Bir ülke ekonomisi için doğrudan yabancı yatırım gelmesi önemlidir, çünkü istihdam ve vergi geliri yaratır, teknoloji transferi sağlar. Lakin bu tip yatırımlar öyle ceketinizi alıp gidebileceğiniz türden işler değildir yerleşiktir, kalıcıdır bu yüzden de herşeyden önce yatırım yapılacak ülkeye güven duymayı gerektirir.

Doğrudan yatırım bir anda yapıp, hızlıca karşılığını alıp, çıkıp gidebileceğiniz türden bir ekonomik faaliyet demek değildir. Bir fabrikanın inşa edilmesi, üretime alınması yıllar sürer ve yatırımın kendisini amorti edebilmesi içinde en az beş, on yıl zaman geçmesi gerekir. Doğrudan yatırım için yatırım yapacağınız ülkenin en azından bir on yılını görebilmeniz, on yılına güvenmeniz gerekir.

Medyaya yansıyan haberlere göre en son Alman Volkswagen’in yılan hikayesine dönen Türkiye yatırımı da iptal edilmiş bulunuyor.

Yabancılar sadece doğrudan yatırımdan değil hisse senedi yatırımı dahi yapmaktan kaçınıyor. Borsa İstanbul’da yabancı yatırımcının hızlı çıkışı sürüyor. Borsa İstanbul’da yabancıların payı yüzde 49,82 ile 18 Mayıs 2004 tarihindeki seviyeye döndü. Yabancılar satıyor, alıyor parasını çıkıyor.

Sadece doğrudan yatırımlar yada hisse senedi yatırımlarında da değil yabancılar Türkiye’ye borç vermekte bile tereddüt ediyorlar

Biliyoruz ki Hazine’nin borçlanma senetlerinde yabancı payının şimdiye kadar görülmedik düzeye geriledi. Bir ara yabancı payı yüzde 23’e yükselmişti, oysa Hazine kağıtlarının artık yalnızca yüzde 4.3’ü yabancıların elinde. Yabancılar yılın ilk beş ayında tam 40 milyar liralık iç borçlanma senedini satarak piyasadan çıktı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre mayıs sonu itibarıyla iç borç stoku 1 trilyon 111 milyar lira düzeyinde, bu borcun 1 trilyon 63 milyar lirası yurtiçi yerleşikler tarafından verilmiş, yabancılara olan borç ise 47.8 milyar lira. Yabancılara olan borcun toplamdaki payı sadece ve sadece yüzde 4.3 düzeyinde.

Dünya gazetesinde Alaattin Aktaş konu ile ilgili bir okur mektubuna yer vermiş, bu durumu en iyi anlatan, yaşanmış olaylardan biri olduğu için ben de bu mektuptan bir bölümü paylaşmak istiyorum:

“Türkiye’ye niye doğrudan yabancı yatırım yapılmadığının en önemli nedeni bağımsız ve hızlı yargının olmamasıdır. Biz nasıl başka bir ülkede iş yapacakken hukuk güvensiz ise her an ‘Ceketimizi alıp gidebileceğimiz’ işlere bakıyorsak, yabancı da bize öyle bakıyor.
Bir örnek vermek isterim. Yıllar önce boru fabrikatörü bir dostum Orta Asya’daki bir Türk cumhuriyetindeki güçlü bir gruptan birlikte iş yapma önerisi aldığını söyledi ve son kez benden de bir inceleme yapmamı istedi. Başkente indim, Türklere vize bile yokken, yeşil pasaportlu olan bana zorluk çıkardılar. Gümrükten çıkmam gecikti. Bunun üstüne oradaki müstakbel ortaklar gelip beni en içeriden dışarı çıkardılar. Güçlerini görmüş oldum.
Yatırımın yapılacağı ildeki vali ile de buluşma ayarladılar. Araştırmamda nitelikli borumuza talep olacağını da gördüm. Yani her şey iyi gibiydi…
Dönüşte görüşümü merak eden arkadaşıma şu soruyu sordum:
‘Diyelim ki yatırımı yaptık; çok iyi satış yapıyoruz. Bizim ortaklar bir gün kapıdaki bekçiye bizi içeri sokmamasını söylerse ne yaparız?’
O an yatırımdan vazgeçtik.”

Hükümetler nezdinde baskı yapabilen büyük şirketler, maden ve petrol devleri hukukun olmadığı bu tip riskli ortamlarda yatırım yapabilir, işler kötü giderse siyasi, ekonomik ve hatta askeri baskı ile işlerini çözebileceklerini düşünürler ama küçük ve orta boy şirketlerin yada yatırımcıların bu tip bir olanağı yoktur bu yüzden de riskli ülkelere yatırım yapmaktan kaçınırlar.

Ben de yurt dışında yatırım yapmak isteyen Türk yatırımcılara yada Türkiye’de yatırım yapmak isteyen yabancı yatırımcılara zaman zaman danışmanlık hizmeti veriyor, bazende sorunlarını çözmelerine yardımcı oluyorum. Türk yatırımcıların hukukun olmadığı topraklarda nasıl ve ne büyüklükte mağdur olduklarını gördüm. Bir çok yatırımcının milyon dolarlarını bırakıp elde bavulu ile dönebildiği için kendini şanslı hissettiğine de şahit oldum. En son yaşanan uçak krizinde Rusya’da ki Türk yatırımcıların ne sıkıntılar yaşadığını hep beraber gördük, duyduk değil mi?

İşin açığı AKP iktidarının 2000’li yılların başında yakaladığı yatırım ivmesi Avrupa Birliği ile üyelik sürecinin getirmiş olduğu “bağımsız, tarafsız ve evrensel hukuk güvencesi” sağlanacak beklentisi üzerine inşa edilmişti.

Bu beklenti hızla aşınıyor, artık yabancılar sadece Türk ekonomisine değil; hukukuna ve siyasetine de güvenmiyorlar, bu yüzden yeni yatırımcılar gelmiyor, zamanında gelmiş olanlarda mümkün olduğu kadar az zararla ve mümkün olduğu kadar hızlıca çıkmaya çalışıyor. İktidarın bu gerçeği en kısa zamanda görüp idrak etmesini diliyorum, yoksa işimiz çok zor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz