Bizim memleket çok tatil sever oldu. Hele dini bayramlar bir de hafta sonlarıyla birleşip on güne çıkınca bir yerlere gitme hevesi kabarır, ilk bulunan araçla yaşanan yerler terk edilir.

Şehirlerarası yollar tıkanır, trafik polisleri seferber olur, turistik tesis sahipleri ellerini ovuşturur. En çok da nostalji tadında el öpmeye göç edilen kentlere, köylere gidilir.

Bu yıl Şeker Bayramı yine on günlük tatile bağlandı. Ancak haberlere, sağa sola bakınca öyle geçmişteki gibi et et üstünde, araç konvoylarıyla, uçaklara, trenlere, otobüslere terminallerine saldırarak şehri terk etmeler, ek seferler eklemeler yok gibi.

Nasıl olsun ki?

Geçen yılı hatırlayın; daha önceki yıllar gibi yani memleket iyi kötü mutlu ve umutlu iken tatilcilerin gidişi bir dert dönüşü bir dert olurdu. Tvler canlı yayına geçer, sıkışık noktalardan görüntüler aktarırlardı.

O zaman dolar 4 lira bandında sürünüyordu. Enflasyon patlamamış, faizler düşüktü. Nakit zorluklar başlamıştı ama kredi kartları da patlamamıştı.

Benzin 6 liraydı ama devlet artış olmasın diye sübvanse ediyordu.

Bugün için en az 3.5 milyon kart sahibi yasal takibe düşmemişti.

Bir buçuk milyon çalışanımızın maaşlı, ücretli işi vardı, iyi kötü para kazanıyorlardı, şimdi 4.7 milyonluk işsizlik ordusuna katıldılar.

Kuru soğan, patates, domates boldu, ucuzdu, tanzim çadırları güneşten korunmak için kullanılıyordu..

Dahası sokaktaki vatandaş dost ve müttefik bellediğimiz ABD Başkanı Trump’un bir mesajıyla ekonominin altüst olacağını tahmin etmiyordu.

Neye benzediğini bilmediğimiz S-400 füzeleri ne de F-35 savaş uçakları alımları ekonomiyi kırılgan hale getirmemişti.

Şu hale bakın. Bahsettiğimiz o günlerin üzerinde bir yıl geçti, geçmedi, ekonomik dolaysıyla sosyal yaşantımız böylesine altüst olmamıştı.

ŞEKERİM, ŞEKERDE DENİZDEYDİK

Bu ortamda dört kişilik bir ailenin sadece yolculuk masrafları en az iki bin lira. Kendi otomobili ile gidiş geliş de bir bu kadar.

Otelden, motelden, pansiyondan bahsetmiyoruz. Tatilciler gelecek diye fiyatlarını artıran, bir şişe suyu beş lira, lahmacunun adetini 50 lira yapanları da işin içine katarsanız şöyle yakın bir yerlerde, örneğin Ege’de on günlük tatil en az on bin lira.

O da çok alt düzeyde, lüks değil kıt kanaat, her kuruşun dikkatle harcanacağı, hatta yemek bedellerine itirazla başlayacak kavgalarla tatilin karakollarda biteceğini göz önüne alarak. Neymiş, “şekerim, şekerde denizdeydik” demek için.

Tamam, hali vakti yerinde olanlar için zaten her gün tatil ama işsiz kalanlar, iflas edenler, her gün haciz, icra duyurusu alanlar, alacaklılarla karşılaşmamak için evlerinden çıkmayanlar, banka, tefeci borcu ile kıvrananlar, bin liralık devlet yardımını “torunlara bahşiş olarak vermesem” diye düşünenler için bu on günlük ara bir şey ifade etmiyor.

Hele liderlerin nerede tatili nerede geçirecek, bayram namazını nerede kılacakları haberleri bunları hiç ama hiç ilgilendirmiyor.

Facebook Yorumları

1 Yorum

  1. – 2000’li yılların başında Türkiye nüfusunun %1’i genel servetimizin(milli gelirin) %38’ini alıyordu. Oysa, son 15 yılda bu oran giderek düşmüş ve günümüzde en zengin %1’lik kesim milli gelirin %55’ini alır duruma gelmiştir. YÂni nüfusun %99’u servetin %45’ini alırken, nüfusun %1’i toplam servetin %55’ini alıyor. Bir ülkede gelir dağılımında bundan daha büyük adÂletsizlik olur mu.. Bu adâletsizlik içinde huzurdan güvenden söz etmek olası mı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz