Öldükten sonra ne önemi var mı?

90

Dünyaya gelen her fani gibi bizlerde bir gün toprak olup gideceğiz. Bu cümleyi hemen hepimizin dilinde klişe olmuş bir cümle.

Yani doğduğumuz gibi yaşlanıp bir gün ölecek ve dünyaya veda edip, sonra da toprağın altına gömüleceğiz anlamındadır bu.
Ölen insanların ortadan kaldırılma şekilleri her kültürde dediğinde farklı şekildedir ancak dört kutsal kitabın emrettiği üzere bizler toprağın altına gömülürüz.
Kimileri, “öldükten sonra ne önemi var” gibi klişe cümlelerde kurar. Bu her yerde geçerlidir yani “öldükten sonra gömüldüğüm yerin ne önemi var” veya “öldükten sonra hiçbir şeyin önemi yok” anlamına da gelir.

Bugüne kadar konuştuğum pek çok insandan duyacağım öldükten sonra artık hiçbir şeyin önemi olmadığı şeklinde. Ancak bu benim için pek öyle değil, öldükten sonra bedenimin nerede ve nasıl bir şekilde istirahat edeceğine önem veririm ve bu kararı da kendi vermek isterim.
Mesela annemizi gömdüğümüz yer öyle denk geldi ki, başının kıbleye gelmesi için yokuş aşağı mezarlıkta annemin ayakları havada, kafası aşağıya doğru, yatıyor.
Yani bir anlamda canlı olmasa bile hiç güzel bir duruş şekli değil.

Mezarlıklar engebeli yerlerde kurulduğunda bazen toprağın altında amuda kalkmış gibi durmaları beni çok rahatsız ediyor. Yakınlarıma anlattığımda, “yok canım artık ölmüş, hissedemez” diyorlar ya, duyduğumda kontrolü kaybedip sert tepkiler vermeye başlıyorum.
Ancak ruhen hiç rahat değilim dört yıldır annemin şekli beni çok rahatsız ediyor. Tabi kıbleye ayağını uzatmasını istemiyorum ama yokuşun bu tarafında değil de diğer tarafındaki insanlar gibi, (onlar da ayağa kalkmış gibi duruyorlar) nispeten annemden daha iyi durumda olduklarını düşünüyorum.
“Yeni Ayazağa Mezarlığı”, bu yüzden hiç sevmediğim bir mezarlık, gitmek dahi istemiyorum. Demek istediğim, öldükten sonra fark etmez sözü benim için çok geçerli değil, anlattıklarımdan psikolojimin bu konuda ne kadar bozulduğunu anlamışsınızdır. Rahatlamam için bir şekilde annemin mezarını özenle seçip oraya nakletmek istiyorum. Şimdi bu benim kendi özel durumum sizlere aktardım ve benim hukuki sürecim olacak ruhen bu işlemleri başlatmaya hazır olduğumda tabi ki.
Özürden sonra fark etmez kısmını anlatmanın sebebi aslında geçtiğimiz gün tesadüfen izlediğim bir intihar videosuydu.
İsmini duymuştum ama cesaret edip izleyememiştim ruh halimi korumak için. Herkes kadar ben de önyargılı olduğunu düşünüyorum çünkü nedense intihar eden kişilere karşı İçimde pek sempati oluşturamadım.

Sırf bu nedenlerle bile onun kurtarılamayan işine çok içerledim çünkü “eğer kurtarılabilseydi ve ben onu tanısaydım, hayata bağlamak için elimden geleni yapardım” diye düşündüm.
O kadar düşünceli birisi ki yakın arkadaşının hamileliği yolunda gitsin diye, bebeğin doğumuna kadar, intiharını ertelemiş. Anlattıklarından anlaşılacağı üzere aslında öyle çok büyük sebepleri yok ama küçük küçük birikenler ve yıllarca insanlara pozitif yönünü göstermeyi kendine ilke edindiğinden belli ki yorulmuş, daha fazla mücadele edemeyeceğim diyor son sözlerinde.

39 yaşında, aydınlık yüzlü bir genç sosyal medyada yankılanan sözleriyle, Türk, yabancı, dünyanın her yerinde tanıdığı ne kadar insan varsa onlardan özür dileyerek veda ediyordu son videosunda. Aslında benim anlatmak istediğim konu bu değil ama konunun etrafından dolaşırken bunları da anlatmış oldum, şimdi gelelim asıl konumuza.

İntihar eden kişinin videosunun sonunda bir vasiyeti var. “ lütfen beni gömmeyin vücudu kadavra olarak öğrencilerine verin” diyor. “Tıp öğrencileri benim üzerimde organları tanısınlar” diyor. Ama ne yazık ki vasiyeti yerine getirilmiyor. Ailesi onu bir mezarlığa defnediyor. Düşünsenize bedenimiz üzerinde bile söz hakkımız olmadığını. Ve bir anlığına açıp durumuna bakabilseydi eğer, ne derdi acaba?
“Nasıl olsa öldüm, fark etmez” mi derdi, yoksa “neden beni gömdünüz” diye tepki mi gösterirdi?
Bu videoyu izlediğimden beri tekrar bunları düşünür oldum, öldükten sonra fark etmez mi, yoksa öldükten sonra da, fark eder mi?
Sanırım hala aynı fikirdeyim, öldükten sonra bile, bence fark eder!