Onların sevmediğini siz sevin!

0
164

Dünyayı ele geçirmek için birbiriyle yarışanların en sevmediği şey, bu hengâmede “tarafsız” kalanlardır… Çünkü “sonu büyük bir kavga ile biteceği kesin” bir işe girişmişlerdir ve onlara “taraftarlar” lazımdır…

İnsanların bölünerek birbirine düşman hale gelmesinin, o büyük kavgayı öne çekeceğini bilirler… Bu amaçla küçük tartışmalara bile karışıp, işi düşmanlık boyutuna getirmeye uğraşırlar…
Sırf bu amaçla kurulmuş özel birimleri vardır…
ABD’nin “hatırı sayılır bir tokat yiyerek” sonuçlanan Vietnam macerası sırasında, kafayı en çok taktığı ülke, Sovyetler Birliği ya da Maocu Çin değil, İsveç olmuştu… Çünkü İsveç Başbakanı Olof Palme; söylemleriyle ve yaptıklarıyla yeni bir oluşum yaratmıştı…
…Ve kendilerini “tarafsız” olarak tanımlayan bu oluşum, giderek güçleniyordu…
İsveç, kapılarını Vietnam’a gitmemek askerden kaçanlara açmıştı… Onlara yalnızca sığınma hakkı vermekle yetinmiyor, ihtiyaçlarını karşılayacak kadar para da veriyordu… Savaş bitince, ülkelerine geri yollandılar…
Hem ABD’nin hem de Sovyetler Birliği’nin kafayı taktığı bir lider de, tarih boyu birbiriyle savaşmış Slavlar’ı birleştirmeyi başarmış Tito’ydu… Hem Amerikan hem Sovyet politikalarını reddediyordu…
Yıllar sonra Olof Palme bir suikasta kurban oldu…
Yakından izlediğim, hatta hakkında bir belgesel roman yazıp, İsveçli bir polis müdürünün kitabını Türkçeye çeviren biri olarak, detaylarını iyi bildiğim bir konu bu… Tetiği çekenin Hasan Hayri Güler adındaki bir PKK’lı olduğuna da eminim…
Ama aradan geçen sürede gözlemlediklerim başka şeylerden kuşkulanmama neden oldu…
Tamam, Palme’nin İsveç’i Türkiye’den sonra PKK’yı terör örgütü olarak kabul eden ilk ülke olarak örgütü kızdırmıştı… Ama özellikle kullanılan silah açısından garip bir durum vardı ortada…
Avrupa’da işledikleri tüm cinayetlerde, PKK militanları küçük olduğu için belli etmeden taşınması kolay olan 7.65 kalibrelik tabancalar kullanmıştı… Olof Palme ise kocaman ve belli etmeden taşınamayacak bir MAGNUM 357 kullanarak öldürülmüştü… Yani Palme’nin, yaralanarak kurtulması ihtimali yoktu… Daha kurşunu yer yemez, daha yere bile düşemeden; tıpkı otopsi raporunda yazılı olduğu gibi, “mermi, tüm iç organlarını parçalayıp vücudunun öbür tarafından çıkarak” ölsün istemişti…
Tetiği çekenin bir PKK militanı olması önemli değil… Asıl önemli olan, o silahı ona kimin verdiği…
Böyle bakabilirsek, şimdiye kadar “fail-i meçhul” olan başka suikastlar da aydınlatılır belki…
Unutmayın, önemli olan yandaşlık değil… Bu dünyada fikri hür olarak yaşamak isteyenler için “tarafsızlığı koruyabilmek” şarttır… Hiçbir çıkar tarafsızlığın üstünde olamaz..!

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz