27 yıl önce bombalı bir suikast sonucu yaşama veda eden Uğur Mumcu, tam bir mücadele adamıydı.

51 yıllık ömründe silah ve uyuşturucu kaçakçılarıyla, dini siyasete ve ticarete alet edenlerle, yolsuzluk ve hırsızlık yapanlarla, terör örgütleri ve Atatürk düşmanlarıyla savaştı.

Tüm bu yasa dışı organizasyonların ölüm listesinde olduğunu biliyordu. Ailesini muhtemel bir saldırıdan korumak için her defasında evden onlardan önce çıkıyor, arabasına biniyor, motoru çalıştırıyordu.

O gün de öyle yaptı. Eşinden önce evden çıktı, apartmanın önünde park ettiği Renault marka mavi renkli arabasına bindi.

Kontağı çevirir çevirmez korkunç bir patlama oldu.

Onu hayattan alan bomba o kadar güçlüydü ki, arabası ikiye bölündü, tavanı uçtu. Vücudunun bir bölümü aracın içinde kalırken bir bölümü de Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi’ne ait su deposunun bahçesine fırladı.

++

Yıllarca görev yaptığı Cumhuriyet Gazetesi, suikast haberini, 25 Ocak 1993 Pazartesi günkü sayısında, “Uğur Mumcu’ya bombalı suikast-Susturamazlar” başlığıyla vermiş, Mumcu şöyle konuşturulmuştu:

“Ben Atatürkçüyüm, ben Cumhuriyetçiyim, ben laikim, ben antiemperyalistim, ben tam bağımsız Türkiye’den yanayım.

Ben özgürlükçüyüm.

Ben insan hakları savunucusuyum.

Ben terörün karşısındayım.

Ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım.

Dün sabaha değin araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız, öyleyse vurun, parçalayın.

Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır.”

++

Bugüne gelecek olursak…

Genç nesil ne yazık ki onu yeterince tanımıyor.

Kitaplarını yeniden basmak, hakkında belgeseller hazırlamak, sinema filmleri çekmek, kitaplarını tiyatro oyunlarına uyarlamak gerekiyor.

++

İlk kitabı “Mobilya Dosyası”nı Altan Öymen’le birlikte yazmıştı. Bu kitapta, zamanın Başbakanı Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in mobilya diye sunta ihraç ederek 1975’in rakamlarıyla 25 milyon lira vergi iadesi almasının öyküsü anlatılmıştı. Böylece kamuoyunu ‘hayali ihracat’ olgusuyla tanıştırdı.

“Tarikat-Siyaset-Ticaret” kitabında, “Türkiye bir İslamcı devlet değildir, laiktir, laik kalmalıdır. Ve laik kalacaktır. Amerikancı bütün etkilere karşın Türkiye, kendi bağımsız siyasetini kendisi çizecek ve bu siyaseti yine kendisi uygulayacaktır” demişti.

“Papa-Ağca-Mafya” kitabında, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin öldürülmesi, cinayeti işleyen Mehmet Ali Ağca’nın İstanbul’daki askeri cezaevinden kaçırılışı ve sahte pasaportla yurt dışına çıkışının sağlanması, Bulgaristan, İsviçre, İtalya’yı dolaşması, Roma’da bir açık hava toplantısı sırasında Papa İkinci Jean Paul’e ateş etmesi olaylarını irdelemiş, bütün bunların gizli servislerle, ajanlarla, silah kaçakçıları ve terör örgütleriyle ilişkisini ortaya koymaya çalışmıştı.

“Silah Kaçakçılığı ve Terör” kitabında, terör örgütleri ile silah kaçakçılarının bağlantılarını anlatmıştı.

“Rabıta” kitabında ise, radikal İslami örgütlerin yurtiçi ve yurtdışında nasıl çalıştıklarını, para kaynaklarını, önde gelenlerini, planlarını, amaçlarını bir bir ortaya koymuştu.

++

Son söz olarak diyeceğim şu:

Uğur Mumcu’nun huzur içinde uyuması, ömrü boyunca savunduğu ilkelere sahip çıkılmasıyla mümkün olabilir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz