ÖZTRAK: SURİYE’DEN SONRA EN FAZLA KAYBI TÜRKİYE VERDİ

0
67

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, dış politika, ekonomi ve Suriye’deki iç savaş ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Esma ALTIN/ANKARA

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, dış politika, ekonomi, salgın süreci ve Suriye’deki iç savaş ile ilgili gündeme dair açıklamalarda bulundu. Öztrak: “Komşumuz Suriye’deki iç savaş, 10’uncu yılını tamamladı. Bu savaşta yüzbinlerce insan yaşamını yitirdi. Yaklaşık 13 milyon Suriyeli yerinden, yurdundan oldu. 7 milyon Suriyeli, Suriye toprakları içinde yer değiştirdi. 6 milyon Suriyeli ise ülkesini terk etti, yarıdan fazlası da ülkemize yerleşti.” dedi.

- Reklam -

‘SURİYE’DEN SONRA EN FAZLA KAYBI VERDİK’

Suriye’deki iç savaşın 10’uncu yılını tamamlaması üzerine açıklamalarda bulunan Öztrak sözlerine şöyle devam etti; “Komşumuz Suriye’deki iç savaş, 10’uncu yılını tamamladı. Bu savaşta yüzbinlerce insan yaşamını yitirdi. Yaklaşık 13 milyon Suriyeli yerinden, yurdundan oldu. 7 milyon Suriyeli, Suriye toprakları içinde yer değiştirdi. 6 milyon Suriyeli ise ülkesini terk etti, yarıdan fazlası da ülkemize yerleşti. Bugün 3 milyon 659 bin Suriyeli Türkiye’de yaşıyor. Yine verilen bilgilere göre, 3 milyon Suriyeliye de sınırın öte tarafında bakıyoruz. Yani dünya üzerindeki her 3 Suriyeliden birine, bizim ülkemizin vergi mükellefleri bakıyor.  Geçtiğimiz yıl Covid-19 salgınında, milletimize beş maskeyi bedava dağıtamadılar. Pandemi ile mücadele etmek için millete IBAN numarası yollayıp bağış istediler. Devletine 40 yıl vergi ödeyen, işini durdurdukları esnaflarımıza, salgında 40 gün bakamayan Hükümet, ‘Suriyeliler için 40 milyar dolar harcadık. Bir 40 milyar dolar daha harcarız’ diye böbürlendi. Türkiye, bu 10 yılda, Suriye’nin ardından en büyük bedeli ödeyen ülke oldu. Ülkemizin askeri, ekonomik, siyasi, sosyal yükleri olağanüstü arttı. Bazı illerimizin nüfus yapısı köklü şekilde değişti. Kilis’in yüzde 74’ü, Hatay’ın yüzde 26’sı, Gaziantep’in yüzde 21’i, Mersin’in yüzde 12’si, Adana’nın yüzde 11’i artık Suriyeli. Şehirlerimizde Suriye mahalleleri oluştu.”

Suriye’deki savaşta askeri anlamda Suriye’den sonra en büyük kaybı Türkiye’nin yaşadığını ifade eden Öztrak şunları aktardı; “Suriye ordusundan sonra en fazla askeri kayıp veren ülke de Türkiye oldu. Askerlerimiz Peşaverleşen, Perfore hale gelen sınırlarımızı koruyabilmek için büyük fedakârlıklarla görev ifa ediyor. Bölgedeki operasyonlarda yüzlerce askerimiz şehit düştü. Askerlerimiz en son geçtiğimiz yıl, İdlib’de Rus uçakları tarafından bombalandı, 34 Mehmetçiğimiz şehit edildi. Suriye’deki iç savaş, sadece Suriyeli sivilleri değil, Türkiye’deki sivilleri de vurdu. Türkiye, Suriye’den sonra sivil kayıplarda da en ağır bedeli ödeyen ülke oldu. Kaybolan sınır güvenliğinin nedeniyle yaşadığımız ülkemizdeki terör saldırılarında, yüzlerce yurttaşımızı kurban verdik. Sadece Hatay Reyhanlı’da patlayan bombalar 53 yurttaşımızı, Ankara Gar meydanında patlayan bombalar 103 yurttaşımızı aramızdan aldı. Suriye’deki iç savaş 10’uncu yılını tamamlarken bu ağır faturayla yüzleşmek zorundayız. Esad Rejiminin kendi insanlarına uyguladığı, haksızlıklara, şiddete elbette kızdık, yine kızalım. Ama şu soruyu da kendimize soralım: ‘Bu kadar ağır insani, askeri ve mali bedeli, Türkiye neden ödedi? Milletimize ödettirilen bu ağır faturanın sorumlusu kim?’ Sorumlu elbette AK Parti Hükümeti ve onun ihvan vesayeti altındaki dış politikası.

DIŞ POLİTİKAYI DEĞERLENDİRDİ

Dış politika ve özellikle son günlerde gündemi meşgul eden Mısır meselesi ile ilgili yürütülen ve atılan adımları eleştiren Öztrak şunları dile getirdi; “Hep söyledik; dış politika, ‘şahsi’ değil, ‘milli’ olmalıdır. Dış politika bir yıl, iki yıl değil, 20-30 yıl sonrası düşünülerek planlanır. Dış politika talihe bırakılamaz. Çünkü talih yalnızca hazırlıklı zihinlere güler. Türkiye’den Suriye’ye, Suriye’den Filistin’e, Filistin’den, Mısır’a, Mısır’dan Libya ve Tunus’a kadar uzanan ‘İhvan Kardeşliği’ rüyası, milletimizin kâbusu oldu. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu; ‘Mısır ile diplomatik düzeyde ilişkilerimiz ön koşulsuz başladı’ dedi. Ama Mısır hükümeti, bu sözlerin daha mürekkebi kurumadan Çavuşoğlu’nu yalanladı. Yetmedi, kamuoyu önünde görüşmek için ön şartlarını sıraladı. Uluslararası hukuk kurallarına, iyi komşuluk ve egemenlik ilkelerine uyulması, Arap ülkelerinin iç işlerine müdahale girişimlerinin durdurulması. Mısır açıkça, ‘Benim içişlerime karışmayı kesersen, bu ilişki başlar’ dedi.”

Türkiye’nin bulunduğu bölge içerisinde önemli bir konumunun olduğunu belirten Öztrak, Doğu Akdeniz ile ilgili görüşlerini paylaştı. Öztrak: “Cumhuriyet Halk Partisi olarak, milli çıkar ve menfaatlerimizi gözeterek Doğu Akdeniz’in bir refah ve barış havzasına dönüşmesini en çok biz isteriz. Hep söylüyoruz. Türkiye bölgesindeki en olgun ve gelişmiş ekonomidir. Körfez ülkelerinden başlayarak, Doğu Akdeniz’e uzanacak Refah Hilali’nde, Türkiye’miz çok önemli bir rol oynayabilir. Sanayicilerimize, ticaret erbaplarımıza çok büyük fırsatlar doğabilir. Türkiye, Afro-Avrasya coğrafyasında önemli bir üretim, ticaret, finans ve enerji üssü haline gelebilir. Tüm bölge ülkeleri hep beraber zenginleşebiliriz. Bu çerçevede iktidara gelir gelmez, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurulmasına öncülük edeceğiz. Komşularımızla kırılan, dökülen ilişkilerimizi onaracağız. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına güvenle ve barış içinde gireceğiz.” ifadelerini kullandı.

‘MİLLETİN AKLIYLA ALAY ETMEKTİR’

AK Parti Hükümeti’nin açıkladığı Ekonomi Reformları Dökümanını gündemine alan Öztrak bu konu ile ilgili iktidara yönelik eleştirilerde bulundu. Öztrak şu açıklamalara yer verdi; “Haliç Kongre Merkezi’ni doldurup, Ekonomi Reformları başlıklı dokümanı açıkladılar.  Dört ay hazırlığın ardından hazırladıkları 90 sayfalık dokümanın yarıdan fazlası fotoğraf. İçindekiler bölümünü, ara başlıkları da ayıklayın, elde birkaç daktilo sayfası kalır. Yazılanlar da eski plan ve programlardan kopyalanmış, ‘-cektir’, ‘-caktır’ ifadeleri. Çok açık söylüyorum; buhranla boğuşan ülkemizin önüne böyle bir doküman konması, milletimizin aklıyla alay etmektir. 19 yıllık yönetimde, değişik adlarla 22 ekonomik paket açıklandı. Bu da 23’üncü paket. 19 yıl sonra hala ‘-cektir’, ‘-caktır’ ve bol miktarda komisyona havale. Bu pakette işçiye verilen bir şey yok. İşsize bir şey yok. Çiftçiye bir şey yok. Emekliye bir şey yok. Esnafa ise paketten çıka çıka ‘şaka’ çıkmış. Basit usulde vergilendirilen 850 bin esnaf, gelir vergisinden muaf tutulacakmış. Bu yılın bütçesinde basit usul gelir vergisi tahsilat hedefi; 228 milyon 883 bin lira. Bunu 850 bin esnafa pay edersek esnaf başına yılda 269 lira eder. Güne bölersek günde 74 kuruş yapar. Ankara’da ekmek markette 1 lira 75 kuruş. Yani esnafa müjde diye verdikleri, yarım ekmek parası bile değil.

Açıklanan ekonomik pakette vatandaşın işine yarar bir şey olmadığını iddia eden Öztrak şunları söyledi; “Esnaflarımız, Şubat ayında beyannamelerini zaten verdi. Vergisinin ilk taksitini de ödedi. Şubatta ödenen vergi esnaflarımıza iade edilmezse, esnafımızın payına çeyrek ekmek bile düşmeyecek. Ne yazık ki açıkladıkları pakette, bunun dışında da vatandaşı ilgilendiren tek bir somut çare yok. Sorun çözmenin ön koşulu, sorunun varlığını kabul etmektir. Soruna doğru teşhis konmadan, doğru tedavi uygulanamaz.”

2023 ROTA GRAFİĞİ

2023 hedefleri ile ilgili rota grafiğini yorumlayan Öztrak şunları kaydetti; “Ülkemiz 2023 rotasında kalsaydı, milli gelirimiz bugün 717 milyar dolar yerine, 1 trilyon 609 milyar dolar olacaktı. Rotadan çıkmanın bedeli, şimdilik 892 milyar dolar. Pakette en temel kamu borç yönetim ilkelerini, reform diye milletin önüne koymuşlar. Borç stoku içinde döviz cinsi borçların payı azaltılacakmış. Toplam borç stoku içinde, döviz cinsi borçların payı, 2017 yılında yüzde 39 idi. Bugün aynı oran yüzde 56. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) kasasındaki 128 milyar doları buharlaştırınca, hazine altınla, dövizle borçlandı. Şimdi ‘bunu düşüreceğiz’ diyorlar. Ayıptır, yazıktır, günahtır. ‘Kamu personeline dair iş ve işlemler, tek bir idare tarafından yürütülecek’ deniyor. Yeni bir ‘Devlet Personel Başkanlığı kuracağız’ diyorlar. Buna da reform diyorlar. Oysa yapılması gereken son derece basitti. Devlet Personel Başkanlığı’nı Cumhurbaşkanlığına bağlamak. Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğü, Devlet Personel Başkanlığı, Yüksek Planlama Kurulu, Devlet Planlama Teşkilatı, Maliye Teftiş ve Hesap Uzmanları Kurulu gibi pek çok kurul, kurum ve kuruluş kapatıldı. Devletin hafızası taammüden sıfırlandı. Tüm bu hatalar, alınan kararların kalitesini ve yönetimde istikrarı olumsuz etkiledi.”

Son üç yıl içinde çok sayıda kararname değişikliğine gidildiğini belirten Öztrak şunları dile getirdi; “10 Temmuz 2018’den bu yana, tam 71 adet Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı. Bu 71 kararnamenin 43’ü, önceki Kararnamelerde değişiklik yapan kararnameler. Daha önce kamuda üst düzey yönetici olmak için, memuriyet şartı ve 10 yıllık tecrübe aranıyordu. Üst düzey atamalarda aranan devlet tecrübesini kaldırdılar. Şimdi ‘Üst düzey atamalarda, mesleki tecrübe şartını’ güçlendireceklermiş. Bunun adı da reform oluyor. Pakette tek bir somut hedef koymuşlar. O da bütçede 46 milyar liralık tasarruf yapmak. Ama 46 milyar liralık tasarruf nasıl yapılacak, vergi ve vergi dışı gelirler mi artırılacak, yoksa harcamalar mı kısılacak? Bunun hesabı kitabı yok. Somut bir eylem planı ve takvim yok. ‘Ekonomi Koordinasyon Kurulu’ kurmaktan bahsediyorlar. Bu kurul zaten vardı. Şimdi yeni bir şey gibi yine milletin önüne getiriyorlar.

‘TÜRK LİRASI DEĞER KAYBEDİYOR’

Türk Lirası (TL)’nda değer kaybı yaşandığına dikkat çeken Öztrak şunlara vurgu yaptı; “Yabancıların Borsadaki payı tüm zamanların dibine vurmuş. Ülkemizin risk primi hala kritik eşik olan 300’ün üzerinde. Türk Lirası  ise değer kaybetmekte. Şimdi herkes ayın 18’inde gerçekleştirilecek, Para Politikası Kurulu toplantısına gözlerini çevirdi. Faiz lobisi 100 baz puan faiz artışı siparişini verdi bile. Bir tarafta yüksek faiz, diğer tarafta değersiz Türk Lirası var. Yeni ekonomi yönetimi göreve gelir gelmez, Merkez Bankası kasasından buharlaşan 128 milyar dolar için soruşturma açsaydı, TL hızla değer kazanmaya başladığında rezerv biriktirerek bunu tedrici hale getirseydi, insan hakları konusunda ‘Plan değil, eylem’ ortaya konsaydı, TÜİK’in veri kalitesini artırmak için kurulan Danışma Kurulları kapatılmak yerine, kurumsallaştırılsaydı, Ekonomik ve Sosyal Konsey Kanununu hemen TBMM’ye gönderilseydi, yuvarlak ‘-cek, -caklar’ yerine Kamu İhale Sistemi, Avrupa Birliği standartlarına göre yeniden düzenlenseydi, bu elbette reform olurdu.”

Reform önerileri sunu Öztrak sözlerine şöyle devam etti; “Yine esnafımızı, çiftçimizi, KOBİ’lerimizi güçlendiren, işsizlerimize iş verecek, güçlü çapalara ve somut bir takvime sahip ülkemizde hem şarkıyı hem de dansı değiştiren bir program getirilebilseydi bu elbette reform olurdu. Yedi düvele güçlü bir mesaj verilebilirdi. Güven sağlanabilirdi. Ama maalesef bu fırsat da kaçtı. Ekonominin kontrolü bir süre daha faizcilerin risk iştahına kaldı.”

İKİNCİ YÜZYILA ÇAĞRI BEYANNAMESİ

CHP tarafından hazırlanan İkinci Yüzyıl Çağrı Beyannamesi hakkında bilgi veren Öztrak şunları aktardı; “Reform mu istiyorsunuz? İşte reform paketi burada. Partimizin hazırladığı İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kendimize güveniyoruz. İktidara hazırız. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında en önemli çapa; yeni bir Anayasa ile Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejim olacaktır. ‘Siyasi Ahlak Yasası’ olacaktır.  Dünya standartlarında yeni bir ‘Kamu İhale Kanunu’ olacaktır. ‘Ekonomik ve Sosyal Konsey’ olacaktır. ‘Stratejik Planlama Teşkilatı’ olacaktır. ‘Aile Destekleri Sigortası Kurumu’ olacaktır. Seçim barajını kaldıracak, milletvekillerini halkın seçmesini sağlayacak ‘Seçim Yasası’ olacaktır. ‘TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu’ olacaktır. ‘Ulusal Vergi Konseyi’ olacaktır. ‘Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’ olacaktır. Ülkemizi buhrana sürükleyen mevcut sistemi değiştirecek temel reformlar işte bunlardır.”

Pandemi süreci ve aşılama uygulamalarını değerlendiren Öztrak aşı işlemlerinin parlak olmadığını iddia etti. Öztrak: “Hem salgın yönetiminde hem de aşılamada ciddi zafiyetler var. Günlük vaka sayıları 15 bini aştı. Bunun üzerine test sayıları hemen azaltılmaya başlandı. Vaka test oranı yüzde 10’nun üzerinde. Günde 200 bin test yapılsa günlük vaka sayısı 20 bini aşacak. Aşılamada da işler çok parlak değil.  Ortada aşı yok. Türkiye, birinci ve ikinci dozlar da dâhil günde ortalama 182 bin aşı yapabiliyor. Toplumsal bağışıklık kazanmamız için en az 50 milyon yurttaşımıza aşı yapmamız lazım. Yani toplam 100 milyon doz aşı. Aşılamada bu hızla gidersek, 549 güne ihtiyaç var. Yani 1,5 yıl. Bu sadece 2021’i değil, 2022’yi de kaybetmemiz anlamına geliyor. Hele ki nüfusun büyük çoğunluğunu aşılayamadan aşılanmış grupları tekrar aşılamak gerekirse durum çok daha vahim olacak. Türkiye, 100 milyon doz aşıyı hemen bulup günlük aşı yapma sayılarını da 500-600 binlere çıkarmak zorunda. Bunları yapamayanlar; aşıdaki beceriksizliklerinin sorumluluğunu partimize, salgındaki beceriksizliklerinin sorumluluğunu ise, millete yıkmaya çalışıyorlar.”

ANDIMIZ KONUSUNA DEĞİNDİ

Andımız ve devlet madalyalarındaki Atatürk kabartmalarının kaldırılmasını eleştiren Öztrak şunları vurguladı; “Danıştay aldığı iki ayrı kararla, hem okullarda okutulan Andımızı hem de Devlet Madalyalarından Atatürk Kabartmasını kaldırdı.. Atatürk demek, Türkiye demektir. Atatürk demek, bağımsızlık demektir. Atatürk demek, milli şeref, haysiyet ve onur demektir. Beyhude çabalarla Atatürk’ü bu milletin yüreğinden de zihninden de söküp atamazsınız. Artık bunu anlayın. Bu milletin sinir uçlarıyla daha fazla oynamayın.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin andımız ile ilgili sözlerini hatırlatan Öztrak şunları dile getirdi; “Bu nasıl iş Sayın Bahçeli? İttifakınız okullarımızdan andımızı kaldırtmak için başvuruyor. Milli Eğitim Bakanlığı Danıştay’a verdiği dilekçede Andımız hakkında; ‘21. Yüzyılın Türkiye’sinde, 30’lu yılların ritüellerini benimsemek, çağ dışı bir yaklaşımdır’ diyor. Aynı Milli Eğitim Bakanlığı, ‘Gerek faşizm gerekse komünizm öğrenci andı benzeri uygulamaları sıkça kullanmıştır’ diye ahkam kesiyor. Karar çıkmış, şimdi anca Danıştay’ı eleştiriyorsunuz. Şunu herkes bilsin; Andımız herhangi bir etnik kökeni dışlamaz, kimseyi ayrıştırmaz. Andımız ülke bütünlüğü içinde, vatan sevgisini, cumhuriyet ideallerini barındırır. Saygı ve sevgi kavramlarını içselleştirir. ‘Çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma’ hedefini simgeler. Cumhur İttifakı ne yaparsa yapsın. Andımızın her kelimesi ve Atatürk sevgisi, bu milletin yüreğinden ve ruhundan silinmeyecektir. Andımız okullarımıza, Atatürk Kabartması ise madalyalarımıza geri dönecektir.”

- Reklam -