Pirler ve Dedeler 2

326

Pirler ve Dedeler Projesinin sahibi Yapımcı Tarık Kavut,”Benim yıllardır fark ettiğim bir şey var. Bu sektörde büyüdükçe yalnız kaldığımı gördüm. Çünkü çevrendeki insanlar senin geldiğin yerlere gelmek istiyorlar”

Kavut: Siz hiç ibadet ederken etrafına bakıp beni kaç kişi izliyor diye baktığınız oldu mu? Bizim işimizde öyledir. Sanatımızı yaparken sanat için yapıyoruz. Eğer sanatımızı doğru şekilde yaparsak bizi izleyenlerde tabiri caizse ibadetteki sevap gibi oluyor

Günümüzde popüler kültürün egemen olduğu müzik piyasasında, insanlar giderek kendi kültürlerinin müziklerini dinlemeyip sırt çevirmiş duruma geldiler. Genellikle yaza damga vuran parçalar diğer yaz hatırlanmaz iken, Kendi öz müziğimiz olan Türk Halk Müziği yüzlerce yıldan bu yana yaşıyor.

Foto : Ali Baran Fayık

Bu süreç içerisinde birçok usta gelip geçtikten sonra bu işi yapmaya başlayan ve müzik piyasasında bilinen Türk Halk Müziğinin sevilen seslerinden ve yapımcılarından biri olan Tarık Kavut ve bağlama üstadı Battal Kılıçaslan ile günümüz müzik piyasasını, Türk Halk Müziğinin sorunlarını, gelecek planlarını ve ‘Pirler ve Dedeler 2’ projesi gibi birçok konuda söyleşi gerçekleştirdik.

Soru: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Kavut: Ben sekiz çocuklu bir ailenin en küçük çocuğuyum. Babam Erzurumlu annem Karslıdır. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Kendi ailemde dördüncü müzisyenim. Zamanında büyüklerimizden müziği duyduk, sustuk, izledik. Zamanı gelince de kendim müzikle uğraşmaya başladım.

 

Foto: Ali Baran Fayık

Battal Kılıçaslan: Ben iki çocuklu bir ailenin büyük oğluyum. Benden küçük kız kardeşim var. Aslen Yozgatlıyız. Tarık Kavut bir yola girdi bende bu yolda elimden gelen bütün desteği ona verdim. Yaptığımız işi elimizden geldiği gibi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Bunun karşılığını gelen tepkilerle alıyoruz.

-Soru: Müzik sektöründe Alaylı mı yoksa Eğitimli mi olmak önemli?

Kavut: Akademisyen olmak istiyorsanız kesinlikle eğitim şart. Yaptığınız işte doğru işlere imza atmak istiyorsanız yine eğitim şart ama bunu yapmak için bir okul bitirmeniz gerekmiyor. Eğer müziği doğru yerlerden öğrenip gerekli bilgiyi alırsanız yine güzel işler yapabilirsiniz.

Alaylı olmak çok önemli çünkü Okulda aldığınız eğitim birazda pratikte kalıyor, yaptığımız iş teorikten çok pratik gerektiren bir iş. O yüzden alaylı olduğunuzda işin sürekli içinde yetiştiğiniz için, işi pratiğe daha çabuk döküyorsunuz.

Soru: Müzikle ilgili dersleri nerelerden ya da kimlerden almalıyız?

Kavut: Müzik ile uğraşan kişiler eğer bir okulda okumuyorsa ilk önce önemli kaynaklardan biri olan hazırlık kurslarına gitmeliler. Eğer buraları beğenmez özel olarak öğrenmek isterlerse müzik konusunda kendi rüştünü kanıtlamış kişilerden ders almalarını öneririm.

Soru: Ülkemizdeki konservatuarları nasıl görüyorsunuz?

Kavut: Dünya genelinde düşündüğümüzde tabi ki yetersiz ama bu yetersizlik yetenek anlamında bir yetersizlik değil. Eğitim konusunda yetersiziz. Ülkemizde müzik konusunda eğitime verilen bir destek yok. Örnek olarak okullarımızda kullanılan müzik aletlerini verebiliriz. Hala okullarda 90 ‘lı yıllarda alınan piyanolar kullanılıyorsa bu müziğe değer verilmediği gösterir.

Foto : Ali Baran Fayık

Soru: Sahnede söylediğiniz eserlerin dinleyicileri etkileyip etkilemediğini nasıl anlıyorsunuz ?

Kavut: Bizim yaptığımız işte sadece sanatçıların değil, izleyicilerinde donanımlı olması gerekiyor. Yani izleyici dinlemeye gelirken en azından ne dinlemeye geldiğini bilmesi gerekiyor. Artık çoğu dinleyici kendini rahatsız etmeyecek müzik dinliyor.

Bizim işimizde eğer müzisyen dinleyicinin sayısını bakıyorsa, dinleyici az iken morali bozuluyor ve dinleyici çok iken yüzü gülüyorsa ben onun sanatçılığından şüphe ederim. Çünkü sanatçı sanatını icra ederken izleyici veya dinleyiciyi düşünerek değil, içindeki duyguları bir şekilde dışarı vurmak için yapar. Yani bu birazda ibadete benziyor.

Siz hiç ibadet ederken etrafına bakıp beni kaç kişi izliyor diye baktığınız oldu mu? Bizim işimizde öyledir. Sanatımızı yaparken sanat için yapıyoruz. Eğer sanatımızı doğru şekilde yaparsak bizi izleyenlerde tabiri caizse ibadetteki sevap gibi oluyor.

Soru: Sektörde sanatçılar arasında kıskançlık var mı?

Kavut: Benim yıllardır fark ettiğim bir şey var. Bu sektörde büyüdükçe yalnız kaldığımı gördüm. Çünkü çevrendeki insanlar senin geldiğin yerlere gelmek istiyorlar. Fakat çok istemedikleri için başarısız oluyorlar. Siz onların başaramadığını başardığınız için sizlere karşı içlerinde bir kin oluşmaya başlıyor. Bu kinde sizden uzaklaşmalarına sebep oluyor.

Soru: Ankara dinleyicisinin bir farkı var mı?

Kılıçaslan: Ankara’da diğer şehirlerden biraz daha müziği bilen, dinleyen bir kitle var.
Ama müzik piyasasında ki o çekememezlik her yerde olduğu gibi burada da var.

Soru: Eskiden insanlar sesini duyurmak için İstanbul’a gidiyorlardı şu anda böyle bir şey var mı?

Kavut: Eskiden insanlar İstanbul’da Unkapanı’na giderlerdi. Şimdi öyle bir şey söz konusu değil. Eskiden olduğu gibi müziğin merkezi İstanbul’dur. Bu dönem dijital dönemdir. You tube da istediğiniz kadar tanının eğer bunu paraya dönüştürmüyorsanız hiçbir şey olmuyordur. Bu işin aslı tüm dünyada kullanılan yazılım programlarıdır . Ülkemizde bu yazılımların kullanılabildiği tek yer İstanbul bu yüzden müzik piyasası orasıdır.

Soru: Müzik piyasasında kötü niyetli firmalar var mı?

Kavut: Eğer siz o firmanın sanatçısı olmuşsanız ve o firmaya para kazandırıyorsanız sizin için bütün imkânlarını kullanıyorlar. Siz onlardan gitmeye karar verene kadar. O zaman ellerinden geldiği kadar önünüze engel koyuyorlar.

Eskiden albüm satılıyordu. Firmalar sözleşmelere beş albüm on albüm şartı koyuyordu. Şimdi ise albümden ziyade sosyal ağlardan( İnstagram, Youtube) para kazanıldığı için firmalar, sanatçıların sözleşmelerine amatör tüm görsel ve işitsel yayım hakları bizdedir maddesi koyuyor.

Eğer bir sanatçı amatör bir yerde bir müzik yapmışsa ve yabancı bir insan o müziği videoya çekip herhangi bir internet ortamında yayınlamışsa telif haklarına sahip olan firma hemen video’yu yükleyen kişiye dava açabiliyor.

Soru: Siz bir yapımcı olarak gençlerin Türk Halk Müziğine ve Deyişlere bakışını nasıl görüyorsunuz?

Kavut: Ben bu projeyi yapana kadar gençlerin deyişlere bu kadar ilgili olduğunu bilmiyordum. Gençlerin deyişlere aşırı bir derecede ilgisi var. Deyişler biraz daha yaşları olgunlaşmış izleyicilerin dinleyeceği bir tarz gibi görünse de, genç yaştaki izleyici ve dinleyici kitlemiz de çok.

Foto: Ali Baran Fayık

 

Soru: Sosyal medyadan gelen olumsuz yorumlara tepkiniz nasıl oluyor?

Kavut: Sosyal medyadan gelen olumsuz yorumları hiç kafama takmıyorum. Daha çok değer verdiğim insanlardan gelen olumsuz eleştiriler beni üzüyor. Geçen günlerde Battal’la beraber Malatya’ya gittik. Orada bir alevi dedesi bana tavır yapınca gerçekten çok üzülmüştüm.

Sabah uyandığımda İnstagrama bakıp gelen bir olumsuz eleştiri beni etkilemiyor. Çünkü şunu iyi biliyorum ki o yorumu yapan insan benim yüzüme o yazdığı yorumu söyleyemez. İlginç bir şekilde hem olumlu hem de olumsuz bir takipçi kitlesi oluşuyor.

Soru: Orkestra müziğin neresinde?

Kılıçaslan: Orkestra müziğin kalbidir. Yaptığın iş özel bir proje ise alt yapılar çok önemlidir. ‘Pirler ve Dedeler 2’ projesine girdikten sonra benim algım çok değişti. Bu projenin içinde olmak insana ayrı bir haz veriyor. Bu projede yer alıp bana geri dönüşü çok ayrı bir durum.

Soru: Müzik özgürlük demek midir?

Kavut: Müzik kişinin hayatını nasıl algıladığı ile ilgili bir durumdur. Eğer kişi dinleyici ise onun için fon müziktir fakat icra eden kişi için ise hayattır. Çünkü müzik ile uyuyorum, müzik ile kalkıyorum. Benim için özgürlüktür.

Bu konuya şöyle örnek verebilirim; küçükken ağabeyim ile bir yere giderken yağmur yağdı. Ağabeyim kendini korumak yerine bağlamasını yağmurdan sakındı. Biz böyle bir ailede büyüdük. Onun için müzik benim her şeyimdir.

Foto: Ali Baran Fayık

Soru: Gelecekte Türk Halk Müziğini nerede görüyorsunuz?

Kavut: Orijinal olarak kaybolacağını düşünüyorum. Teknoloji ile desteklenirse devam edeceği de kesin bir durum. Bu iş kentsel bir iş değil. Köyden gelen bir iş. Çünkü üretim yeri köy’dür. Köy kavramı giderek azalmaya başladı. Kentleşmeye başladıkça o kadar da söz yapısı değişmeye başladı.

Perişan Ali’nin yazdığı sözleri şimdi kimse yazamaz. Yazdığı dönemin koşullarıyla şimdiki dönemin koşulları bir değil. Eğer kentselleşme devam ederse yapılan eserler gelip geçici eserler olacaktır.

Biz şehirlerde yaşamıyoruz sadece yaşamaya çalışıyoruz. Böyle bir ortamda ne kalıcılık ne de üretim bekleyebilirsin.