 'Bakteriler uygun sıcaklıklarda çok kısa sürede çoğalabiliyor. Özellikle sütlü tatlılar, mayonezli ürünler, et ve tavuk yemekleri, deniz ürünleri ile dondurma gibi gıdalar soğuk zincir bozulduğunda enfeksiyon açısından risk oluşturuyor. Ayrıca açıkta satılan yiyecekler sinek, toz ve çevresel kirleticilerle temas ederek kolayca kontamine olabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'GÜVENİLİR SU TÜKETİMİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR'</strong></p>

<p>Seyahatlerde içme suyunun güvenilir olmasının önemine değinen Dr. Öğr. Üyesi Şahin, 'Kirli veya yeterince dezenfekte edilmemiş sular mide ve bağırsak enfeksiyonlarının en önemli bulaş yollarından biridir. Temizliğinden emin olunmayan buzlar, musluk suyuyla yıkanan sebze ve meyveler de enfeksiyon kaynağı olabilir. Seyahatlerde kapalı ambalajlı sular tercih edilmeli ve şişenin ilk kez açıldığından emin olunmalıdır' dedi.</p>

<p><strong>'HER İSHAL GIDA ZEHİRLENMESİ DEĞİLDİR'</strong></p>

<p>Gıda zehirlenmesi ile mide ve bağırsak enfeksiyonlarının birbirine karıştırıldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Şahin, 'Gıda zehirlenmesinde belirtiler genellikle bozuk gıdanın tüketilmesinden sonraki birkaç saat içinde başlar ve kusma ön plandadır. Bağırsak enfeksiyonlarında ise bakteri, virüs veya parazit bağırsaklara yerleşerek çoğalır. Bu durumda ishal, karın ağrısı ve ateş daha belirgin olur, iyileşme süreci ise daha uzun sürebilir' diye konuştu.</p>

<p><strong>'BU BELİRTİLER VARSA VAKİT KAYBETMEYİN'</strong></p>

<p>Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve halsizliğin enfeksiyonun en sık görülen belirtileri olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şahin, 'Yüksek ateş, kanlı ishal, şiddetli karın ağrısı, sürekli kusma nedeniyle sıvı alamama, bilinç bulanıklığı ve ağız kuruluğu gibi belirtiler geliştiğinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, gebeler ve kronik hastalığı bulunan kişilerde bu tablo daha ağır seyredebilir' dedi.</p>

<p><strong>'EN ÖNEMLİ TEDAVİ SIVI KAYBINI YERİNE KOYMAKTIR'</strong></p>

<p>Mide ve bağırsak enfeksiyonlarında en önemli komplikasyonun dehidratasyon olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Şahin, 'Tedavinin temelini kaybedilen sıvının yerine konması oluşturur. Bol su tüketilmeli, ayran, çorba ve oral rehidratasyon solüsyonları tercih edilmelidir. Muz, haşlanmış patates, pirinç lapası, yoğurt ve kızarmış ekmek gibi kolay sindirilebilen besinler tüketilebilir. Doktora danışmadan antibiyotik veya ishal kesici ilaç kullanılmamalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'PROBİYOTİKLER İYİLEŞMEYE DESTEK OLABİLİR'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı probiyotiklerin enfeksiyona bağlı ishal süresini kısaltabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Şahin, 'Özellikle bazı Lactobacillus türleri ve Saccharomyces boulardii içeren probiyotikler bağırsak florasının toparlanmasına katkı sağlayabilir. Ancak probiyotikler tek başına tedavi değildir ve yeterli sıvı alımının yerine geçmez' dedi.</p>

<p><strong>'BASİT ÖNLEMLER ENFEKSİYON RİSKİNİ AZALTIYOR'</strong></p>

<p>Tatilde mide ve bağırsak enfeksiyonlarından korunmanın büyük ölçüde mümkün olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Şahin, 'Güvenilir su tüketmek, el hijyenine dikkat etmek, iyi pişirilmiş ve güvenilir gıdaları tercih etmek, uzun süre açıkta bekleyen yiyeceklerden uzak durmak ve hijyeninden emin olunmayan havuzlarda yüzmemek enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Basit önlemler sayesinde hem kendi sağlığınızı hem de sevdiklerinizin tatilini güvenle koruyabilirsiniz' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/tatilde-mide-ve-bagirsak-enfeksiyonlarina-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-7-45.jpeg" type="image/jpeg" length="47488"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Doğru Bilgi Hayat Kurtarır”]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/dogru-bilgi-hayat-kurtarir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/dogru-bilgi-hayat-kurtarir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi ve Yaşam Derneği tarafından 22 Temmuz Dünya Beyin Günü kapsamında, Ankara Sıhhiye'de bulunan Abdi İpekçi Parkı'nda kurulan farkındalık standı, yoğun ilgi gördü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>22 Temmuz Dünya Beyin Günü kapsamında, Ankara Sıhhiye'de bulunan Abdi İpekçi Parkı'nda Epilepsi ve Yaşam Derneği tarafından kurulan farkındalık standı, yoğun ilgi gördü.</p>

<p><strong>Sonsöz Gazetesi’nden Çavuş Işık</strong>’ın haberine göre; gün boyunca açık kalan stantta, epilepsi hastalığı hakkında toplumu bilinçlendirmek amacıyla çeşitli bilgilendirme çalışmaları gerçekleştirildi.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 07 21 At 11.46.51" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-21-at-114651.jpeg" width="1600" />Dernek üyeleri, parkı ziyaret eden vatandaşlara epilepsinin ne olduğu, hastalığın toplumda sanıldığı kadar korkulacak bir durum olmadığı ve özellikle epilepsi nöbeti geçiren bir kişiye ilk müdahalenin nasıl yapılması gerektiği konusunda broşürler dağıtarak bilgi verdi. Vatandaşların sorularını da yanıtlayan dernek üyeleri, toplumda epilepsiye ilişkin yanlış bilinen bilgilerin düzeltilmesi için büyük çaba harcadı.</p>

<p>Vatandaşın epilepsi nöbeti sırasında yapılması gereken doğru ilk yardım uygulamalarını bilmediği gözlemlendi. Dernek üyeleri, nöbet geçiren kişinin güvenli bir pozisyona alınması, başının darbelere karşı korunması, ağzına herhangi bir cisim sokulmaması ve nöbet sona erene kadar sakin bir şekilde kişinin yanında beklenmesi gerektiğini anlatarak doğru müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>GÖNÜLLÜLERİN ÖZVERİLİ ÇALIŞMASI TAKDİR TOPLADI</strong></p>

<p>Sabahın erken saatlerinden akşam saatlerine kadar stantta görev yapan gönüllüler, ziyaretçilere kesintisiz bilgi aktarırken, farkındalık oluşturmak adına büyük özveriyle çalıştı. Gün boyu emek veren dernek üyeleri, epilepsi hastalarının yaşadığı zorlukların daha iyi anlaşılması ve toplumsal duyarlılığın artırılması için yoğun çaba sarf etti. Etkinliği ziyaret eden vatandaşlar, gönüllülerin fedakârca çalışmalarını takdir ederek bu tür farkındalık etkinliklerinin daha sık düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 07 21 At 11.46.51 (1)" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-21-at-114651-1.jpeg" width="1600" /><strong>HİÇKİMSEDEN MALİ DESTEK ALMADAN FAALİYETLERİNİ SÜRDÜRÜYOR</strong></p>

<p>Epilepsi ve Yaşam Derneği'nin dikkat çeken yönlerinden biri ise tamamen bir sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet göstermesi Dernek yetkilileri, kamu yararına önemli çalışmalar yürütmelerine rağmen devletten herhangi bir mali destek almadıklarını belirtti.</p>

<p>Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/dogru-bilgi-hayat-kurtarir</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-21-at-114647.jpeg" type="image/jpeg" length="17174"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Demans kader değil: DSÖ riski azaltacak alışkanlıkları sıraladı!]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/demans-kader-degil-dso-riski-azaltacak-aliskanliklari-siraladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/demans-kader-degil-dso-riski-azaltacak-aliskanliklari-siraladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, demans riskini azaltmaya yönelik güncellenen rehberini yayımladı. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, demansın kesin bir tedavisi olmadığını belirterek, fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme, sosyal yaşam ve kronik hastalıkların kontrolünün hastalığa karşı en etkili koruyucu adımlar arasında yer aldığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), demans riskini azaltmaya yönelik güncellenen rehberini yayımladı. 15 Temmuz'da yayınlanan ikinci baskıda fiziksel aktiviteden sosyal yaşama, kronik hastalıkların kontrolünden hava kirliliğine kadar birçok değiştirilebilir risk faktörüne dikkat çekildi. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, demansın kesin bir tedavisinin bulunmadığını belirterek 'Yaşam boyu sürdürülen koruyucu alışkanlıklar demans riskini azaltmada önemli rol oynuyor. Hastalığın erken dönemde kontrol altına alınması büyük önem taşıyor' dedi.</p>

<p>Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen demansın, yaşlanan nüfusla giderek daha önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri'nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, 'Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) güncellediği 'Demans Riskinin Azaltılması Rehberi', hastalığın ortaya çıkma riskini azaltabilecek yaşam tarzı değişikliklerine ilişkin güncel bilimsel kanıtları bir araya getiriyor' dedi. Prof. Dr. Aykut Bingöl, 2019 yılında yayımlanan ilk rehberin ardından hazırlanan ikinci baskının, son yıllarda elde edilen bilimsel veriler doğrultusunda önemli ölçüde genişletildiğini aktardı.</p>

<p><strong>'DEMANS GÖRÜLME SIKLIĞININ ARTMASI BEKLENİYOR'</strong></p>

<p>Dünya genelinde 2021 yılı itibarıyla yaklaşık 57 milyon kişinin demansla yaşadığını, bu kişilerin büyük bölümünün düşük ve orta gelirli ülkelerde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Aykut Bingöl, demansı tamamen durduran ya da geriye çeviren kesin bir tedavinin henüz bulunmadığını söyledi. Prof. Dr. Aykut Bingöl, 'Bu nedenle yaşam boyu uygulanabilecek koruyucu stratejiler, gelecekte demans görülme sıklığını azaltmada en etkili yaklaşım olarak kabul ediliyor. Risk faktörlerinin önemli bir bölümü değiştirilebilir özellik taşıyor ve bunların erken dönemde kontrol altına alınması büyük önem taşıyor' diye konuştu.</p>

<p><strong>'REHBERE YENİ RİSK FAKTÖRLERİ EKLENDİ'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Aykut Bingöl, güncellenen rehberde HIV, inme ve travmatik beyin hasarı başta olmak üzere sekiz yeni risk faktörünün yer aldığını, mevcut sekiz risk faktörüne ilişkin bilimsel kanıtların da yeniden değerlendirildiğini belirtti.</p>

<p><strong>Rehberde öneriler üç temel başlık altında toplanıyor:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının desteklenmesi</p>

<p>Demans riskiyle ilişkili sağlık sorunlarının etkin yönetimi</p>

<p>Çevresel risk faktörlerinin azaltılması'</p>

<p><strong>'FİZİKSEL AKTİVİTE VE SOSYAL YAŞAM KORUYUCU ROL OYNUYOR'</strong></p>

<p>DSÖ rehberinde özellikle düzenli fiziksel aktivite, bilişsel egzersizler ve sosyal yaşamın sürdürülmesinin öne çıktığını belirten Prof. Dr. Aykut Bingöl, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Normal bilişsel işlevlere veya hafif bilişsel bozukluğa sahip yetişkinlerde bilişsel eğitim programları ve sosyal etkinliklere katılım öneriliyor. Düzenli fiziksel aktivite ise demans riskini azaltmada en güçlü bilimsel kanıtlarla desteklenen uygulamalar arasında yer alıyor.'</p>

<p><strong>'KRONİK HASTALIKLARIN KONTROLÜ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR'</strong></p>

<p>Rehberde yalnızca yaşam tarzı değil, kronik hastalıkların kontrolünün de demans riskini azaltmada önemli rol oynadığına dikkat çeken Prof. Dr. Aykut Bingöl; hipertansiyon, diyabet, obezite, kolesterol yüksekliği, işitme kaybı, uyku bozuklukları ve depresyon gibi sağlık sorunlarının uygun şekilde yönetilmesinin koruyucu etkisine işaret edildiğini söyledi. Sigaranın bırakılmasının güçlü bir öneri olarak yer aldığını belirten Prof. Dr. Aykut Bingöl, alkol tüketiminin sınırlandırılması ve sağlıklı beslenmenin de riskin azaltılmasına katkı sağlayan önemli yaşam tarzı değişiklikleri arasında bulunduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>'ÇEVRESEL FAKTÖRLER DE DEMANS RİSKİNİ ETKİLİYOR'</strong></p>

<p>Yeni rehberde ilk kez çevresel risk faktörlerine daha geniş yer verildiğini belirten Prof. Dr. Aykut Bingöl, özellikle hava kirliliğine uzun süre maruz kalmanın demans gelişimi açısından önem taşıyan risk faktörlerinden biri olarak değerlendirildiğini söyledi.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Aykut Bingöl, demans riskini azaltmak için günlük yaşamda uygulanabilecek şu önerilerde bulundu:</strong></p>

<p>'Düzenli fiziksel aktivite yapın.</p>

<p>Sosyal yaşamın içinde kalın, sosyal ilişkilerinizi sürdürün.</p>

<p>Tansiyon, diyabet ve kolesterol gibi kronik hastalıklarınızı kontrol altında tutun.</p>

<p>Sigara kullanmayın, alkol tüketimini sınırlandırın.</p>

<p>Akdeniz tipi dengeli ve sağlıklı beslenin.</p>

<p>İşitme ve görme kayıplarını ihmal etmeyin, gerektiğinde tedavi olun.</p>

<p>Düzenli ve kaliteli uyuyun, beyin sağlığını destekleyen yaşam alışkanlıkları edinin.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/demans-kader-degil-dso-riski-azaltacak-aliskanliklari-siraladi</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/agency/dha/demans-kader-degil-dso-riski-azaltacak-aliskanliklari-siraladi.jpg" type="image/jpeg" length="52780"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Çocukları ekranla baş başa bırakmayın']]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/cocuklari-ekranla-bas-basa-birakmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/cocuklari-ekranla-bas-basa-birakmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okulların kapanmasıyla çocukların ekran başında geçirdiği sürenin arttığına dikkat çeken Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zorlu, kontrolsüz ekran kullanımının gelişimi olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Zorlu, ekranı tamamen yasaklamak yerine yaşa uygun içerikler sunulması ve çocukların alternatif etkinliklere yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okulların kapanmasıyla birlikte çocukların daha fazla zamanı telefon, tablet ve bilgisayar başında geçirmeye başladığını söyleyen Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zorlu, 'Kontrolsüz ekran kullanımı çocukların gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Ekranı tamamen yasaklamak çözüm değil. Önemli olan çocuğun yaşına uygun içeriklerle yönlendirilmesi ve ekranın yerine alternatif aktiviteler konulması gerekiyor' dedi.</p>

<p>Telefon, tablet ve bilgisayarlar çocukların vazgeçilmezleri arasında yer alırken, uzmanlar yaz tatilinde kontrolsüz ekran kullanımının gelişim üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği konusunda uyarıyor. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zorlu, çocukların ekranla baş başa bırakılmaması gerektiğini belirterek, ailelerin yaz tatilini çocukları hayata daha fazla dahil etmek için fırsata çevirebileceğini söyledi.</p>

<p><strong>'İLK ÜÇ YAŞTA EKRANDAN UZAK DURULMALI'</strong></p>

<p>Yaz tatilinin yalnızca dinlenme dönemi değil, aynı zamanda çocukların gelişimi için önemli bir fırsat olduğunu belirten Dr. Zorlu, özellikle 0-3 yaş grubundaki çocukların mümkün olduğunca ekrandan uzak tutulması gerektiğini söyledi. Bu dönemin dil ve sosyal iletişim becerilerinin en hızlı geliştiği dönem olduğuna dikkat çeken Zorlu, ekran maruziyetinin bu gelişimi olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>'SÜREDEN ÇOK İÇERİK ÖNEMLİ'</strong></p>

<p>Ekran kullanımında yalnızca süreye değil, içeriğe de dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Zorlu, 'Bir çocuğun saatlerce TikTok veya benzeri platformlarda içerik tüketmesiyle yaşına uygun eğitici bir çizgi film izlemesi aynı şey değil. Özellikle içeriği kontrol edilemeyen platformlar çocuklar için risk oluşturabiliyor. Bu nedenle ailelerin çocukların ne izlediğini yakından takip etmesi gerekiyor' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'EKRANIN YERİNE ALTERNATİF KOYUN'</strong></p>

<p>Çocukların ekran başında geçirdiği süreyi azaltmanın en etkili yolunun alternatif aktiviteler sunmak olduğunu belirten Dr. Zorlu, çocukların sosyal hayata katılması gerektiğini söyledi. Açık havada vakit geçirmek, spor yapmak, arkadaşlarıyla sosyalleşmek ve doğayla temas kurmanın önemine dikkat çeken Dr. Zorlu, 'Çocuğu sadece ekrandan uzaklaştırmak yeterli değil. Onun yerine yapabileceği başka şeyler sunmak gerekiyor. Aksi halde çocuk tekrar ekrana yöneliyor' diye konuştu.</p>

<p><strong>'HER ŞEYİN KURSU OLMAK ZORUNDA DEĞİL'</strong></p>

<p>Ailelerin bazen çocukların tüm zamanını kurslarla doldurmaya çalıştığını belirten Dr. Zorlu, günlük yaşamın da önemli bir öğrenme alanı olduğunu söyledi. Çocukların ev işlerine katılmasının, alışveriş planlamasında görev almasının veya anne-babasının iş yaşamını gözlemlemesinin gelişimlerine katkı sağlayacağını ifade eden Dr. Zorlu, 'Çocuk için en büyük kurslardan biri anne ve babasını hayatın içinde izlemektir. Her gelişim mutlaka ücretli bir kursla sağlanmaz. Günlük yaşamın içinde sorumluluk almak da çocuklara çok şey kazandırır' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/cocuklari-ekranla-bas-basa-birakmayin</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 09:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/goruntu-5-51.jpeg" type="image/jpeg" length="41370"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bacaklardaki simetrik ağrı ve morarma, neyin işareti?]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/bacaklardaki-simetrik-agri-ve-morarma-neyin-isareti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/bacaklardaki-simetrik-agri-ve-morarma-neyin-isareti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İZMİR Şehir Hastanesi Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Zeynep Alev Özçete, bacaklarda simetrik yağ birikimi ve ağrıyla kendini gösteren, toplumda ise genellikle şişmanlık ile karıştırılan lipödem hastalığına karşı uyarılarda bulundu. Lipödemin sadece bir kilo problemi olmadığını vurgulayan Dr. Özçete, 'Bu hastalık tedavi edilebilir bir durumdan ziyade, ömür boyu doğru yönetilmesi gereken hormonal, genetik ve geçişli bir yağ dokusu sorunudur' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği'nde görev yapan Uzm. Dr. Zeynep Alev Özçete, özellikle kadın hastaların yaşam kalitesini ciddi derecede düşüren ve teşhis konulmakta geç kalınan lipödem (ağrılı yağ birikimi sendromu) hastalığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Polikliniklere başvuran pek çok kadının bu rahatsızlığı sadece yapısal bir kilo fazlalığı sandığına dikkat çeken Dr. Özçete, hastalığın bilinmeyen yönlerini, tanı kriterlerini ve güncel tedavi yaklaşımlarını paylaştı.</p>

<p>'HASTALARIN YÜZDE 95'TEN FAZLASI KADIN'</p>

<p>Lipödemin özellikle kadınları etkileyen, kronik ve ilerleyici bir yağ dokusu hastalığı olduğunu belirten Uzm. Dr. Zeynep Alev Özçete, hastalığın en belirgin özellikleri hakkında bilgi vererek, 'En son 2024 yılı kılavuzlarında da vurgulandığı üzere lipödem, sadece estetik veya kilo kaynaklı bir sorun değil, ağrı komponenti çok yüksek bir sendromdur. Hastaların yüzde 95 ila 99'unu kadınlar oluşturuyor. En önemli ayırt edici özelliği; alt ekstremiteleri yani bacakları simetrik olarak tutması ancak el ve ayakların korunmuş olmasıdır. Dokunmakla hassasiyet, kolay morarma, kılcal damar artışı ve gün sonunda bacaklarda oluşan dolgunluk ile ağrı hissi en sık görülen şikayetlerdir' dedi.</p>

<p>'HER KİLOLU HASTA LİPÖDEM DEĞİLDİR'</p>

<p>Hastalığın tanısının zorluğuna değinen Dr. Özçete, lipödemin sıklıkla lenfödem ve obezite ile karıştırıldığına dikkat çekti. Teşhisin tamamen klinik muayeneye dayandığını ifade eden Özçete, 'Her kilolu insan lipödem hastası olmadığı gibi zayıf kişilerde de lipödem görülebilir. Tanıyı koyduracak herhangi bir laboratuvar testi veya görüntüleme yöntemi yoktur. Teşhis, tamamen fiziksel muayene ve hastadan aldığımız şikayet geçmişiyle konur. Son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle farkındalık arttı; artık hastalar bize doğrudan 'Ben lipödem miyim?' sorusu ile gelmekte' ifadelerini kullandı.</p>

<p>İLAÇLA DEĞİL, YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİYLE YÖNETİLİYOR</p>

<p>Lipödemin tedavisinde tek bir mucizevi ilaç veya yöntem olmadığını söyleyen Dr. Özçete, en kritik basamağın hasta eğitimi olduğunu belirtti. Lipödemli yağ dokusunun obezite yağ dokusundan farklı olarak iltihaplı bir yapıda olduğunu vurgulayan Dr. Özçete, beslenme ve egzersiz protokollerine ilişkin şu bilgileri verdi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Buradaki yağ dokusunun reaksiyonunu azaltmaya yönelik beslenme modelleri uyguluyoruz. Bilimsel çalışmalarda ketojenik diyetin etkinliği gösterilse de uzun vadede sürdürülebilir değil. Bu yüzden klinikte hastalarıma gluten ve kazeini (süt-süt ürünleri) içeren gıdalar, şeker içeriği yüksek yiyecekler, paketli gıdaları dışarıda bırakan antiinflamatuar diyeti öneriyorum. Bahsedilen gıdalar diyetten çıkarıldığında, hastaların ağrılarında ciddi iyileşmeler gözlemliyoruz'</p>

<p>'AĞIR EGZERSİZDEN KAÇININ'</p>

<p>Dolaşımı düzenlemek ve kilo kontrolünü sağlamak için egzersizin şart olduğunu ifade eden Dr. Özçete, 'Bacaklarda mikro dolaşım bozukluğu olduğu için büyük kas gruplarını çalıştıracak egzersizleri öneriyoruz. Ancak hastalarımızın eklem yapısını korumak adına çok yoğun, yüksek tonajlı egzersizler yerine, yavaş yavaş artırılan dirençli egzersizleri ve hareketli yaşam tarzını tercih ediyoruz' dedi.</p>

<p>Tedavide kullanılan cihazlar ve destekleyici yöntemler hakkında da konuşan Dr. Özçete, İzmir Şehir Hastanesi'nde uygulanan yöntemleri şöyle özetledi:</p>

<p>'Kliniğimizde bulunan pnömatik kompresyon (hava basınçlı masaj) cihazları lipödemde tek başına birincil tedavi aracı değildir. Ancak ağrısı ve dolaşım bozukluğu yoğun olan hastalarda dolaşımı desteklemek amacıyla bu cihazlardan faydalanıyoruz. Bunun yanı sıra hastalarımıza gün içindeki dolgunluk hissini azaltmaları için lipödeme özel üretilmiş, orta basınçlı kompresyon (bası) giysileri öneriyoruz. ESWT (şok dalga tedavisi) ve yüksek yoğunluklu lazerler de sürece destek veren diğer yardımcı tekniklerdir.'</p>

<p>HORMONAL DÖNEMLERE DİKKAT</p>

<p>Hastalığın kadınlardaki hormonal geçiş dönemlerinde tetiklendiğini belirten Dr. Özçete, 'Lipödem genellikle ergenlik, gebelik, menopoz öncesi dönem gibi hormonal piklerin yaşandığı süreçlerde ya da dışarıdan alınan hormon tedavileri sırasında ortaya çıkar veya şiddetlenir. Genetik yatkınlığı olan kadınların bu dönemlerde şikayetlerini artıracak faktörlerden uzak durması, beslenmesine dikkat etmesi ve hareketli bir yaşamı benimseyerek hastalığı yönetmeyi öğrenmesi hayati önem taşımaktadır' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/bacaklardaki-simetrik-agri-ve-morarma-neyin-isareti</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/agency/dha/bacaklardaki-simetrik-agri-ve-morarma-neyin-isareti.jpg" type="image/jpeg" length="20093"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Meyveleri doğru yıkamanın önemi nedir?]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/meyveleri-dogru-yikamanin-onemi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/meyveleri-dogru-yikamanin-onemi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Etlik Şehir Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Aslı Haykır Solay, yaz aylarında uygun şekilde yıkanmayan ve doğru koşullarda saklanmayan sebze ile meyvelerin gıda kaynaklı enfeksiyonlara yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sebze ve meyvelerin uygun koşullarda temizlenmemesi ve saklanmaması gıda kaynaklı enfeksiyon riskini artırıyor. Ankara Etlik Şehir Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Aslı Haykır Solay, yaz aylarında sebze ve meyve tüketiminde özellikle dikkat etmek gerektiğini vurgulayarak, 'Sebze ve meyveler sıcaklık ve nem artışından dolayı enfeksiyon kaynağı haline gelebilirler. Çünkü tarladan ve ağaçtan soframıza gelene kadar uzun bir zincirden geçiyorlar. Ve bu süreçte saklama ve hazırlanma koşulları oldukça önemli. Kurallara dikkat edilmediği takdirde de bir besiyeri gibi üreme ortamı olabilir. Salmonellalar, norovirüsler üreyip bir salgın da meydana getirebilecek duruma gelebilirler. Bu nedenle yıkanma ve saklama koşulları oldukça önemlidir. Özellikle ilk başta mekanik temizlik çok önemli. Gözle görünür kirlerin, toprağın ve çürümüş olan kısımların mutlaka arındırılması lazım. Bunu da akan suda ovalayarak yıkamak gerekiyor. Mümkünse sebze temizleyici fırçalar bu işi kolaylaştırır ve daha etkin hale getirir. Bu aşamadan sonra karbonatlı ve sirkeli suları sırayla kullanmak hem tarım ilaçlarının bertarafına hem de mikroorganizmaların eliminasyonunu kolaylaştırır. Yüzde 80-90 oranında bu sürece olumlu yönde katkı sağlar' dedi.</p>

<p>'NEMDEN ARINDIRARAK SAKLAMALIYIZ'</p>

<p>Solay, bu aşamalardan sonra sebze ve meyvelerin kısa sürede tüketilmesi gerektiğini belirterek, 'Eğer tüketmeyeceksek de iyice kurulayarak, nemden arındırarak, buzdolabında kapalı bir kapta muhafaza etmeliyiz. Özellikle kavun ve karpuz gibi ürünlerde, bunların soyulduğu düşünülerek yıkanmaktan geri durulabiliyor. Fakat bıçakla kesildiğinde dışarıdaki mikroorganizmalar içeri nüfuz edebiliyor. Bu nedenle onların da tüketim sırasında mutlaka dışının yıkanması, ondan sonra kesilmesi gerekmekte. Bir diğer önemli nokta da çapraz kontaminasyon. Çiğ et ve tavuk kesilen bıçak ya da kesme tahtalarının kesinlikle sebze ve meyvelerde kullanılmaması gerekiyor. Birbirleri arasında mikroorganizma geçişi oluyor ve pişmeden tüketildiği için de enfeksiyona, hastalıklara neden olabiliyor. Dışarıda yemek yerken de dikkat etmemiz gereken şeyler var. Dışarıda en güvenli gıdalar pişmiş olan gıdalar. Özellikle açık büfelerde dikkat etmemiz gereken şey, eğer salatalar soğuk bir buz kabında sunulmuyorsa ya da kesilmiş bir şekilde sunuluyorsa, ılık bir şekilde ya da üzerine sinekler üşüşüyorsa bu gıdaları tüketmemek gerekiyor' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'EN ÖNEMLİ AŞAMA EL YIKAMA'</p>

<p>Doç. Dr. Solay, kabuklu meyveleri soyarak tüketmenin en güvenli yol olduğuna işaret ederek, 'En önemli basamağı unutmamamız lazım. Bütün teknolojik gelişmelere, bütün yeniliklere rağmen hala en önemli aşama el yıkama. Enfeksiyonun kaynağı kendi ellerimiz olabilir. Yemeklerden önce mutlaka 20 saniye boyunca ellerimizi su ve sabunla ovalayarak yıkamamız gerekmekte. Burada bazı gıdaları tükettikten sonra, 6 saat içerisinde mikroorganizma yoğunluğu fazlaysa ishal, bulantı, kusma şikayetleri olabiliyor. Burada bizim hekim olarak destek olmamız gereken durumlar; çok fazla sıvı kaybı olması, bulantı ve kusmadan dolayı su içememe ve yemek yiyememe durumu olması halinde, özellikle kişilerin ek hastalıkları varsa, böbrek yetmezliği, şeker hastalığı, ileri yaş ya da küçük çocuklar bu gruba girebilir, riskli gruba girebilir. İshal sıklığının artması halinde bizim destek olmamız gerekiyor. Ama normalde 2-3 kere ishal olunduğunda insanlar gözlemleyebilir. Onlara çok müdahale etmiyoruz. Ama sıvı kaybının artması bizim müdahale etmemiz gereken bir grup oluyor' ifadelerini kullandı. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ankara, Sağlık</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/meyveleri-dogru-yikamanin-onemi-nedir</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 11:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/agency/dha/meyveleri-dogru-yikamanin-onemi-nedir.jpg" type="image/jpeg" length="82036"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SAUTER, Sporcu Sağlığında Türkiye'nin Teknoloji Üssü]]></title>
      <link>https://sonsoz.com.tr/sauter-sporcu-sagliginda-turkiyenin-teknoloji-ussu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://sonsoz.com.tr/sauter-sporcu-sagliginda-turkiyenin-teknoloji-ussu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Sporcu Sağlığı ve Termal Rehabilitasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi (SAUTER), gelişmiş analiz sistemleriyle sporcuların performansını bilimsel verilerle değerlendiriyor, sakatlık risklerini önceden tespit ediyor. Gazetemiz SONSÖZ'e konuşan Dr. Öğr. Üyesi Muhammed İhsan Kodak, kamuda bu kapsamda hizmet veren tek merkez olduklarını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi bünyesinde hizmet veren Sporcu Sağlığı ve Termal Rehabilitasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi (SAUTER), sahip olduğu ileri teknoloji altyapısı ve multidisipliner uzman kadrosuyla sporcu sağlığı alanında Türkiye'nin en donanımlı merkezleri arasında yer alıyor.</p>

<p><strong>Sonsöz Gazetesi’nden Sümer Taşkıran’ın haberine göre; </strong>performans analizinden rehabilitasyona, sakatlık risklerinin belirlenmesinden kişiye özel egzersiz planlamalarına kadar geniş bir yelpazede hizmet sunan merkez, hem profesyonel sporcuların hem de sağlıklı yaşam hedefleyen vatandaşların başvurduğu önemli bir araştırma ve uygulama merkezi haline geldi.</p>

<p>Gazetemiz SONSÖZ'e değerlendirmelerde bulunan SAUTER Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Muhammed İhsan Kodak, merkezin sporcu sağlığında bilimsel verileri merkeze alan çalışmalarıyla öne çıktığını söyledi.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 07 14 At 17.10.08" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-14-at-171008.jpeg" width="1200" /></p>

<p><strong>TÜRKİYE'DE KAMUDA TEK MERKEZ</strong></p>

<p>Türkiye'de bu kapsamda hizmet veren merkez sayısının oldukça sınırlı olduğuna dikkat çeken Kodak, özel sektörde İstanbul ve Antalya'da benzer iki merkezin bulunduğunu, kamu bünyesinde ise aynı kapsamda hizmet sunan tek merkezin Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi çatısı altında faaliyet gösterdiğini ifade etti. Kodak, sporcuların performanslarını yalnızca gözleme dayalı değil, bilimsel ölçüm sistemleriyle değerlendirdiklerini belirterek, elde edilen verilerin antrenman planlamasından sakatlıkların önlenmesine kadar birçok alanda yol gösterici olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>PERFORMANS VE SAKATLIK RİSKİ AYRINTILI ANALİZ EDİLİYOR</strong></p>

<p>Merkezde sporcuların kas kuvveti, hareket kabiliyeti, denge, koordinasyon, dayanıklılık ve fiziksel performansı gelişmiş teknolojik cihazlarla ayrıntılı şekilde analiz ediliyor. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda kişiye özel performans raporları hazırlanırken, olası sakatlık riskleri önceden belirlenerek koruyucu çalışmalar planlanıyor. Böylece sporcuların hem performanslarının artırılması hem de uzun vadede sağlıklarının korunması hedefleniyor. Kodak, merkezin yalnızca spor bilimcilerden değil, ortopedi başta olmak üzere farklı disiplinlerden akademisyenlerin yer aldığı uzman bir ekip tarafından yönetildiğini belirtti.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 07 14 At 17.10.09" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://sonsozcomtr.teimg.com/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-14-at-171009.jpeg" width="1200" /></p>

<p><strong>MİLLİ SPORCULARIN TERCİHİ</strong></p>

<p>SAUTER'in bugüne kadar birçok milli sporcuya ve üst düzey takıma hizmet verdiğini belirten Kodak, milli futbol takımlarının da merkezde performans analizlerinden geçtiğini söyledi.</p>

<p>Üniversitenin olimpiyat şampiyonları ve ulusal düzeyde başarı elde eden sporcularının büyük bölümünün performans ölçümlerinin SAUTER'de gerçekleştirildiğini ifade eden Kodak, analizler sonucunda sporcuların güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerinin bilimsel verilerle ortaya konulduğunu kaydetti. Bu sayede antrenman süreçlerinin kişiye özel planlandığını belirten Kodak, performans gelişiminin tamamen veriye dayalı şekilde takip edildiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SAĞLIK BAKANLIĞI İLE ORTAK PROJELER</strong></p>

<p>SAUTER'in yalnızca üniversite bünyesinde faaliyet gösteren bir araştırma merkezi olmadığını dile getiren Kodak, Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli kamu kurumlarıyla ortak çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Ulusal ve uluslararası projelerde aktif görev alan merkezin sporcu sağlığına yönelik bilimsel araştırmalarla da dikkat çektiğini belirten Kodak, elde edilen verilerin hem akademik çalışmalara hem de uygulamalara önemli katkılar sunduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Haberin daha geniş ve detaylı halini Sonsöz Gazetesi’nde okuyabilirsiniz.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Yaşam</category>
      <guid>https://sonsoz.com.tr/sauter-sporcu-sagliginda-turkiyenin-teknoloji-ussu</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonsozcomtr.teimg.com/crop/1280x720/sonsoz-com-tr/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-14-at-171003.jpeg" type="image/jpeg" length="50764"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
