“…Okul,genç kafalara,insanlığı saymayı,ulus ve ülkeyi sevmeyi,bağımsız yaşamayı öğretir;bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için tutulması gereken en doğru yolu öğreten okuldur.ülkemiz içinde uygar düşüncelerin, çağdaş ileriliklerin vakit yitirilmeksizin yayılması ve gelişmesi gereklidir.

En önemli ve verimli ödevlerimiz öğretim ve eğitim işleridir.Bu işlerde başarıya ulaşmamız gerekir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yoldadır. Bu zaferin sağlanması için hepimizin tek can, tek düşünce olarak belirli bir program üzerinde çalışmamız gerekir.İleri ve uygar bir ulus olarak yaşayacağız…” ATATÜRK

Bir ülkenin en büyük zenginliği ,çağdaş eğitimli insan gücüdür.
Sosyalbilimcilere ve antropologlara göre ; eğitim uzun ve geniş bir süreç olup, her türlü öğrenimi içine alır. Örgütlenmiş ve örgütlenmemiş olan öğrenimi içine alan bu süreç, kişinin kültür kazanmasını,kişiliğinin oluşmasını ve onun sosyalleşmesini, diğer bir deyişle,kendi toplumunun bir üyesi olarak yaşamaya uyum sağlamasını öğretir. Eğitim, çocuğun doğumu ile başlar ve tüm hayatı boyunca çeşitli şekillerde devam eder.

Aile ,okul ve çevre hayatın büyük bir kısmı üzerinde etkili olmaktadır.
Kültür,devam eden ve gelişen davranış biçimleridir.Diğer bir deyişle,bir görenekler topluluğudur.
Kültür insanlık mirası olarak, bir kuşaktan diğerine aktarılmalıdır.Ulusal ve evrensel kültür mirası insanlığın ortak mirasıdır. Ülkeler ve Dünya Eğitim,Bilim ve kültür örgütü UNESCO işbirliği yaparak bu amaç için çalışmaktadır.
Prof.Dr. Bozkurt Güvenç ,eğitim ve kültür ilişkisini şöyle anlatmakta: “Eğitim yol ise; kültür, yolcunun hayat boyunca yaşayarak öğrendiklerinin tümüdür.”

Ülkemizde 1839’da Tanzimat’la başlayan batılılaşma hareketi ile açılacak ve çağdaş eğitim yapacak batı modeli okullara ihtiyaç duyulmuş ve bu anlayışa uygun olarak 16 Mart 1848’de İstanbul’da Dârülmuallimîn adlı öğretmen yetiştiren bir okul açılmıştır. Bu tarih öğretmen okullarının kuruluş yılı olarak kabul edilir.

Dârülmuallimîn zaman içinde ilkokul, ortaokul ve liselere öğretmen yetiştiren “Dârülmuallimîn-i Âliye” okulu olmuştur. 1891 yılında bu kurumun içinde yer alan ‘Âli’ kısmı lise düzeyindeki okullar olan öğretmen yetiştiren Yüksek Öğretmen Okullarının çekirdeğini oluşturmuştur.
Osmanlı 1848 yılına kadar, öğretmenliği ayrı bir meslek olarak görmemiş ve düşünmemiş. Medrese öğrenimi görmüş olmak, öğretmen olmaya yetmiş. Batı ülkelerinde öğretmen yetiştirilmesine 18. yüzyılın başında, Osmanlıda ise 19. yüzyılın ortalarında 16 Mart 1848’de açılan Orta Öğretmen Okulu ile başlanmıştır.

Bu okula alınacak öğrencilerin iyi Arapça bilmesi istenmiş ve ilk yıllarda medreseden öğrenci transfer edilmiş. Bir tek ‘Anlatım ve Öğretim Birliği’ dersi meslek dersi olarak konmuş. Daha sonra ilköğretim ve yükseköğretime öğretmen yetiştiren okullar açılmış. İstanbul dışında öğretmen okulu açılması 1875’i bulmuş. Meslek dersleri çeşitlense de, okul ve öğrenci sayıları çok sınırlı düzeyde kalmış. Savaş yıllarında, koşullar gereği bu okulların bir kısmı eğitime ara vermiş.

3 Mart 1924 günü kabul edilen 429, 430 ve 431 sayılı devrim yasalarıyla Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı (Şeriye ve Evkaf Vekaleti) ile hilafete son verilip öğretim birliği sağlandıktan sonra, öğretmen yetiştirme ve eğitim konularına önem verilmiştir.
Yeni okullar açılırken öğretmenden, “fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür” gençlerle “fikren, bedenen ve ilmen güçlü” gençler yetiştirilmesi isteniyor. Bu yönde eğitim alacak gençlere de, “Cumhuriyeti ve bağımsızlığı sonsuza dek savunma” sorumluluğu veriliyor.
1926 yılında Konya’da açılan orta öğretmen okulu, Ankara’ya taşınıp 1930’larda Gazi Eğitim Enstitüsü adını alırken, nitelikli öğretmen yetiştirmenin yolunu açan eğitim bilimleri (pedagoji) bölümü kuruluyor. Bu bölüme en az üç yıl ilkokul öğretmenliği yapanlar sınavla alınıyor ve bu bölümü bitirenler öğretmen okullarında istihdam ediliyor. Yine 1930’larda köylere öğretmen yetiştirme arayışları artıyor. 1936’da başlayan bir uygulamayla, askerliklerini onbaşı/çavuş olarak tamamlayanlar 6 aylık kursa alınıp “eğitmen” adıyla köylerde görevlendiriliyor. Köy eğitmeni deneyiminden sonra 1940 yılında, köy çocuklarının alındığı köy enstitüleri açılıyor.

Öğretmen yetiştirme konusu, Cumhuriyetin başlangıç yıllarından beri hükümetler tarafından eğitim sistemimizin en öncelikli konularından biri olarak algılanmıştır.

Eğitim hizmetlerinin topluma yaygınlaştırılması politikası kapsamında özellikle ilkokullara öğretmen yetiştirme sorunu hükümetlerin her dönem üzerinde önemle durdukları eğitim alanı olma özelliğini korumuştur.

Başlarında bilgilerden bir çelenk,nura doğru koşarak, cehalete savaş açan,kalbinde yurt sevgisi ile ülkesini ve ulusunu aydınlatmak için durmadan koşan eğitim ordusu,1940’larda yurdun dört bir yanında açılan Köy Enstitüleri ile zirveye taşınmıştır.
Bir ulusu karanlıktan aydınlığa çıkaracak çağdaş toplumu ve kalkınmış ülkeyi yaratacak eğitim ordusudur. Öğretmenler, Cumhuriyetimizin ışığında, pedagojik, sosyal, bilimsel, kültürel ve teknik yönlerden ,ülkemiz ve dünya gerçeklerine göre tam olarak yetiştirilmelidir. Öğretmenlik kutsal bir meslektir.Korunmalı, geliştirilmeli ve sorunları çözülerek baş tacı edilmelidir.
Cumhuriyetimizin kurucusu Başöğretmenimiz ATATÜRK’ü ve aramızdan ayrılan tüm öğretmenleri rahmetle anarak ve büyük özveriyle çalışan tüm öğretmenlerimize başarılar dileyerek , toplumun çağdaşlaşmasını sağlayan öğretmen okullarının kuruluşunun 172.yılını kutluyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz