“ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREYLER TOPLUMDAKİ HERKESLE EŞİT HAKLARA SAHİP OLMALI”

0
137
- Reklam -

Serebral Palsili Çocuklar Derneği (SERÇEV) Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Karakaş, derneğin amacı, faaliyetleri ve özel gereksinimli bireylere yönelik çalışmaları hakkında
gazetemize konuk oldu. Özel gereksinimli bireylerin hayatın her alanında yer alması gerektiğine vurgu yapan Karakaş, toplum bilincine dikkat çekti.

ESMA ALTIN– SERÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Karakaş, SERÇEV’in amacı, faaliyetleri ve özel gereksinimli bireylerin yetkinlik kazanmasına yönelik yaptıkları çalışmalar hakkında gazetemize konuk oldu. Özel gereksinimli bireylere yönelik toplumda hiçbir şeyi yapamayacakları gibi olumsuz bir algının var olduğunu belirten Karakaş, engeli aslında toplumun kendisinin yarattığını ifade ederek, özel gereksinimli bireylerin bilimden sanat, her alanda yer alması gerektiğine dikkat çekti. aile odaklı çalışan bir dernek olduklarını belirten Karakaş; “Aileye, çocuğa dokunmayı amaçlayan bir derneğiz. Böyle bir dernek Türkiye’de yok. Derneğimiz çok kapsamlı. Bir çocuğumuz bir derdiyle geldiği zaman o dert hepimizin derdi oluyor. Bir tane çocuğa yaptığımız çalışma aslında bütün serebral palsili çocuklar için yapılmış oluyor. O yüzden her çocuğumuzu dinliyoruz, her çocuğumuzdan gelen bilgiler değerli. Ben en şanslı serebral palsililerden biriyim. Ama bazı çocuklarımız benim kadar şanslı değiller. Hiç yürüyemeyen, hiç konuşamayan çocuklarımız var. Ama kafaları çalışıyor. Onları da eğitime dahil etmemiz gerekiyor. Onların da sağlık sektöründen faydalanmaları gerekiyor. Onların da hakları var. Bir savaş içindeyiz diyebilirim.” dedi.
‘AİLE ODAKLI BİR DERNEĞİZ’
2002 yılında 65 tane anne ve babanın serebral palsili çocukların eğitim alabilecekleri bir yer kurma düşüncesiyle yola çıkarak kurduğu bir dernek olduklarını kaydeden Karakaş, sözlerine şöyle devam etti; “Çocuklarına yönelik bir eğitim yeri bulamayan, çocukları hiçbir okul tarafından kabul edilmeyen ailelerin kurduğu bir derneğiz. Bu yıl 20’inci yılımızı kutladık. Bu çocukların eğitim, temel hakları, sağlık hakları, sağlık sektöründeki yapılan yanlışları düzeltmek, iş ve istihdam sağlamak, sosyal haklar ile ilgili A’den Z’ye her şey mevcut. Aile odaklı bir derneğiz. Aileye, çocuğa dokunmayı amaçlayan bir derneğiz. Böyle bir dernek Türkiye’de yok. Derneğimiz çok kapsamlı. Bir çocuğumuz bir derdiyle geldiği zaman o dert hepimizin derdi oluyor. Bir tane çocuğa yaptığımız çalışma aslında bütün serebral palsili çocuklar için yapılmış oluyor. O yüzden her çocuğumuzu dinliyoruz, her çocuğumuzdan gelen bilgiler değerli. Sizin sorununuzu başka biri çözsün diyebileceğimiz bir kurum yok. Bu nedenle SERÇEV, ilkokul yaptırmak için kurulmuş ve biz de Gökkuşağı İlköğretim Okulu’nu kurduk. Bununla başlayan bir serüven, mutluluk tablosu. Ben en şanslı serebral palsililerden biriyim. Ama bazı çocuklarımız benim kadar şanslı değiller. Hiç yürüyemeyen, hiç konuşamayan çocuklarımız var. Ama kafaları çalışıyor. Onları da eğitime dahil etmemiz gerekiyor. Onların da sağlık sektöründen faydalanmaları gerekiyor. Onların da hakları var. Bir savaş içindeyiz diyebilirim.”
Serebral palsi ile ilgili yeteri kadar bir farkındalık olmadığını, halen bu hastalığa ilişkin bilgi sahibi olmayan çok sayıda insanın olduğunu belirten Karakaş, şunları dile getirdi; “20 yıldır görev yapan bir derneğiz ama bir konferansa gidip sunum yaptıktan sonra gelen bilgiler hep ‘biz böyle bir şey olduğunu ilk defa duyduk, bilmiyorduk’ oluyor. 2022 yılındayız. Serebral palsinin ne demek olduğunu bilmeyen çok kişi var. Amacımız bunu daha fazla duyurmak. Bunu duyururken de özellikle her yerde olmayı önemsiyorum. Bilimde olmamız, sanatta, teknolojide olmamız lazım. Toplumun her alanında olmamız gerekiyor.”
‘EN BÜYÜK PROBLEMİMİZ İSTİHDAM’
Özel gereksinimli bireylerin yaşadığı istihdam sorunlarına değinen Karakaş, şunları anlattı; “İstihdam çok büyük problem. Çünkü normalde engelli çalıştırmak konusunda zaten toplum olarak bir sıkıntımız var. Ama bizde hem ortopedik engele takılıyoruz hem de zihinsel sıkıntıları olan çocuklarımız da var. O yüzden dış görünüşümüze bakıyorlar. Genellikle yine engelli olup fiziği daha düzgün olanları almayı tercih ediyorlar. Engel oranları daha düşük olan kişileri işe almaya çalışıyorlar. Belki haklılar, belki haksızlar. Ama bizim çocuklarımıza da istihdam etmemiz lazım ki sosyal devlet kavramını ortaya koyalım. TÜBİTAK SAGE’de göreve başladım. Göreve başlamadan önce yaklaşık 300 kişiydik. Normalde 9 tane engelli olması gerekirken kurumda 3 engelli çalıştırıyorlardı. Ama ondan sonra gerekli düzenlemeler yapıldı ve devlet de buna el atmaya başladı. Artık kanunlar biraz daha sıkı. Ama genellikle engel oranı daha düşük olan bireylerimizi tercih ettikleri için bizim çocuklarımızın şansı kalmıyor. Böyle bir sıkıntımız var. Dış görünüşe göre yapılan muameleyi kırmamız için hayatın her alanında olmamız gerekiyor. Benim zamanında engellileri dışarı çıkarmıyorlardı. Ebeveynler engelli çocuğu olduğunu söylemiyorlardı. Utanıyorlardı ama günümüze geldiğimiz zaman yavaş yavaş çıkmaya başladılar.”
Serebral palsili çocuklarının eğitimlerinin önemli olduğu kadar en başta ailelerin bu konuda eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi gerektiğini savunan Karakaş, şunları ifade etti; “Benim annem de babam da öğretmendi. Bilinçli bir ailede büyüdüm. Annem ben doğduktan sonra görevi bıraktı ama bilinçli bir aileden gelmek çok farklı. Şu anda büyük sıkıntı çeken ailelerimiz var. Baba evi terk ediyor, anne tek başına kalıyor. Anne çocuğa mı baksın, çalışsın mı, ev işi mi yapsın? Böyle dertlerimiz de var maalesef.”
‘KAPSAYICI EĞİTİM MODELİ İLE ÇOCUKLARIMIZDA BİR BİLİNÇ OLUŞTURMAYI AMAÇLIYORUZ’
SERÇEV tarafından yapılan bir ilkokul ve meslek lisesinin olduğunu belirten Karakaş, bu okulların kapsayıcı okullar olarak bütün çocukların bir arada eğitim gördüğünü ve toplumsal bütünlüğü sağlamayı amaçladıklarını söyleyerek sözlerine şöyle devam etti, “Okullarımız kapsayıcı okullardır. Çocukların akranlarıyla bir arada eğitim görmeleri gerekiyor. Çünkü en iyi eğitim akranla yapılan eğitimle alınır. Benim zamanımda üniversite kazanma oranı biraz düşüktü. Benim okuduğum yıldan bir önceki yıl üniversite kazanma oranı yüzde 30’du. Benim dönemimde ise yüzde 98’di. Engellilerle birlikte aynı ortamda olan çocuklar da kendilerini yetiştiriyor. Hem manevi olarak kendini geliştiriyor hem de topluma yararı oluyor. Çocukluktan itibaren bilinçli oluyorlar. Aslında çocuklara empati yapmayı öğretiyoruz. Bu nedenle kapsayıcı eğitim bizim modelimiz. SERÇEV olarak her iki okulumuzda da belli oranda özel gereksinimli çocuklar ve normal çocuklar bir arada eğitim görebiliyor. Toplumu eğitiyoruz. Ama toplumu eğitirken en baştan eğitmek daha mantıklı. İlerleyen yaşlarda bunu yapmak çok daha zor.”
‘ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREYLER TOPLUMDAKİ HERKESLE EŞİT HAKLARA SAHİP OLMALI’
TÜİK’in rakamlarına göre Türkiye nüfusunun yüzde 10’unun özel gereksinimli olduğunu kaydeden Karakaş, bu oranın yaklaşık 8 milyon kişiye denk geldiğini belirterek şunları ekledi; “Bu sayısı 4 kişilik çekirdek bir aile ile çarparsak yaklaşık 32 milyon insan yapar. Dünyadaki değişikliklere bakıyoruz. Oran hep aynı, yüzde 8 ile 12 arasında değişiyor. Dünyadaki oranla bizdeki oran aynı. Ama yüzde 10’luk bir oranımız varken örneğin; siyasette yokuz, bürokraside yokuz, hakim yok. Bu engelli kardeşlerimiz nerede diye bakıyoruz. Bu da daha o toplumu eğitemediğimizi gösteriyor. Bahsettiğimiz oranı saydığım her yerde görmem lazım. Örneğin; mecliste görmem lazım. 550 tane milletvekili varsa en az 55 tane engelli milletvekili olacak. 10 tane bakanlık varsa bunun en az 1-2 tanesi engelli bakan olacak. Nasıl kadın hakları diye konuşuyoruz, nüfusun yarısı kadın, o zaman milletvekillerinin de yarısının kadın olması lazım. Bir sosyal devletten, eşitlikten bahsediyorsak özel gereksinimli bireylerin de oranı aynı olmak zorunda.”
‘ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREYLERE İŞ HAYATINDA YER VEREREK TOPLUMA ADAPTE EDELİM’
Özel gereksinimli bireylerin kendi engel durumlarına göre yapabilecekleri bir iş olduğuna dikkat çeken Karakaş, onların topluma kazandırılması ve kendi özgürlüklerini kazanmaları açısından iş hayatında olmalarının önemli olduğunu vurgulayarak şunları ekledi; “Benim en çok rahatsız olduğum konulardan biri de insanların devlet engellilere maaş veriyor demesi. Vermesin. İstihdam versin. Eğer bir engelli sadece bir parmağını kullanabiliyorsa ona göre bir iş versin ki onu topluma adapte edelim. O da kendinin bir işe yaradığını hissetsin. Ancak bu şekilde ilerleyebiliriz. Bir engelliyi çalıştırmamak 10 kişinin çalışması anlamına geliyor. Burada toplum bilinci gerekiyor. Çünkü çalışırsa hem kendine hem topluma hem de devlete yararı olacak. 2005 yılında engelli yasası çıkarıldı. Bu aslında bir devrim niteliğindedir. Ama bu kanunun uygulanmasıyla ilgili sıkıntılar var. Bazı işyerleri ceza yemeyi göze alarak engelli çalıştırmıyor, istemiyorlar, önyargılı davranıyorlar. Her engellinin yapabileceği bir iş var. Biz engelli hangisini yapamaz diye baktığımız zaman sıkıntı oluyor. Bardağın yarısı boş ama diğer yarısı dolu. Dolu tarafından bakmak lazım. Bir insanın sol tarafı tutmayabilir. Sağ tarafı tutuyorsa ona göre iş yaptırmak lazım.”
‘ENGEL YAPMAMAK DEĞİL, YAPTIRMAMAKTIR’
Özel gereksinimli çocukları olan aileler ve özel gereksinimli çocukların toplumun her yerinde yer almasının önemle altını çizen Karakaş, şunları söyledi; “Alışveriş merkezi, oyun parkı her yer olabilir. Özel gereksinimli bireylerimiz her yerde olmalı. Engel dediğimiz olay yapamamak değil, yaptırmamaktır. Eğer bir yürüme engelli kişiye rampa yapmazsanız merdivenden çıkamayabilir. Ama yaparsanız da aslında o engeli ortadan kalkmış oluyor. Biz toplum olarak ne yaparsak bu engeli ortadan kaldırabiliriz bilincinde olmalıyız. Ayağını kaldıramayan kişilere basamakları daha kısa yapabiliriz, gözleri görmeyen arkadaşlarımıza öyle güzel bir yol yaparsın ki bastonuyla o yolu takip edebilir. O zaman ortada engel diye bir kavram kalmayacak. Engel kavramı olmayınca da herkes eşit bir şekilde yaşayabilecek.”
Son olarak toplumda herkesin birbirine saygılı ve eşit olması gerektiğine vurgu yapan Karakaş; “Serebral palsi bir hastalık türü değil, bir durum. Nasıl ki sarı saçlı, mavi gözlü olmak bir durumsa konuşamamak, yürüyememek de böyle bir durum. O duruma göre hareket etmek lazım. Eğer biri ‘sen konuşamıyorsun, sus’ dediği zaman o zaman söz hakkımız kalmaz. Herkes birbirine saygıyla yaklaştığı zaman herkes o toplumda söz sahibi olabilir.” şeklinde konuştu.

- Reklam -