Fosil enerji kaynakları sanayi çağına damgasını vurmuş, hem ekonominin ve hem de küresel ölçekte jeo-stratejinin ana belirleyici unsuru olmuştur.

Sanayi çağının başlaması, buhar makinalarında kömürün yakıt olarak kullanılması önce kömürün bir fosil enerji kaynağı olarak çok büyük önem kazanmasına yol açmıştır. Daha sonra 1900’lerin başında içten yanmalı motorların icat edilerek yaygın kullanıma girmesiyle de petrol hızla önem kazanmış ve stratejik bir enerji kaynağı haline gelmiştir. Fosil yakıtlar kervanına en son olarak da doğal gaz katılmış özellikle elektrik enerjisi elde edilmesinde ve ısıtmada tercih edilen göreceli olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendisine yoğun bir kulanım alanı bulmuştur.

Fosil enerji kaynakları insan uygarlığına bir çok kolaylık ve fayda sağlasa dahi aslında ekonomi ve siyaset açısından bir çok sorun da doğurur. Bir kere fosil kaynaklar sonsuz değildir ve bu kullanım seviyelerinde bile kısa sayılabilecek bir süre zarfında tükenmeye mahkumdur. Diğer yandan fosil enerji kaynakları kullanımı karbondioksit, karbonmonoksit, kükürt bileşikleri ve benzeri bir çok kimyasalın çevreye salınımına yol açar. Fosil yakıtların kullanımının sonucunda çevreye küresel ısınma ve iklim değişikliğine sebep olacak miktarda atık yayıldığı bugün tüm bilim insanlarının kabul ettiği bir gerçekliktir.

Diğer yandan hem fosil kaynak rezervleri ülkeler arasında eşit dağılmamıştır ve hem de fosil kaynakların çıkarılması, rafine edilmesi ve depolanması ile ilgili teknolojiler bazı ülke ve şirketlerin tekelindedir, fosil kaynakların bu yapısı bir çok siyasi ve ekonomik krize sebep olmaktadır.

Ekonomilerdeki fosil enerji kaynaklarına olan aşırı bağımlılık yeterince fosil kaynağa ve bu kaynaklardan istifade edebilecek teknolojilere sahip olmayan ülkeleri sahip olan ülkelere bağımlı kılmaktadır. Bu bağımlılık ve tarih boyunca bu bağımlılığın yarattığı iktisadi, askeri ve siyasi krizlere kısaca bir göz atarak hafızamızı tazeleyelim:

İlk olarak 1900’lerin başında okyanusların hakimi İngiliz donanmasıydı. Alman donanması kömür yerine yakıt olarak petrolü kullanan bir teknoloji geliştirip kullanıma sokunca İngiliz donanmasının bu üstünlüğü bir anda tehlikeye giriverdi. Okyanusları kaybetme riskini gören İngiliz donanması da hızla bu yeni teknolojiye geçti lakin sorun hem İngilizlerin ve hem de Almanların petrol kaynaklarına sahip olmamasıydı. 1. Dünya savaşının temel sebeplerinden biri de her iki devletinde petrol sahalarını kontrol etme kavgasıdır ve aslında 2. Dünya savaşı da bu kavganın devamıdır.

1973’deki Arap İsrail savaşından sonra Arap ülkelerinin petrolü batıya karşı stratejik bir silah olarak kullanmasının dünya ekonomilerini nasıl altüst ettiğini ne kadar derin bir krize yol açtığını hepimiz hatırlıyoruz. 1973 yılında OPEC, Amerika’ya Arap-İsrail savaşına katıldığı için ambargo koymuş ve ambargo ile birlikte petrol fiyatı 3$’dan 12$’a fırlamıştı.1978’de de bu sefer diğer bir büyük ham petrol üreticisi olan İran’da devriminin kıvılcımları başlamıştı batı ile kavgalı bir rejimin İran’a hakim olması doğal olarak petrol fiyatlarını etkilemiş ve birde üstüne Libya da petrol fiyatlarını artıracağını belirtince gerilim ortamı yaşanmış ve petrol fiyatları yine tavan yapmıştı. 1991’de Irak’ın Kuveyt’i işgalinin de benzer bir sonuç doğurduğunu hatırlatmak isterim.

Bu hafta İran destekli olduğu iddia edilen bir saldırının Suudi Arabistan’ın petrol üretim tesislerini vurması petrol fiyatlarını bir günde % 20 civarında artırıverdi. Zaten resesyona girip girmeyeceği tartışılan küresel ekonominin bir petrol şoku ile daha karşılaşması hiç kimsenin istemeyeceği bir durumdur. Piyasalarda Suudiler kısa sürede üretim kapasitelerini yerine koyamazsa petrol fiyatlarının 75 – 80 dolar bandına taşınabileceği konuşuluyor.

Peki insanlık bu kadar sorun çıkaran fosil enerji kaynaklarına mutlak suretle mahkum mu?
Bu sorunun yanıtı kesinlikle hayırdır!

Bugün insanlık sahip olduğu teknoloji ile hiçbir şekilde fosil kaynaklara bir mecbur değildir. Fosil kaynaklara dayalı enerji üretimi yarattığı çevreye olan olumsuz etkilerinin yanı sıra oluşturduğu ekonomik, siyasi ve teknolojik bağımlılık ile de bir çok ülkenin büyümesini, gelişimini ve refah artışını engellemektedir. Yeni ve yenilenebilir teknolojilere yönelerek fosil kaynaklara olan bu bağımlılığı kırmak ve çevreye yarattığı olumsuz etkileri ortadan kaldırmak mümkündür ve aslında bu bir tercih değil bir zorunluluktur diye düşünüyorum.

Facebook Comments

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz