Sanayi devrimi öncesinde geniş kitlelerin eğitimine yönelik herhangi bir motivasyon yoktur. Eğitim genel olarak çok dar bir elit sınıfa mahsustur ve genellikle de kişiseldir. Tarlada tabanda, bağda bostanda çalışan ya da otlaklarda davar peşinde koşan geniş halk yığınlarının okur yazar ve hesap kitap yapabilir olmasına yönelik ciddi bir gereksinim duyulmamaktadır.

Tüm tarım çağı boyunca okuma yazma bilenlerin büyük bir kısmı da ufak tefek günlük işlerinde kullanabilecek kadar bilmektedir.

Okuma yazma daha ziyade dini kurum ya da tapınaklarda eğitim gören ruhban sınıfı ile devlet hizmetinde bulunan bürokratlara yönelik bir ayrıcalıktı.

Sanayi devrimi ile birlikte gereksinim duyulan işgücünün vasfı da değişti ve bu vasıflara sahip nitelikli eleman yetiştirme gereği ortaya çıktı.

Sınai üretim geleneksel üretimden çok daha fazla iletişim ve kayıt becerisi gerektirir. Okuma yazması olmayan birinin sınai bir tesiste verimli bir şekilde iş görmesi mümkün değildir.

Sınai üretim süreçlerinde okunacak bir çok yönerge, plan ya da kılavuz, doldurulacak bir çok doküman, form, ya da belge vardır.

Ayrıca sınai bir üretim için sadece kas gücüne sahip çalışan yetmez, çok sayıda tekniker ve mühendise de ihtiyaç vardır.

Sınai üretimin olmazsa olmazı teknoloji ve tasarımdır. Teknolojiyi bilim, tasarımı ise sanat eğitimi yaratır. Teknolojisi ve tasarımı mükemmel olan ürünler piyasada her zaman yoğun talep görür ve büyük bir avantaja sahip olur bunu becerebilen üreticiler çok miktarda para kazanır, kar elde eder.

Doğası gereği yüksek miktarda üretim kapasitesi içeren sınai üretim üreticiler arasında doğal bir yarış iklimi yaratmıştır. Daha çok üretmek, daha çok kazanmak, daha büyük pazar payı kapmak için teknoloji ve tasarım yaratmak yaşamsal bir öneme haiz olmuştur. Buda ancak çok sayıda nitelikli işgücü yetiştirmek ile kazanılabilecek bir yarıştır. İşte kitlesel eğitim bu yüzden yaşamsal bir önem kazanmıştır.

Sınai üretimin ihtiyaç duyduğu bu yüksek nitelikte iş gücünü yaratabilen toplumlar bu yarışta diğer toplumların önüne geçmişlerdir.

Yeterince yüksek nitelikli işgücü yetiştirmeyi beceremeyen toplumlar bu yarışta geri kalmış ve gelişmiş toplumlarca sömürge haline getirilmişlerdir.

Aslında taa en başından beri insana üretim yapma becerisini sahip olduğu bilgi ve bu bilgiyi aktarma becerisi kazandırmıştır. Yazının ve yazı materyallerinin bulunması, yazılı metinlerin çoğaltılması, matematik formüller ve sistemlerin oturup standart hale gelmesi hep bu bilginin saklanması ve nakledilmesi ile ilgilidir.

Eğer bilgiyi saklayıp, kaydedip sonraki nesillere ve başka insanlara aktarma yeteneğimiz olmasa idi aynı bilgiyi birçok defa uğraşıp yeni baştan keşfetmemiz gerekirdi. Eğitim başka insanların ve önceki nesillerin bulduklarını, bildiklerini sonraki nesillere ve başka insanlara aktarmalarının kurumsal yoludur.

Bilgiyi keşfetmek ve üretmek bir yana herhangi bir eksilmeye neden olmadan saklamak, aktarmak ya da iletmek bile başlı başına çok önemlidir.

Konuşulan dil, kullanılan alfabe ve yazı tekniği, saklama ve aktarma yöntemlerinin pratikliği ve verimliliği bu yüzden büyük bir öneme haizdir.

Kil tablete çivi yazısı ile yazmak yahut da taşa hiyeroglif kazımak ile matbaada kitap basmayı matbaada kitap basmak ile de bir bilgiyi sayısal ortamda yazıp, saklamayı, çoğaltmayı ve dağıtmayı bir karşılaştırın isterseniz. Aradaki verimlilik hız ve pratiklik farkını göreceksiniz.

Mesela mimari bir projeyi elde çizmek bilgisayarda çizmekten çok daha yavaş ve pahallı değil midir?

Sanayi devrinin sonuna geldik artık önümüzde bilgi çağı olarak adlandırılan yeni bir dönem var, bilgi üretmek, saklamak ve iletmek bu dönemin en stratejik unsuru olacaktır. Bu stratejik unsura uyum sağlayabilecek bir kitlesel eğitim bu yüzden yaşamsaldır.

Facebook Yorumları

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz