Patrona Halil’in sonu ve devlet geleneği

5
246

Patrona Halil İsyanı, Osmanlı’nın tarihte çok az yaşadığı bir barış dönemini sona erdirmişti. Bu dönemde yapılan bazı yenilikler III. Ahmet’in ve Nevşehirli İbrahim Paşa’nın bu barış dönemini iyi değerlendirdiklerini göstermiyor. Tıpkı Kağıthane kıyısında yapılan ihtişamlı yalıların, lale ve kiraz bahçelerinin Anadolu halkının refah seviyesini göstermediği gibi.

Padişah ve vezirleri ülkeyi kalkındıracak radikal adımlar atmak yerine zevk ve safaya dalmışlardı. III. Ahmet’in 27 yıllık padişahlığı döneminde -hiç olmazsa 1718’den sonra- çok şeyler yapılabilirdi. Ama yapılmadı. Halk devlet erkânının bu lüks ve rahat yaşayışını kıskandı. Patrona Halil ve Zülalî Hasan Efendi ise bu kıskançlığı ustaca kullanarak devletin yönetimine ortak oldular.

Yeni padişah I. Mahmut’un ilk işi kendisini padişah yaptıran ulemanın başı konumundaki İstanbul Kadısı Zülalî Hasan Efendi’yi çağırıp cebine çil çil altınları doldurmak oldu. İlk seferde 600  “zer-i mahbûb”, ikinci seferde 1.500 “cedid İstanbul altını” ve üçüncü seferde 200 “zer-i mahbûb”.  Patrona Halil de 400 “zer-i mahbûb” ile sevindirildi.

Halkın gözüne batan Sadabat yalıları bir gün içerisinde dümdüz edildi. Tam bir yağma yaşandı. Hepsi -Bodrum’daki kaçak yapılan yalılar gibi- yıkıldı, yok edildi. Ancak zafer sarhoşluğu içindeki isyan elebaşıları az da olsa tarih okumuşlardı. Başlarına neler gelebileceğini tahmin ediyor ve korkuyorlardı. Hepsi birden yeni Şeyhülislam’a gittiler. Cezalandırılmaktan korktuklarını bildirdiler. Şeyhülislam, çadırlarını kaldırıp, bundan sonra bu tür işlere karışmayacaklarına söz verirlerse kendilerine kefil olacağını söyledi. Ertesi gün At Meydanı’ndaki yeniçeri ve cebeci çadırları birer birer toplandı. Ortalık sakinleşti. Dükkânları yarılan, yağmalanan esnaf dükkânlarını açmaya başladılar.

İhtilal sırasında emir vermeye alışmış olan isyan elebaşıları bu sefer de hükümet işlerine karışmaya başladılar. İşlerini yaptırmak isteyenler, bir yere yükselmek isteyenler artık bu kişileri “görüyorlardı”. Açıktan rüşvet almayanlar hediyelerle yetiniyorlardı. İhtilalciler bir yandan ceplerini doldururken diğer yandan kendilerine arka çıkacak kişileri üst makamlara getirtmeye uğraşıyorlardı. Bosnalı Rüstem Paşa kendisine yapılan sadrazamlık teklifini kabul etmeyince onu Revan seraskeri yapmışlardı. Bursa’da ikâmete mecbur tutulan eski Kırım hanlarından Kaplan Giray’ı  sırf kendilerine destek olur ümidiyle üçüncü defa Kırım hanı tayin ettirmişler ve Kırım’daki dengeyi alt üst etmişlerdi. Hele Patrona Halil’in kendisine veresiye et vermiş olan kasabı Boğdan Voyvodalığı’na uygun görmesi vardır ki evlere şenlik. Patrona’nın sağ kolu olan Muslu Çavuş çoktan kul kethüdası olmuştu. Zülalî Hasan Efendi Anadolu Kadıaskeri yapılmıştı. Zeametler, tımarlar, mevkiler, makamlar hepsi piyasada idi.

Yeni hükümet asilerin hiçbir teklifini geri çevirmeye cesaret edemiyordu. Yeni padişah I. Mahmut ise bir yandan asilere para dağıtıyor, isteklerini yerine getiriyor, bir yandan da devlet otoritesini yeniden kurmak için gerekli kişileri etrafında toplamaya çalışıyordu.

Mahmut, Mısır isyanlarının bastırılmasında tecrübe kazanmış olan İbrahim Ağa’yı kapıcılar kethüdalığı makamına getirerek işe başladı. Gerekli devlet adamları ile çok gizli toplantılar yaparak plan kurdu. Yeniçeri subaylarından Pehlivan Halil Ağa isyan sırasında saklanarak canını kurtarmıştı ve yeniçeri ocağı ile irtibat görevi kendisine verildi. Asilerin zorla Kırım Hanı yaptırdıkları Kaplan Giray da el altından ikna edilerek yapılacak olan “temizleme hareketine” katılmıştı. Bu arada yeniçeri ocağında Patrona Halil’e muhalif olan subaylara dağıtılmak üzere saraydan 5.000 altın gönderildi.

Temizleme hareketinin önce Ağa Kapısı’nda, sonra Paşa Kapısı’nda olması düşünülmüşken bir takım mahzurlar bulunarak bu işin Saray’da yapılmasına karar verildi. Patrona ihtilalden sonra Saraya girmekten çok çekiniyordu. Gittiği her yere aşırı kalabalık korumalarıyla birlikte gidiyor ve son derece temkinli davranıyordu.

Vezir sarayında İran meselesi görüşülürken Patrona Halil, sadrazamdan şikâyet ederek Benli Mustafa Paşa’yı sadrazam olarak görmek istediklerini bildirdi.  Patrona bu konuyu Kırım Hanı ile görüşmüş ve o da teklifi uygun bulmuş ama konuyu kendisinin padişaha bizzat söylemesinin doğru olacağını bildirmişti. Patrona Halil vezirlik rütbesi ile Rumeli Beylerbeyi olarak atanmış olduğundan padişah huzurunda kendisine kürk giydirilecekti. Patrona da bu vesile ile padişahla konuşacak Benli Mustafa Paşa sadrazam olacaktı.

Bu çok gizli “temizleme planını” Patrona Halil’in casuslarından birisi bir şekilde haber almış ve Patrona Halil’e acil bir tezkire yazarak durumu bildirmişti. Saray girişinde tezkire Patrona’ya ulaştırılmış ama okuması-yazması olmayan Patrona tezkireyi önemsemeyerek alıp cebine koydu. Yanında bulunan İstanbul Kadısı tezkireyi sormuş o da: “Ol dahi bir pâye ister” diye cevaplamıştı.

Sadrazam, Şeyhülislâm ve diğer devlet erkânı Padişahın gelmesini beklerken padişah Şeyhülislâmla Kırım Hanı’nı Safa Köşkü’ne davet etti. Onlar çıkınca Sadrazam Mehmed Paşa, bu iş için hazır bekleyen Pehlivan Mehmet ve adamlarına “şifre” kelimeyi söyleyerek temizleme harekâtını başlattı. Patrona Halil, Kul Kethüdası Muslu Beşe ve Yeniçeri Ağası hemen oracıkta öldürüldüler. Sonra dışarıda bekleyen 15 elebaşı dahi  “tören elbisesi (hil’at) giydirilecek” denilerek birer birer içeri alındılar ve reislerinin ardından öbür tarafa gönderildiler. Bu 18 asi elebaşının cesetleri arabalara yüklenerek Sarayın giriş kapısı yakınında III. Ahmet Çeşmesi önüne bırakılarak tarihe bir küçük not düşülmüş oldu. Anadolu kadıaskeri oldum diye sevinen Zülalî Hasan Efendi ise  Girit adasının Resmo şehrine sürgün edildi ve orada cezasını buldu.

İhtilal ile iş başına gelenlerin sonlarının ne olduğu belli iken bundan sonra da aynı yolu deneyenleri göreceğiz. Ümit ihtilalcinin ekmeği. Onlar yapamadı biz yapacağız diye ümitlenerek bu kumarın başına oturmaktan çekinmediler ve çekinmiyorlar.

5 YORUMLAR

  1. Padişah ve vezirleri ülkeyi kalkındıracak radikal adımlar atmak yerine zevk ve safaya dalmışlardı. III. Ahmet’in 27 yıllık padişahlığı döneminde -hiç olmazsa 1718’den sonra- çok şeyler yapılabilirdi. Ama yapılmadı. Halk devlet erkânının bu lüks ve rahat yaşayışını kıskandı. Patrona Halil ve Zülalî Hasan Efendi ise bu kıskançlığı ustaca kullanarak devletin yönetimine ortak oldular.

  2. İhtilal ile iş başına gelenlerin sonlarının ne olduğu belli iken bundan sonra da aynı yolu deneyenleri göreceğiz. Ümit ihtilalcinin ekmeği. Onlar yapamadı biz yapacağız diye ümitlenerek bu kumarın başına oturmaktan çekinmediler ve çekinmiyorlar.

    • Devlet otorite üzerine otorite kabul etmez sözünü yansıtan çok iyi bir yazı olmuş hocam. Devlet içindeki devlet yapılanması günümüzle aynı ve eskiden olduğu gibi devletimiz günümüzde de bu bölücüleri tasfiye etmiş. Kaleminize sağlık hocam.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz