Osmanlı’da Bir Belalı Kadın: Fatma binti Mehmet

2
247

Fatma binti Mehmet. Bugünkü ifademizle Mehmet kızı Fatma. Adana şehir merkezinde Çaybahçe ‘de oturmakta olan Fatma Hatunun pek de “kendi halinde” bir kişi olmadığı anlaşılmakta.


1743 yılı Nisan ayında Adana kadısının huzuruna çıkan Fatma Hatun bütün kötülüklerden el çektiğini ve bir daha “fiʿl-i şenîʿ” olarak adlandırılan kötü işlere bulaşmayacağını, bu tür işlerden el çektiğini bildiriyor. Fatma’yı bu itirafa hangi olayın zorladığını bilmiyoruz. Ama kadı efendinin huzuruna kendi arzusuyla çıkmadığını, bu itirafları kendi içinden gelen bir pişmanlık duygusu ile yapmadığını söylersek pek de yanılmış olmayız sanırım.


Kadı efendinin huzurunda “gerek zinâ ve gerek diğer muharremâtları” bir daha işlemeyeceğine söz veren, günahlarından tevbe eden Fatma Hatun tevbesinden döner ve bir daha bu günahları işleyecek olursa “100 kırbaç” cezası almaya razı olduğuna dair söz vererek kadı efendinin yanından ayrılmayı başarmış (Adana Şeriye Sicili, 10, belge 18, 1 RA 1156/ 25 Nisan 1743).
Bu olayın üzerinden tam 24 yıl geçiyor. Fatma binti Mehmet isimli hatunu yine Adana kadısının huzurunda görüyoruz. Bu sefer Fatma Hatun kendi isteği ile bütün çirkin işlerden el çektiğini, tevbe ve istiğfâr ettiğini bildiriyor. Bu tevbenin arkasından Fatma Hatun’un hemen aynı mahkemede 50 kuruş mehr-i mü’eccel karşılığında İsmail bin Abdullah ile nikâhlandığını görmekteyiz. Fatma Hatun nikâh merâsimine bizzat katıldığı halde damat Abdullah oğlu İsmail adına Seyyid İbrahim isimli tescilli vekili nikâh işlemini tamamlamıştır. Damat beyin nikâha niçin katılmadığına ilişkin hiçbir bilgimiz yok. Normal olarak kadınlar mahkemede vekilleri ile temsil edilirlerken burada erkek tarafı vekille temsil edilmiştir (Adana Şer’iye Sicili, 50, belge no 2, 9 Ramazan 1180 / 8 Şubat 1767).


Bu iki ayrı belgede adı geçen Fatma binti Mehmet’in aynı kadın olduğunu varsaydığımızda Fatma Hatun 24 yıl sonra kadı huzuruna gelip yine bir daha çirkin işlere bulaşmayacağına dair söz verdiğine bakacak olursak 1743 yılındaki tevbesini tutmamış ve mesleğine devam etmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak bu sefer başında bir nikâh bağı vardır. Ve artık yaşı da en azından 40’ın üzerinde olmalıdır. Belki bu sayede artık o karanlık dünyadan kendisini tam olarak çekecek ve düzgün bir hayat yaşayacaktır.
1827 yılında Fatma binti Mehmet tekrar karşımıza çıkacaktır. Ancak bu artık sadece bir isim benzerliği olabilir. 1827 yılında Adana’nın Kayalıbağ Mahallesi’nde yaşamakta olan Fatma binti Mehmet kendi isteği ile kadı efendinin huzuruna gelmiş ve “fahişelikten tevbe edip tevbesinde sâbite” olduğu kadı siciline işlenmiştir ( Adana Şer’iye Sicili, 72, sayfa 1, belge no 3, 8 CA 1243 / 27 Kasım 1827).


Yine 1767 yılında Adana’nın Cami-i Cedid Mahallesi’nde ( Ulu Cami Mahallesi) oturmakta olan Ayşe binti Mehmet isimli kadın da aynı şekilde kadı huzuruna gelerek bütün kötü işlerden el çektiğini bildirmiş ve Mustafa bin Abdullah isimli kişi ile 25 kuruş mehr-i müeccel karşılığında nikâhlanarak gönderilmişti (Adana Şer’iye Sicili, 50, belge no 1, 8 Ramazan 1180 / 7 Şubat 1767).
Osmanlı adli sisteminde bu tür sıra dışı işlemler normal mahkeme kayıtlarından ayrı olarak defterin ilk sayfasına kayıt edilmekte idi. Bu tür kayıtlarda mahkeme şahitlerinin isimleri de yazılmıyordu. Aynı şekilde ihtidâ kayıtlarının da genellikle birinci sayfada ve şahitsiz olarak yazılmış olduğunu görmekteyiz. Bu durum bu tür kayıtlardan mahkeme harcı alınmamış olması ile açıklanabilir.
Buraya aldığımız bu ilginç mahkeme kayıtları değişik açılardan, değişik bakış açılarıyla yorumlanabilir:
Osmanlı Devleti’ni örnek bir şeri’at devleti görmek veya göstermek isteyenler için bu belgelerin yorumlanması hiç de kolay olmayacaktır. Ama İstanbul Sözleşmesi’ni vazgeçilmez bir belge olarak görenler için de bu belgelerden alınacak dersler vardır. Osmanlı görüldüğü gibi her yoldan çıkan kişiyi hemen toprağa gömerek taşlattırmıyordu. Çoğu zaman kötü yola düşmüş olan kadınları tevbe etmeleri şartıyla affediyor ve uygun birisine nikâhlayarak topluma kazandırmaya çalışıyordu.


Osmanlı tarihi milyonlarca belgesi ile araştırılmayı bekliyor. Adana’nın mevcut 149 şer’iye sicili tam olarak tarandığında daha nice ilginç belgeler ortaya çıkacak ve pek çoğumuzun tabularını veya peşin hükümlerini hiç acımadan yıkacak. Ama belgeleri araştırmak emek ister, göz nuru ister, uzmanlık ister. Halbuki televizyona çıkıp kulaktan dolma bilgilerle ahkâm kesmek çok daha kolay ve çok daha sükseli bir şey. Elbette bilimi esas alanlar için zor olanı seçmek en doğrusu.

2 YORUMLAR

  1. Osmanlı Devleti’ni örnek bir şeri’at devleti görmek veya göstermek isteyenler için bu belgelerin yorumlanması hiç de kolay olmayacaktır. Ama İstanbul Sözleşmesi’ni vazgeçilmez bir belge olarak görenler için de bu belgelerden alınacak dersler vardır. Osmanlı görüldüğü gibi her yoldan çıkan kişiyi hemen toprağa gömerek taşlattırmıyordu. Çoğu zaman kötü yola düşmüş olan kadınları tevbe etmeleri şartıyla affediyor ve uygun birisine nikâhlayarak topluma kazandırmaya çalışıyordu.

  2. Kadı efendinin huzurunda “gerek zinâ ve gerek diğer muharremâtları” bir daha işlemeyeceğine söz veren, günahlarından tevbe eden Fatma Hatun tevbesinden döner ve bir daha bu günahları işleyecek olursa “100 kırbaç” cezası almaya razı olduğuna dair söz vererek kadı efendinin yanından ayrılmayı başarmış (Adana Şeriye Sicili, 10, belge 18, 1 RA 1156/ 25 Nisan 1743).

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz