Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB), pandemi kısıtlamalarının gevşetilmeye başladığı haziran ayına ilişkin otel doluluklarını açıkladı. Dünya çapında veri analiz şirketi STR’nin TÜROB için hazırladığı Haziran Destinasyon Performans Raporu’na göre, Türkiye’nin Haziran 2020 otel dolulukları, 2019 yılının aynı ayına göre yüzde 68,4 azalarak yüzde 21,2’ye geriledi. Haziran 2019’da bu oran 67,1 olmuştu. Haziran ayında ADR (Average Daily Rate) olarak ifade edilen ortalama günlük satılan oda bedeli yüzde 37,2 düşüşle 54,4 euro, toplam oda sayısı üzerinden oda başı elde edilen gelirler yüzde 80,1 düşüşle 11,5 euroya geriledi.

2011 yılında 112,5 euro olan ortalama oda fiyatı, 2019 yılında 77,4 euroya 2020 yılında ise 57,7 euroya gerilemiş bulunmaktadır, bu düşüş sonucunda 2011 yılındaki fiyatın yarısından bile ucuza oda satıldığı görülmektedir.

2011 yılında 77,3 euro olan oda başı ortalama gelir ise 2019 yılında 52,3 euroya ve 2020 yılında ise 19,2 euroya düşmüş bulunmaktadır.

İstanbul’da 2011 yılında yüzde 69,7 olan ortalama doluluk oranı 2020 yılının ilk altı ayında ortalama yüzde 37,2 haziran ayında ise yüzde 13,8 olmuştur.

Yabancı turistlerin gözdesi Antalya’da Haziran 2019’da yüzde 70,4 olan doluluklar, Haziran 2020’de yüzde 55 azalarak yüzde 31,7 oldu. Ortalama günlük satılan oda bedeli yüzde 35,2 düşüşle 75,3 euro olarak gerçekleşti.

TÜROB’dan yapılan açıklamada haziran ayı doluluklarıyla ilgili: Haziran ayı itibariyle kıyı bölgelerde ağırlıklı iç turizm kaynaklı bir hareketin başladığını söyleyebiliriz. Kıyı bölgelerde açık olan otellerde doluluk oranları çift haneli rakamlara ulaştı. Ancak buralarda da İstanbul’da olduğu gibi otellerin büyük bir bölümü hâlâ kapalı olduğuna dikkat çekeriz. Kıyılardaki gibi bir hareketin şehir otelleri için de başladığını söyleyebilmek henüz mümkün değil. İstanbul ağırlıklı olmak üzere Türkiye genelinde şehir otellerinin önemli bir kısmı hâlâ açılmadı. Açık olanların da ortalama dolulukları çok düşük seyrediyor.” değerlendirilmesi yapıldı.

Yapılan açıklamadan da anlaşıldığı gibi açık olan otel sayısı hala çok az ve bu otellerde bile doluluklar son derecede düşük seyrediyor.

Turizm sektörü için resmen bir kabus senaryosu gerçek olmuş durumda, hem doluluklar ve hem de fiyatlar birlikte radikal birşekilde düşüyor. İktidar turizm sektörünün çökmesini engelleyebilmek için acilen bir destek paketi oluşturmalı ve bu destek paketi kesinlikle kredi bazlı değil, hibe bazlı olmalıdır.

Turizm sektöründe faaliyet gösteren işletmeleri desteklemek, çökmelerini önlemek elbette gereklidir ama yeterli değildir. Bu sektörde çalışan, bu sektörden ekmeğini kazanan ahçısından garsonuna, temizlikçisinden şoförüne, animatöründen müzisyenine kadar işsiz ve gelirsiz kalan milyonlarca insan doğrudan gelir desteğine muhtaç bulunmaktadır.

Elbette bu sektörde faaliyet gösteren küçük esnafı da unutmamak gerekmektedir, hediyelik eşya satıcısından taksi şoförüne, büfe işletmecisinden dondurmacısına kadar bir çok esnaf fevkalade zor durumdadır. Turizm bölgelerinde geçtiğimiz yıllarda küçücük dükkanlar bile ateş pahasında kiralanmaktaydı, geçmişte yapılan bir çok kontrat halihazırda devam etmektedir, ama turist olmayınca, iş yapılmayınca bu kiraları ödemek hiçbir şekilde mümkün değildir. Süreç uzadığı müddetçe sorunlar büyümekte, borç batağı derinleşmektedir.

Turizm sektörü gıdadan mobilyaya, tekstilden elektroniğe, inşaattan züccaciyeye kadar bir çok sektörüde beslemekteydi, burası kuruyunca bu sektörlerinde etkilenmemesi mümkün olmayacaktır. Hele hele bir de en kötüsü yaşanır ve zincirleme iflaslar görülürse bugün turizm sektöründe yaşanan derin kriz bankacılık ve finans sektörü dahil ekonominin tümüne çok ağır bir darbe vuracaktır.

2020 yılı için ciddi bir yabancı turist gelişi artık beklenmemelidir, hesaplar buna göre yapılmalı, sektörün ayakta kalabilmesi için gerekli olan destekler bu şartlar gözönüne alınarak belirlenmelidir.

Bunlar yapılmaz ise çok uzun yıllar boyunca binbir emek ile milyarlarca dolar yatırım yapılarak inşa edilen turizm sektörü çöker, pandemi koşulları düzelse dahi önümüzdeki sene bir çok tesis ekonomik yada hukuki nedenler ile işletmeye alınamaz.

Bu yüzden sorun bir kangrene dönüşmeden acil çözüm üretilmelidir, fazla vakit olduğunu düşünmüyorum her geçen gün sektör için sorunu derinleştiriyor, çözüm imkanlarını kısıtlıyor iktidarın biran önce harekete geçmesi gerekmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz