RESSAMIN SANATI SAĞLIKLI BÜYÜTMEYE ÇALIŞTIĞI BİR ÇOCUK GİBİDİR”

0
93

Ressam Ziya Buyuk, resim sanatı ile tanışması ve resmin hayatının vazgeçilmez bir parçası haline dönüşmesi ile ilgili gazetemize konuştu. Farklı işlerde çalışsa bile resimden asla vazgeçmediğini vurguladı.

Esma ALTIN/ANKARA

Ressam Ziya Buyuk, resim sanatının hayatına nasıl nüfuz ettiği ve nasıl bu serüvene başladığı hakkında gazetemize konuştu. Farklı meslek gruplarında çalışmasına rağmen resimden asla vazgeçmeyen ve resmin hayatının bir parçası haline geldiğini vurgulayan Buyuk; “Uzun yıllar mitolojik temalı resimleri yaptım. Günümüze kadar İstanbul, Ankara, Antalya ve Zonguldak’ta olmak üzere  25 kişisel sergi açtım. Paris’te bir karma sergiye katıldım. Resim çalışmalarımı on yıldan bu yana, Hamamönü Sanat Sokağı’ndaki atölyemde sürdürüyorum.” dedi.

‘RESİM MERAKIM İLKOKULDA BAŞLADI’

Bugüne kadar pek çok farklı meslek dalında faaliyet gösterdiğini ama asla resimden vazgeçmediğini, şimdi ise hayatında sadece resmin olduğunu dile getiren Buyuk sözlerine şöyle devam etti; “Resim merakım ilkokul yıllarında başladı. İlk canlı portre çalışmamı ortaokul sıralarında resim öğretmenimi çizerek yaptım. Lise öğrenimimi,  Zonguldak Endüstri Meslek Lisesi makine bölümünde yaptım. 70’li yıllarda Meslek Lisesi  mezunlarının  Güzel Sanatlar Akademilerine kabul edilmemesi nedeniyle  resim dalında öğrenim görme imkânım olmadı. Zorunlu olarak tercih ettiğim, şimdiki Bülent Ecevit Üniversitesi’nin Makine Mühendisliği bölümünü kazandıysam da, sonraki yıllarda okulu terk ettim.  1981 yılında İstanbul’a yerleştim. O yıllarda reklamcılık ve matbaacılık sektörlerinde çalıştım. İlk kişisel sergim 1990 yılında Ankara’da  açıldı. 1994 yılında Antalya’nın Demre ilçesine yerleştim. Burada ressamlığın yanı sıra ulusal bir gazetenin bölge muhabirliğini yaptım. 1999-2004 arası Antalya Büyükşehir Belediyesi Basın Müdürlüğü’nde basın danışmanı olarak çalıştım. Bu dönemde Altın Portakal Film Festivallerinde basın sorumlusu olarak görev yaptım. Aynı yıllarda, kendi tasarımım olan 1. ve 2. Antalya Resim Festivallerini gerçekleştirdik. Antalya’daki görevimden ayrıldıktan sonra, 2004 yılı sonlarında Ankara’ya yerleştim. O gün bu gündür sadece resimle ilgileniyorum. Aynı zamanda, yine o sıralarda yayınlanmakta olan Etkin Sanat Dergisi’nin yayın yönetmenliğini yaptım. Uzun yıllar mitolojik temalı resimleri yaptım. Günümüze kadar İstanbul, Ankara, Antalya ve Zonguldak’ ta olmak üzere  25 kişisel sergi açtım. Paris’ de bir karma sergiye katıldım. Resim çalışmalarımı on yıldan bu yana,  Hamamönü Sanat Sokağı’ndaki atölyemde sürdürüyorum.

Resim yapmada doğal bir yeteneği olduğunu ifade eden Buyuk; “Resim yapmaya başlamamın belirgin bir hikâyesi yok. Doğal yetenek diyelim. İlkokul sıralarında elime kalem almamla başladı diyebilirim. Defterimin köşelerine süslemeler  yaparak başladığımı hatırlıyorum. Sonra kovboy resimleri, vs.”

‘SANATIN HER TÜRÜ YARARLI’

Toplum açısından sanat dallarının faydalarını değerlendiren Buyuk şunları kaydetti; “Sanatın her türünün topluma yararı tartışmasız bir gerçek, ancak önce bireyin kendisine yararı var. Plastik sanatlar alanında da, her ressamın sanatı, kendi serüveni sürecinde, sağlıklı büyütmeye çalıştığı çocuğu gibidir. Ne kadar sağlıklı ve iyi bir ‘çocuk’ olarak büyürse topluma da o kadar yararlı olur, diye düşünüyorum.”

Resim yaparken kendine nasıl bir yol çizdiği ve ne tür konular işlediği hakkında bilgi veren Buyuk şunları aktardı; “Ekonomik zorunluluklar gereği yapılan resimleri bir kenara koyarsak, resimde zaman zaman soyut denemeler yapsam da figüratif eğilimim ağır basar. Tematik sergiler yapmayı tercih ediyorum. Bu da metodolojik olarak önce okumayı gerektiriyor elbette. O okuma sırasında da bir kompozisyon oluşuyor zaten zihnimde. Gerisi malzemeyle bileğiniz ve bilginiz arasındaki yakınlığa bağlı olarak ortaya çıkıyor.”

Bir resmin olup olmadığı bir an var mıdır sorusuna yanıt veren Buyuk şunları söyledi; “Oluyor tabi ki. Bitti dediğiniz an, sizin o an’a kadar olan düşünsel ve pratik birikiminizin toplamıdır. Fakat bu an’ı oluşturan toplam orada durmaz. Sürekli bir devinim içinde eklemlenerek büyür. Dolayısıyla, sonradan, oldu dediğiniz anın o an olmadığını düşündüğünüz zamanlar da olmuyor değil. O zaman yeni bir an yakalamaya çalışıyorsunuz. Bu yüzden bitmiş her resim, aynı zamanda bir parça bitmemişliği de içeriyor bence.”

Resimlerde insanların ne hissedeceğini düşünmesi gerektiği fikrini ön planda tuttuğuna dikkat çeken Buyuk şunları dile getirdi; “Öncelikle, bir ressamın resimlerinin başka insanlar tarafından görülmesinin gerekliliğinin altını çizmek isterim. Ben, bir resmin bir izleyiciye yaşatacağı duygulara yönelik bir beklenti içinde olmayı doğru bulmam. Mantıklı da değil ayrıca. Her insan ayrı bir insandır.  Ben, izleyicinin ne hissetmesi gerektiğini düşünmek yerine ne hissedeceğini düşünmeyi tercih ederim. Bir izleyici pekâlâ, ressamın resmi yaparken hiç hissetmediği şeyleri yaşayabilir o resimde. Ben öylesi anlara şahit olmuşumdur sıklıkla. Bu nedenle olsa gerek, ikinci üçüncü kişilerin bir resim üzerinden ressama atfen, duygularına dair tespitlerde bulunmasını komik bulurum.”  

Resim sanatının toplum olarak yeri ve değerini değerlendiren Buyuk şunları ifade etti; “Resim sanatı, toplumsal açıdan, olması gerekenin çok gerisinde. Peki, olması gereken nedir? Rönesans Avrupa’sında olması gereken yerde midir? Dolayısıyla bu durum göreceli bir gerçekliktir. Bununla birlikte, ülkemizde resim sanatının Avrupa ülkelerine kıyasla çok çok gerilerde olduğu inkâr edilemez. Cumhuriyetle birlikte, toplumsal yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi, sanat alanında da sanatı geliştirmeye yönelik değerli girişimler olmuşsa da, ileriki tarihlerde bu girişimler, zihinsel bir doğu batı sentezi geliştirmekten daha çok batı kopyacılığı kolaylığına kaçmakla sonuçlanmıştır. Toplumdaki karşılığı bakımından, özetle böyle bakıyorum resim sanatına.”

‘AHMET TELLİ ETKİLİ OLDU’

Ünlü Şair Ahmet Telli ile akrabalık bağı olduğunu ve kendisinin sanatçılığında etkilendiğini belirten Buyuk; “Ahmet Telli, eşimin babası olur. Etkilenmeye gelince, son dönemlerde yaptığım ‘Şiir Yansımaları’ adlı resim serisinin tetikleyicisi oldu Ahmet Telli. Birkaç yıl önce, kendisinin adına düzenlenen karma resim sergisine, ‘Nida’ şiirinden esinlenerek yaptığım bir resimle katılmıştım. O çalışmam, şiirin imgelerini resme dönüştürme adına bir yolculuğa çıkmama vesile oldu. Önce, Telli’nin birçok şiirinden esinlenerek resimler yaptım, ardından diğer şairlerin şiirleriyle devam ettim.” dedi.

Resim sanatına karşı bir yetenek tespiti yapılıp yapılamayacağı ile ilgili açıklama yapan Buyuk şu ifadeleri kullandı; “Böyle bir süreçten bahsedilebilir mi bilemiyorum. Yetenek olup olmadığı, çalışmaya başladıktan sonra kısa sürede ortaya çıkar. Ama bildiğim bir şey varsa, o da, bir insanın ressam olmaya karar vermeden önce resim çalışmaya karar vermesi gerek. Resim de bir insan için ‘sanat aşkıysa’ eğer, Ahmet Telli’nin Soluk Soluğa adlı şiirindeki; ‘Büyük aşklar yolculuklarla başlar / ve serüvenciler düşer bu yollara ancak’ dizelerine başvurabiliriz.”

Resim sanatının alanın giderek daha da genişlediğini vurgulayan Buyuk şunları söyledi; “Genişliyor, ama bu genişleme, resim sanatının ruhunu da deforme ediyor bence. En azından böyle bir tehlikeyi de içeriyor. Belli başlı resim teknikleri ve materyalleri değil söz konusu olan. Modern zamanların, resim sanatına dair ‘vaazları’, sadece olmayanı yapmaya indirgiyor, sanatın değerini. Böylece, binlerce dolar ödenen boş bir resim çerçevesi ‘değer’ olarak çıkabiliyor karşımıza.”

‘EN ÖNEMLİ İŞİM’

Yaptığı proje ve sergilerden bahseden Buyuk bunlar içerisinde en önemli işim olarak nitelendirdiği Antalya’daki festivale dikkat çekti. Buyuk: “Temalı sergilerimi projeden saymıyorum doğrusu. Sergiler benim için bir rutin. Proje olarak bahsedebileceğim en önemli işim, Antalya Belediyesi’nde ki görevim sırasında projelendirip hayata geçmesini sağladığım “1. ve 2. Antalya Resim Festivali”dir. 2002 ve 2003 yıllarında yaptığımız festival kapsamında; Ulusal Resim Yarışması, Sokakta Resim Çalışmaları, Duvar Resmi, Söyleşi ve Paneller, Resim Fuarı, Yabancı ve Yerli Konuk Sanatçı etkinlikleri gerçekleştirildi.” dedi.

Son olarak sanatçı olmanın zor yanlarına değinen Buyuk; “Sanatçı olmanın zor yanları dünyada, tarih boyunca olagelmiş zaten. Ülkemizde de var elbette. Bilindiği gibi Leonardo’nun ressamlığından önce mimarlık, mühendislik gibi mesleki becerileri vardı. Zamanın bir derebeyine iş istemek için yazdığı mektupta, resim dışındaki tüm becerilerini sıraladıktan sonra, ‘Bunların yanı sıra, resim de yaparım,’ diye belirtir. Biz onu bugün sadece ressam olarak tanırız.” şeklinde konuştu.