RAMAZAN AYINDA BESLENME ALIŞKANLIKLARINA DİKKAT

0
69
- Reklam -

Ankara Şehir Hastanesi’nde Onkoloji Bölümünde Diyetisyen Şeymanur Tınkılıç, Ramazan ayında nasıl bir beslenme metodu uygulanması ile ilgili gazetemize önemli açıklamalarda bulundu.

Esma ALTIN/ANKARA

Ankara Şehir Hastanesi Onkoloji Bölümünde Diyetisyen Şeymanur Tınkılıç, Ramazan ayında özellikle öğün aralarının azalması nedeni ile nasıl bir beslenme programına uyulması ile ilgili tavsiyelerde bulundu. Tınkılıç: “İftarda ağır ve/veya fazla miktarda yemek çeşitli sindirim problemleriyle beraber kan şekerini hızlı yükselterek hiperglisemi ve hiperinsülinemi gibi durumlara neden olabilir. Bu da uzun vadede bireylerin özellikle diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar gibi kronik hastalık risklerini artabilir. Ani yüklemeler kramp, hazımsızlık, reflü gibi problemlere neden olabilir.” dedi.  

- Reklam -
Diyetisyen Şeymanur Tınkılıç

KİŞİYE ÖZGÜ BESLENMEYE DİKKAT ÇEKTİ

Yaklaşık 7 yıldır çeşitli kamu hastanelerinde diyetisyen olarak görev yapan Tınkılıç, diyetisyen ve beslenme uzmanı arasındaki farka değindi ve sözlerine şöyle devam etti; “Lisansımı Atatürk Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünde tamamladım. Daha sonra Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünde Yüksek Lisans eğitimimi tamamladım. Yaklaşık yedi yıldır, farklı kamu hastanelerinde görev yaptım, şu an Ankara Şehir Hastanesi Onkoloji Binasında diyetisyenim. Diyetisyen, Üniversitelerin Sağlık Bilimleri Fakülteleri ya da yüksek okullarından

 en az 4 yıllık lisans eğitimi veren Beslenme ve Diyetetik bölümlerinden mezun olan kişilerdir; Beslenme ve diyet uzmanı ise, diyetisyen unvanını diploma ile aldıktan sonra besin, beslenme ve diyetetik alanında bilim uzmanlığı ve/veya doktora derecesi almış diyetisyendir.”

Genel bir beslenme anlayışından çok kişinin özelliklerine göre kişisel bir beslenme şeklinin benimsenmesini doğru bulan Tınkılıç şunları kaydetti; “Birey yaşı, cinsiyeti, aktivite durumu ve içinde bulunduğu fizyolojik duruma göre bütün besin ögelerinden belirli miktar alması gerekmektedir. Bu sayede bireylerin beslenme ile büyüme ve gelişme, sağlığın korunması ve iyileştirilmesine ulaşmasını hedefleriz. Buradan yola çıkarak herkes için standart bir beslenme önerisinden ziyade kişiye özgü planlanan beslenme şekli daha doğru bir yaklaşımdır diyebiliriz. Bununla beraber, besin çeşitliliğinin fazla olduğu diyet yaklaşımlarını genel bir öneri olarak söyleyebiliriz. Örnek vermek gerekirse Akdeniz diyetinde bu şekilde bir çeşitlik olduğunu görebiliriz. Sebze, meyve, tam tahıllı besinler, kuru baklagiller ve yağlı tohumlar gibi bitkisel kaynaklı besinler Akdeniz diyetinde bol miktarda yer alırken, kırmızı et tüketimi sınırlıdır. Zeytinyağı ise diyetin temel yağ kaynağı olarak göze çarpmaktadır. Ayrıca US. News & World Raporunda, yılın En İyi Diyetlerine ilişkin yayınlanan 2021 değerlendirmesinde, Akdeniz Diyeti art arda dördüncü kez yılın en iyi genel diyeti seçilmiştir. Araştırmaların, diyetin kalp ve damar hastalıkları, tip 2 diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkları önlemeye ve ömrünü uzatmaya yardımcı olabileceği söylenmiştir.”

‘RAMAZANDA ANİ YÜKLENMELER YAPILMAMALI’

Ramazan ayında oruç tutanların öğün aralarının azalmasından kaynaklı iftar sofralarında nasıl bir besin reçetesi uygulamaları gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunan Tınkılıç şunları dile getirdi; “Orucu ilk açtığımızda, hurma gibi doğal şeker içeren bir enerji kaynağıdır ve potasyum, bakır ve manganez gibi minerallerden ve posa bakımından zengindir. Su/şekersiz komposto veya hoşaf gibi yiyecekler de hidrasyonun sağlanmasında önemlidir. Daha sonra çorba gibi az yağlı ve sıvı bakımından zengin yiyeceklerle devam edilebilir. Daha sonra 10-15 dakika ara verilmelidir. Çünkü ani yüklemeler kramp, hazımsızlık, reflü gibi problemlere neden olabilir. Daha sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edebilir. Kan şekerini hızlı yükselten beyaz ekmek, pirinç pilavı, patates gibi yiyecekler yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna vb. tercih edilmelidir. Tatlı yemek istiyorsak, iftardan 2 saat sonra tatlı olarak da şerbetli, kızartmalı, hamurlu ağır tatlılar yerine sütlü veya meyveli hafif tatlıları tüketilebiliriz.”

Ağır iftar sofralarının sağlık açısından birtakım problemlere yol açabileceğinin altını çizen Tınkılıç; “İftarda ağır veya fazla miktarda yemek çeşitli sindirim problemleriyle beraber kan şekerini hızlı yükselterek hiperglisemi ve hiperinsülinemi gibi durumlara neden olabilir. Bu da uzun vadede bireylerin özellikle diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar gibi kronik hastalık risklerini artabilir.” dedi.   

‘KRONİK HASTALIKLARIN ŞİDDETİ ARTABİLİR’

Kronik rahatsızlığı olan hastaların oruç tutmaları halinde ne gibi sıkıntılar yaşayabileceklerini açıklayan Tınkılıç şunları ifade etti; “Ramazan ayında oruç tutulan sürenin uzun olması nedeniyle beslenmeye ayrılan süre ve öğün sayısı azalır. Vücudumuzun yeni duruma uyum sağlaması zaman alır. Oruçla birlikte hem uzun süreli açlık hem sıvı kaybı kronik hastalıkların şiddetini artırabilir. Su ve elektrolit kaybının yerine konmaması durumunda, kaybın derecesine göre dehidratasyon dediğimiz durum görülür. Dehidratasyonun şiddetine göre halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü, bilinç kaybı, konfüzyon görülebilir. Uzun süreli açlık ise kan şekerinde düşmeyle hipoglisemi riskine neden olabilir, kalp damar hastalarında hastaların da yetersiz uyku ve susuzlukla birleşip artan vücut stresiyle kalp üzerindeki yükünü ve mide ülseri olan kişilerde artan mide asidiyle kişinin şikâyetlerini artırabilir. Kronik bağırsak hastalıkları olan bireylerde açlık gaz şikayetleri ve kabızlıklarındaki artışlar kişinin yaşam kalitesini düşürebilir. Kronik böbrek hastalarında da uzun süreli susuzlukta böbreklerin çalışması zorlanabilir. Bu nedenlerle kronik hastalıkları olan bireylerin doktorlarından onay alarak, gerekirse ilaç saatlerinde ilave düzenlemeler yapmaları gerekebilir. Genel olarak bu bireylerde iftara çorba ile başlayıp, sonra kızartma gibi ağır yöntemler yerine haşlama, fırın, ızgara gibi daha sağlıklı yöntemlerle pişmiş olan az yağlı, etli sebze yemekleri, balık veya kuru baklagilleri tercih edebilirler. Bu örüntüye yoğurt veya ayran da eşlik ettiğinde dengeli bir öğün tüketmiş olurlar. Ayrıca bireylerin özel bir kısıtlaması yoksa, iftar ve sahur arasında 2-2,5 litre su içmeye özen göstermeliler.”

İftar sonrası akşam geç saatlere kadar tüketimine değinen Tınkılıç şunları söyledi; “Dünyanın 24 saatlik döngüsünün canlılar üzerinde oluşturduğu biyokimyasal, fizyolojik ve davranışsal ritimlerin bir gün içerisinde tekrar edilmesi olan biyolojik saatimize göre, gece dinlenmeye ve depolamaya eğilimli olan vücudumuz, gündüz çalışmaya ve depolarını kullanmaya programlıdır. Beslenme de bu ritmi etkileyen faktörlerden biridir ve gece yemek yemekle beraber biyolojik saatimiz olumsuz etkilenebilir. Metabolik sendrom, obezite ve tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, obezite gibi sağlık riskleriyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu nedenle ramazanda dahil olmak üzere genel olarak akşam geç saatte yemek yemelerin daha az ve hafif olmasını tavsiye etmekteyiz.”

‘SAĞLIKLI BİREYLERDE ORUÇ TUTMAK FAYDALI OLABİLİR’

Yapılan çalışmalar neticesinde oruç tutmanın faydalı yanlarının da bulunduğuna dikkat çeken Tınkılıç şunları kaydetti; “Orucun da dahil olduğu aralıklı açlık konusu son yıllarda, tüm dünyada ilgi çeken ancak üzerinde kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulan bir konudur. Yapılan birçok çalışmada aralıklı açlık uygulamalarıyla, vücut ağırlığı ve kan şekeri, kan lipitleri gibi metabolik göstergelerde olumlu etkiler görülmüştür. Yalnız yapılan çalışmalar daha çok sağlıklı bireyler üzerinde ve genelde kısa sürelidir farklı tür aralıklı açlık metotları bulunmaktadır. Bu nedenle bu konuda kesin bir yargı bulunmamakla beraber, umut verici çalışmalar nedeniyle daha fazla araştırılmaya değer bir konudur.”

‘SAHUR YAPMAK ÖNEMLİ’

Sahur yapmanın uzun açlık sırasında kan şekerinin hemen düşmemesi için önemli olduğunu belirten Tınkılıç şunları vurguladı; “Sahurun yapılmaması açlık süremizi daha da uzatacağından kan şekerinin daha erken düşmesine, verim kaybına ve uzun vadede metabolizma hızının yavaşlamasına neden olacağından sahur yapılmasını mutlaka önermekteyiz. Ancak sonrasında uykuya geçilebileceğinden, süt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan kahvaltı ya da çorba, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün gibi hafif yiyecekler tercih edilebilir. Aşırı yağlı, aşırı tuzlu besinlerden de uzak durulmalı ve yeterli sıvı alınmalıdır.”

Son olarak Ramazan ayında bazı insanların kilo alma gibi durumlarla karşılaşmalarının neden kaynaklandığına açıklık getiren Tınkılıç; Bunun bir nedeni iftarda aşırı yemek iken bir nedeni de bir süre sonra, uzun süreli açlığa vücudun adapte olup metabolizma hızında yaşanan düşmelerdir. Aynı zamanda aç olduğumuzdan dolayı fiziksel aktivitemizde de azalmalar olmaktadır. Bir başka neden de yine sahur yapılmamasıyla açlık süresinin daha da uzamış olmasıdır. Bu nedenle iftarda fazla yemekten kaçınmak, metabolizmayı hızlandırabilmek adına iftar ve sahur arasında 1-2 ara öğün yapılması, sahurun yemenin atlanmaması, bol su içilmesi ve mümkünse iftardan 1-2 saat sonra yürüyüş gibi hafif aktivitelerin yapılmasını önerebiliriz.” ifadelerini kullandı. 

- Reklam -