Otokrasi ile yarış

0
34

Dünyanın gelişmiş ülkeleri olarak anılan G7 ülkelerinin İngiltere, Cornwall’daki zirvesi sona erdi. ABD Başkanı Biden düzenlediği basın toplantısında “Biz bir yarış halindeyiz, sadece Çin ile değil… Dünyanın dört bir yanındaki otokratlarla, otokratik hükümetlerle, hızla değişen 21. yüzyılda demokrasilerin onlarla rekabet edip edemeyeceği konusunda bir yarış” dedi.

Biden, G7 liderlerine ABD’nin üstüne düşeni yapacağını aktardığını söyleyerek “Masaya geri döndük. Amerika geri döndü” ifadesini de kullandı.

G7, Almanya, ABD, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya ve Kanada olmak üzere yedi ülkeden oluşmakta olup Avrupa Birliği de G7 içinde temsil edilmektedir. Üye ülkeler net küresel zenginliğin % 64’ünü (263 trilyon dolar) oluşturmaktadırlar.

- Reklam -

Bu G7 zirvesinden gördüğümüz; otokrasi, küresel iklim değişikliği ve Covid-19 pandemisi ile mücadelede ortak hareket edileceği ve kararlılık gösterileceğidir.

Başta Rusya, Çin ve İran gibi ülkeler olmak üzere bir çok devlet otokrat yönetim biçimine sahiptir, daha da kötüsü Türkiye gibi bazı ülkelerde otokrasiye kayma eğilimi göstermekte, otokrat yönetimlere heveslenmektedir.

Oysa 2000’li yıllardan hemen önce Doğu Bloku çözülmüş, SSCB çökerek dağılmış Çin kapılarını dünyaya açarak liberalleşme adımları atmıştı. Dünya otokrat rejimlerin sonunun geldiğini, demokrasinin nihai zaferini kazandığını düşünmeye başlamıştı.

Belki de böyle bir zafer sarhoşluğuna kapılan demokratik dünya bu yüzden için için yanan tehlikeyi ve güçlenen otokratik rejimleri zamanında fark edemedi.

İnsan hak ve özgürlüklerine, demokrasiye, çevreye zerrece değer vermeyen bu rejimler gizliden gizliye palazlandılar.

Kapitalizmin doymak bilmez kolay kar elde etme hırsı da, bu coğrafyalardaki kaynaklardan yararlanabilmek için yerel yönetimler ile işbirliği yapılmasının ve bu coğrafyalardaki ekonomik aktörlerin güçlenmesinin önünü açtı.

Sonuçta bu gün geldiğimiz noktada Çin ve Rusya hem ekonomik ve hem de askeri açıdan demokrasileri tehdit edebilecek bir güce ulaşmış bulunmaktadır.

Önceki Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump bu tehlikeyi ilk defa açıkça dillendiren ve önlem almaya çalışan devlet başkanı olmuştu.

Trend bu şekilde devam ederse küresel ekonomideki birincilik tahtını Amerika Birleşik Devletleri kısa bir süre içinde Çin Halk Cumhuriyeti’ne kaptıracak gibi görünmektedir.

Peki Amerika trendin böyle gitmesine izin verir, kolayca boyun eğer mi? Tarih böyle kırılmaların kolay olmadığını göstermektedir, büyük güçlerin çöküşü de aynı yükselişleri gibi asla sancısız olmamaktadır.

Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı bu durumun en açık ifadesidir.

Amerika’nın savaşmadan Çin’e teslim olması birincilik koltuğunu kolayca rızası ile Çin’e devretmesi düşünülemez bile.

Burada asıl cevap bulmamız gereken bu mücadelenin boyutu bir sıcak savaşa yol açacak mı yoksa bir sıcak savaşa yol açmadan soğuk savaş yöntemleri ile statüko korunabilecek mi sorusu olmalıdır.

Ben şu aşamada bir sıcak savaş öngörmemekle birlikte, işlerin kontrolden çıkması durumunda sıcak bir savaşın önlenemeyeceğini de düşünenler arasındayım.

Öncelikle Amerika ekonomik ve parasal hegemonyasını kullanarak Çin’e ve Rusya’ya diz çöktürmek isteyecektir.

Şunu da söyleyeyim teknoloji yarışı ve teknolojik gelişmelerin getireceği ekonomik kazanımlar ve yahut da yaratacağı ekonomik kayıplar bu savaşın en önemli aracı olacaktır. Çin ucuz insan gücü, önemsemediği çevre ve sosyal maliyetler ile bu günkü ekonomik başarısını yakalamış bulunmaktadır, lakin yapay zekaya sahip robotik üretim bir anda Çin’in sahip olduğu bol ve ucuz iş gücü avantajını yerle yeksan edecektir. İklim değişikliği ile mücadele kapsamında alınacak önlemler ve cezai uygulamalar Çin gibi ülkelerin çevreye zarar vermek pahasına olsa da yaptıkları ucuz üretimin papucunu dama atacaktır.

Sonuçta Çin ve benzeri otokrat yapılar ya değişecek, dönüşecek ve yahut da yenileceklerdir.

İnsanlık tarihi otokrasiden demokrasiye uzanan bir ana trendde ilerlemektedir, bu trende aykırı bir gücün başarılı ve kalıcı olması mümkün değildir. Türkiye’yi yönetenlerinde bu ana trende bağlı kalacağını umut ediyorum…

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz