Pandemi sürecinde ruhsal sorunlar arttı

0
59

Korona Virüs Salgını tüm dünyayı evlerine tabiri caiz ise mahkum etti. Sürekli evde olmak ve sosyal hayattan uzaklaşmak ruhsal sorunların yaşanmasına neden oldu. Bu dönemde psikiyatri servislerine başvurular arttı.

Özgür ALTIN/ANKARA

Uzun süre evde kalma ve sosyal hayattan uzaklaşmak bazı insanların ruhsal olarak sorunlar yaşamasına neden oldu. Ayrıca gerektiğinden fazla titizlik durumları da arttı. Bu durum hakkında değerlendirmelerde bulunan Uzm. Dr. Serkan Akkoyunlu son dönemde ruhsal sorunlar nedeni ile kendisine başvuranlar hakkında gazetemize bilgi verdi.

Son iki senedir Ankara’da özel bir hastanede Psikiyatri Uzmanı olarak görev aldığını belirten Akkoyunlu özellikle kaygı bozuklukları, depresyon ve nevrotik bozukluklar konusunda vatandaşlara hizmet verdiğini ifade etti. Akkoyunlu: “ Daha öncesinde çeşitli hastanelerde çalıştım. Psikiyatri alanı içerisinde kaygı bozuklukları, depresyon gibi nevrotik bozukluklarla özellikle ilgileniyorum ama genelde diğer psikiyatrik hizmetleri de veriyorum. Pandemi sürecinde çeşitli problemler daha fazla yaşanıyor. Bunların başında kaygının artması geliyor.” dedi.

‘KORKU VE ENDİŞELER YOĞUNLAŞTI’

Özellikle Korona Virüs Salgını döneminde aşırı abartılı tedbirlere başvuranları olduğunu ifade eden Akkoyunlu sözlerine şöyle devam etti; “ Pandemi sürecinde çeşitli problemler daha fazla yaşanıyor. Bunların başında kaygının artması geliyor. Pandemi öyle ya da böyle sanki travmatik bir süreç gibi. Çevremizde sürekli olarak bize bulaşma riski olan bir virüs var, bir tehdit var. Dolayısıyla da tehdit algısı arttı. Tehdit algısının artmasıyla beraber korku ve endişeler yoğunlaştı. Bir grup hastamız yoğun bir şekilde önlemler alıyor. Mesela dışarı çıkmaktan kaçınıyorlar. Dışarı çıktıklarında da önerilenlerin ötesinde önlemler alıyorlar. Bu şekilde kendilerini korumaya çevredekileri korumaya çalışıyorlar tabii bir travmatik süreç içerisinde. Dışarıda bir tehdit varken bununla başa çıkabilmemiz için bir şeyler yapmamız gerekiyor. Yani maskenizi takacaksınız, gerekirse bazı yerlere dokunmayacaksınız, kalabalık yerlerde mümkün olduğunca olmayacaksınız. Virüsle başa çıkabilmek için gerçekten bunları yapmanız gerekiyor. Çünkü gerçekten bir tehdit var ama kaygı sınırı yüksek olan hastalarımız işin açıkçası kaçıyor. Daha sonra da bu durum kişinin kendisine zararlı olmaya başlıyor. Çünkü yaşantısını kısıtlandırıyor.”

Kalabalık içerisine girenlerin ise evlerine döndüklerinde daha büyük sorunlara neden olduğunu ifade eden Akkoyunlu hekimlerin tavsiyelerine uyulmasının aşırıya kaçılmaması gerektiğini vurguladı. Akkoyunlu: “ Bir taraftan da bu tehdit algısını zihinlerinden uzaklaştıramamaya başlıyorlar. Yani sadece kalabalık içerisine girdiklerinde huzursuzluk değil evde devam eden zihinlerinden atamadıkları bir huzursuzluk haline geliyor ve hasta olacağım yakınlarıma bulaştıracağım gibi düşüncelerle uğraşmaya başlıyorlar. Belli bir noktayı geçtikten sonra kendi yaşamlarını daha olumsuz etkileyen bir kaygı haline geliyor. Bir grup hastamız böyle, bir grup ise bu süreçte sağlık kaygıları arttı. Demek istediğim şu; vücutlarındaki belirtilerin daha fazla farkındalar. Bu nedenle vücutlarındaki belirtiler için daha fazla doktora gitme ihtiyacı hissediyorlar. Bir nefes darlığı hissettiği anda acaba COVİD-19 mu oldum?, ateş çıkmıyor belki ama ateş basması hissediyor. Bunu hissedince COVİD-19 virüsüne yakalandım gibi yorumlayarak doktora başvurma ihtiyacı hissediyorlar. Sürekli olarak vücudunu takip ediyor, kaygılanıyor ve bir çözüm arayışı içerisine giriyor. Tabii ortada fiziksel bir rahatsızlık olmadığı için bu da kendi aleyhine dönüyor. Hem zaman kaybettiriyor, işleyişlerini bozuyor hem de günlük yaşam kalitesini düşürüyor.” dedi.

‘SOSYALLEŞMEK YAŞAMI İYİ HİSSETTİRİYORDU’

Salgın öncesi hayatta insanların sosyalleşme ile daha iyi hissettiklerini ifade eden Akkoyunlu bu dönemde fiziksel izolasyonun ruhsal açıdan da sıkıntı yarattığını vurguladı. Akkoyunlu: “ Evde kalmak izolasyonu getirdi. Bu izolasyon sadece fiziksel olarak bir izolasyonun ötesinde sosyal izolasyona geçtikte problem artıyor. Biz insanlar olarak toplum içerisinde yaşamayı ve sosyalleşmeyi yaşayarak iyi hissedebiliyoruz. Bu elimizden alınınca , olmayınca sıkıntı artıyor. Evde kalanların en büyük problemi bu. Sadece fiziksel izolasyon değil sosyal olarak da bir izolasyon oldu. Bir taraftan da evde kalmak, çocuklar da evde kişi işini de evden yapıyor, bunun getirdiği bir baskı da yarattı. Çünkü mesafeler belirsiz hale geldi. Beklenen şeyler çok daha arttı. Sanki daha az çalışılıyormuş gibi, özellikle kadınların hem ev yükü hem çocuk yükü hem de çalışıyorlarsa çalışmalarıyla ilgili yükleri arttı. Bir taraftan da destek mekanizmaları da kesildi. Böylece çocukların bakıcıları varsa bakıcılar çıkarıldı, evde çalışan varsa o çıktı, büyükler destek olamamaya başladı. Çünkü onlar ayrı bir izolasyon yaşıyorlar ama izolasyon ile insanların üzerlerindeki izolasyon arttı. Stres arttıkça psikiyatri belirtilerinin ortaya çıkma ihtimali artıyor. Bu hem kaygı gibi hem de tükenmişlik gibi sorunlara sebep olabiliyor. Yani hem travmanın getirdiği problem var hem de izole olmanın getirdiği ayrı bir problem var.” dedi.

‘STRES ARTTIKÇA PSİKİYATRİK HASTALIKLAR ARTIYOR’

Stresin fiziki anlamda etkileri olduğu gibi ruhsal olarak da sonuçları olduğunu ifade eden Akkoyunlu sözlerine şöyle devam etti; “ Stres arttığı zaman psikiyatrik hastalıklar da artıyor. Kaygı bozuklukları ve depresyona bu süreçte bir yatkınlık ortaya çıktı. Var olan psikiyatrik hastalıklarda takıntı zorlantı bozukluğu gibi belki bu süreçte daha da alevlendi. Şimdi ilaç tedavileri tabii etkin tedaviler ve bir hastalık tanısı koyuyorsak ilaç kullanmak daha avantajlı. Bu süreçte hastalıkların alevlendiğini, belirtilerin yoğunlaştığını belki hasta

sayısının arttığını düşünürsek doğal olarak ilaç kullanımları da artıyor. Bunun böyle bir yanı var. Tabii diğer tedavi yöntemleri de

her zaman için mevcut. Psikoterapiler olsun gerekli zaman diğer biyolojik yöntemler olsun bunlar da uygulanabilecek şeyler ama elimizdeki ilaç tedavileri etkin tedaviler ve doğal olarak arttı. Hastaların kendi bildiklerine göre ilaç kullanımları çok önerdiğimiz bir şey değil ama tabiki kişiler kendi sıkıntılarının farkındalar ve bir çözüm arayışına giriyorlar. Maalesef bu tarz tutumlar da ortaya çıkabiliyor.

Tabii bu tip durumlarda bazı olumsuzluklar örneğin yetersiz tedavi gibi ya da yanlış tedavi gibi ya da yan etkiler gibi durumlar yaşanabiliyor. Bu açıdan çok da önerdiğimiz bir şey değil. Yani bir ilaç başlanıyorsa hekim kontrolünde başlanması gerekir. Tanının netleştirilerek ona yönelik olarak bir tedaviye başlanılması gerekiyor.”

‘YARDIM ALAN HASTA SAYIMIZ ARTTI’

Korona Virüs Salgını sürecinde vatandaşların hastanelere gitmekten çekindiklerini ancak yeni normalle birlikte ruhsal sorunlara da çözüm arayanların hekimlere tekrar başvurduğunu ifade eden Akkoyunlu şunları aktardı; “ Özellikle hastanede çalıştığımız şu süreçte bir süre insanlar hastaneye gelmekten korktular. Dolayısıyla hastalar bir şekilde belki diğer psikiyatri ya da diğer muayanehanesi bulunan kişiler başka bir süreç yaşamış olabilir ama bir süre hastanede daha az hasta gördüğümüz bir dönem oldu ama sonrasında tabiki problem başa çıkılamaz hale gelince yardım ihtiyacı artınca hasta sayımız da arttı. Özellikle COVİD-19 ile bağlantılı gelen hastalar da diğer eski rahatsızlığı olup şikayet eden hastalar da bu süreçte bize başvurdular. Yani öncesinde azaldı sonrasında arttı hasta sayısı.”

Pandemi döneminde temizlik ve titizlik takıntıları olanların daha büyük sorunlar yaşadığını vurgulayan Akkoyunlu sözlerine şöyle devam etti; “ Titizlik, temizlik takıntıları olan hasta grubu özellikle problem yaşadı bu süreçte. Çünkü biz davranışı tedavinin bir parçası

olarak yüzleşme yapıyorduk bu hastalarımızla. Sanki şu süreçte onların hastalıktan dolayı yaşadıkları belirtiler ya da ortaya çıkan davranışların uygulanması genel toplumu önerilir hale geldi. Dolayısıyla hangisi doğru hangisi yanlış hangi noktada durulacak zaten buna karar vermeyle ilgili bir zorlukları vardı hastalığın belirtileri birçok hasta için arttığını gördük. Yeni hastalık ortaya çıkarmış mıdır tabii bir stresleri olduğu için tetikleyici olma ihtimalleri de var. Bu şekilde vakalar da gördük. Hastalarda takıntı zorlantı bozukluğu tetiklenen ortaya çıkanlar oldu.”

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ YÜKÜ ARTTI

Pandemi döneminde istenmeyen olayların da yaşandığını vurgulayan Akkoyunlu özellikle ailelerinden uzakta, evlerine gidemeyen sağlık personeline bir de salgın nedeni ile ayrı asansör kullanın, apartmana ayrı kapıdan girin çıkın gibi haksızlıklar yapıldığını bunun da sağlık personeline etkilerinin olduğunu savundu.  Akkoyunlu,“ Sağlık çalışanları çok büyük bir özveri ile çalıştılar bu süreçte. Üzerlerindeki yük çok arttı  izolasyonu daha fazla yaşadılar. Ailelerinden izole oldular hatta apartmanlarda bu asansörleri kullanmayın şuraya doktorlar ya da sağlık çalışanları girmesin diye insanlar uzak durdular ve dışlanır gibi bir durum ortaya çıktı. Tabi ki bu durum kişileri etkiliyor. Hani bunun ileride nasıl sonuçları olur işin açıkcası yaşayıp göreceğiz. Ama bu tip travmatik olaylardan sonra psikolojik belirtiler tabi ki ortaya çıkıyor. Sağlık personelleri de bu açıdan daha fazla bir yükün altındalar. Yaşadıkları stres daha fazla tükenmişlik olsun kaygı bozuklukları olsun depresyon olsun karşımıza çıkacak. Bu süreçten başa çıkabilenler ilerleyen zamanlarda daha iyi olacaklar ama belirti yaşayanlar da olacak elbette.” dedi.

Hastanelerde virüs var korkusu ile ruhsal tedavilerine veya diğer kontrollere gelmeyen vatandaşları da uyaran Akkoyunlu bazı konularda risk alınması gerektiğini vurguladı. Akkoyunlu: “Sürekli olarak normalleşme olarak bahsedilen bir süreç var. Aldığımız riski arttırıyoruz. Hangi riski aldığımıza kendimizin karar vermesi lazım. Bazen de risk alınması lazım mesela bu süreçte hastaneye gelmeyerek kontrollere gelmeyenler oldu. Bunun sonucunda istemediğimiz olaylar yaşandı. Kontrollere gelinmeli ve bu konuda risk alınmalı.” dedi.