NAZ: ŞİİR DÜNYAYA TUTTUĞUMUZ BİR AYNADIR

0
28

Hem şair hem de radyo programcısı Elif Reyya Naz, şiir yazma ve şairlik üzerine görüşlerini gazetemiz ile paylaştı. Radyo programcılığı ile şiiri insanlara aktarmada bir araç olarak kullandığını ve bu anlamda çalışmalar yürüttüğünü belirtti.

Esma ALTIN/ANKARA

Şair ve radyo programcısı Elif Reyya Naz, şiir yazmak için bazı yetilere sahip olunması gerektiği ve şiir yazabilmenin, şair olabilmenin bazı ölçüleri olduğu ile ilgili görüşlerini gazetemiz ile paylaştı. Naz: “Şiir benim için vazgeçilmez. Okumaktan yazmaktan keyif aldığım uzun ve hiç bitmeyecek bir yolculuk. Şiirin temelinde, yaşamın karmaşası ve bu karmaşa içinde insanın kendini arayışı vardır. Herkes şiir yazabilir mi?  Yazabilir elbette. Zaten pek çok kişi de şiir yazdıklarını ve şair olduklarını  söylüyor. Peki bunun bir ölçüsü var mıdır? Bence vardır. Öyle ben şairim demekle şair olunmuyor maalesef. Özellikle insanlar serbest şiirde bu yanılgıya düşüyor diye düşünüyorum.” dedi.

- Reklam -

‘BENİM İÇİN ŞİİRİN YERİ DAHA ÖZEL’

Hem şair hem de radyo programcısı olan Naz kendisi ile ilgili şu bilgilere yer verdi; “Hacettepe Üniversitesi Ankara Meslek Yüksek Okulu ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümlerinden mezun oldum. 1999-2002 yılları arasında, Ankara’da yerel bir gazetede köşe yazıları yazdım. 2010-2018 yılları arasında internet üzerinden yayın yapan radyolarda ve çeşitli şiir grubu platformlarında programlar hazırlayıp sundum. Kendi şiirlerimin  yanı sıra, çok sayıda şairin de şiirlerini seslendirdim. Çalışmalarımın pek çoğunun videolarını ‘Elif Reyya Naz’ Youtube kanalımdan, İnstagram hesabımdan ve Facebook hesabımdan paylaştım. Şiiri Özlüyorum, Kadına Dair Her şey, Göl Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi vb. dergilerde şiirlerim ve röportajlarım yayınlandı. Göl Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi için röportajlar yapmaya devam ediyorum. Kitaplarım; 2017 yılında Göl Yayınları ile yayınlanan Yoksun Aslında ve 2019 yılında yine Göl Yayınları ile yayınlanan Varsın Aslında. Bunlarla birlikte üzerine çalıştığım ve yayınlanmasını planladığım bir  de öykü dosyam var.”

İki farklı alanda çalışmalar yapan Naz, şiirin kendisindeki yeri hakkında konuştu ve sözlerine şöyle devam etti; “Önce radyo programlarından bahsedeyim. Sonrasında şiir.  Çünkü şiirin yeri biraz daha özel bende sanırım.  2010 – 2018 yılları arası radyo çalışmalarımın olduğu yıllar. Aynı zamanda şiir seslendirdiğim zamanlara denk geliyor. O dönemlerde şiir yazmaktan çok, seslendiriyordum. Bazen internet üzerinden yayın yapan radyoların programlarında bazen Ankara’da çeşitli sanat platformları için hazırlayıp sunduğum programlarda kendi şiirlerim de dahil olmak üzere pek çok şairin şiirlerini seslendirdim. Program mekanı, kimi zaman frekanslı bir radyo, kimi zaman internet radyosu oldu. Bazılarında konuklarla birlikte bazen de interaktif yürüttüğüm keyifli programlardı. Çünkü ben yaparken çok keyif alıyor, eğleniyordum, bu enerji de dinleyiciyi etkiliyor, onları da keyifli bir programın içine çekiyordu. Bu vesile ile  yaklaşık 8 yıl radyo programları yapmış oldum. Bir saat ile iki saat arası süren programların hazırlık aşaması yorucu oluyordu. Şiirleri de kaleme almaya başlayınca radyo ve kitap ikisi birden zor oldu. Sanırım yazmayı tercih ettim.  Şiir benim için vazgeçilmez. Okumaktan yazmaktan keyif aldığım uzun ve hiç bitmeyecek bir yolculuk.”

‘ŞİİR BİR AYNA GİBİDİR’

Kendisi için şiirin neleri ifade ettiğini açıklayan Naz şunları dile getirdi; “Bana göre şiir, bir insanın kendisini, diğer insanları, çevresini ve dünyayı algısını, hisleri, gözlemleri, deneyimleri  ve bilgisi doğrultusunda, sözcüklerin ritmiyle ifadesidir. Şiirin temelinde, yaşamın karmaşası ve bu karmaşa içinde insanın kendini arayışı vardır. Kendimize, diğer insanlara hatta dünyaya tuttuğumuz bir aynadır şiir. Alman Filozof Hegel der ki ‘Güzel sanatların en üstünü ve en zor olanı şiirdir.’ Bir insan niçin şiir yazar sorusunu, bir insan niçin şiir okur sorusuyla birlikte sorup , yanıtlamak gerekir. İnsanlar şiir okur ve şairler şiir yazar çünkü; dünyadaki varlığının sebebini aramak, bulmak varoluşunu anlamlandırmak ister. İşte bu noktada şiir devreye girer. Şiir fikir vermez ama işaret eder. İnsanın kendi nedenine varoluş sebebine  bir cevap bulmak için  yolda olmak gerektiğini anlatandır şiir.”

Pek çok şair ve yazar gibi kendisinin de edebiyata ilkokul yıllarında başladığını ve şiir ile Atilla İlhan sayesinde tanıştığını ifade eden Naz şunları söyledi; “Benim hikayem de pek çok şair ve yazardan farklı değil. Temeli ilkokula kadar uzanan bir yolculuk. İlkokul yıllarında amacı öğrenciye sorumluluk almayı öğretmek, öğrencinin özellikle ilgisi olan alanlarda eğitmek bir anlamda sosyalleşmesini sağlamak olan eğitsel kol çalışmaları vardı. Müzik, Spor, Kızılay, Kitaplık vs. Ben hep Kitaplık kolu olmaya çalışırdım. Birkaç kez de başarmıştım bunu.  O dönemlerden başlamış kitaplara meylim demek ki. Kitaplık kolu olduğum zaman pek çok kitaba ulaşabiliyor okuyabiliyordum. Türkçe ve Dil Bilgisi derslerim her zaman iyiydi. Sonra ortaokul lise yıllarında da Edebiyat ve kompozisyon hep başarılı olduğum derslerdi. Kitap okumayı seviyordum ancak şiir çok okuduğum söylenemezdi. Bir gün o şiirle karşılaşana kadar. Neye kime bu kadar mecbur olmak istemiştim bilmiyorum ama, hiç o şiirdeki gibi kimseye mecbur olmadım, şiir dışında. Evet,  Attila İlhan’ın   ‘Ben Sana Mecburum’ şiiri benim için milat oldu. Bu şiiri çok sevmiştim. Tamamını  yazıp odamın duvarına astım. Bununla kalmadım tabii. Duvarımın  başka şair konukları da oldu o dönemde. Orhan Veli Kanık, Ümit Yaşar Oğuzcan, Nazım Hikmet, Özdemir Asaf gibi. Onların şiirlerini de yazdım astım duvara.”

Herkes şiir yazabilir mi, şair olabilir mi sorusu üzerine bir aforizma geliştirdiğine dikkat çeken Naz, şunları aktardı; “Aslında buna karşılık gelen bir aforizmam vardı benim. Şöyle ki; ‘Herkes her şeyi yapabilir ancak, bazıları daha iyisini bazıları da en iyisini yapar.’ Yani herkes şiir yazabilir mi?  Yazabilir elbette.  Zaten pek çok kişi de şiir yazdıklarını ve şair olduklarını  söylüyor. Peki bunun bir ölçüsü var mıdır?  Bence vardır.  Hece şiiri yazdığınızı  zannedip, hece ölçüsünden bihaberseniz, Divan şiiri yazdığınızı zannedip, aruz ölçüsü bilmiyorsanız, nesir şeklinde olan cümleleri alt alta getirip aktardığınız duyguları şiir sanıyorsanız , o zaman sizin yazdığınız şiir değil, siz de şair değilsiniz demektir. Öyle ben şairim demekle şair olunmuyor maalesef. Özellikle insanlar serbest şiirde bu yanılgıya düşüyor diye düşünüyorum. İnsanlar bir şeylerden etkileniyor, alıyor kağıdı kalemi eline veya geçiyor bilgisayarın başına ya da açıyor cep telefonundan not defterini başlıyor yazmaya. Sonuç; serbest şiir yazdım. Peki ama yazdığınız acaba şu sorulara karşılık verebiliyor mu? Yazdıklarınızın; edebi değeri var mı? Okuyana bir mesaj veriyor mu? Anlatmak istediğiniz şeyi karşınızdakine intikal ettirebiliyor musunuz? İmgeleri, tasvirleri, tamlamaları, imla kurallarını doğru olarak kullanabiliyor musunuz? Yazdıklarınızın kendi içinde bir ahengi, bütünselliği var mı? Sıradan kelimeler dışındaki kelimelere de yer verdiniz mi? Edebi sanatlardan yararlandınız mı? Gibi bir sürü soruya olumlu yanıt verebildiyseniz tamamdır. Yazdığınız şiirdir. Şairlik meselesine gelince. Siz değil de, sizin yazdıklarınızı okuyanlar size şair diyorsa o zaman şair olma yolunda ilerliyorsunuz denilebilir. Çünkü bence, şiir yazan birinin şair olup olmadığına zaman karar veriyor. Eğer şiirleriniz bugün okumanın dışında, yarına da ulaşabilirse şairsiniz demektir. Şair kimdir, sorusunun cevabını zaman veriyor.  Ben kendi adıma;  yazmaya çalışan, kendini, yaşadığı dönemi, insanları, doğayı, olayları, hissettiklerini, gördüklerini  kalemi yettiğince anlamaya, anlatmaya çalışan, bunun için çabalayan biriyim.” 

‘ŞAİR TOPLUMUN VİCDANIDIR’

İyi bir şair olmak için bazı kriterlerin olması gerektiğine inanan Naz şunları belirtti; “Her resim yapana ressam diyemeyeceğimiz gibi, her şiir yazana da şair diyemeyiz. Sorunsuz, gel-gitsiz yaşamdan şair çıkmaz. Şairin kendisiyle, diğerleriyle, çevresiyle,  dünyayla derdi, sorunu  vardır. O hep, sorgular, düşünür, kaygılı ve endişelidir. Rahatsız insandır şair. Yaşamdan, onun neşesinden, hüznünden beslenir. Sözcüklerle içini döker, algısını, düşüncesini, gözlemlerini, hissiyatını anlatır ahenkle. Bunu en iyi şekilde yapabilmek için de emek verir, çalışır, okur, araştırır, düşünür. Biriktirdiklerini harmanlar ve yeni eserlere dönüştürür. Şair toplumun vicdanıdır. Sorgulayan, eleştiren bir tavrı olmalıdır. İnsanın ruhuna, benliğine ayna tutmalıdır. Şiir yazma eylemini sürekli kılan kişidir. Şiiri hayatının merkezine oturtur. Şiirin gözlüğünden bakar hayata ve kelimelerin arkasını görür. Gerçek şairlerin amacı, çok sayıda şiir yazmak değil, hafızalarda yer edebilecek birkaç şiir yazmaktır. Onlar kendilerini tanımlarken ben şairim demez. Çağdaşları ve gelecek kuşaklar verir onlara o payeyi eserleri doğrultusunda. İyi bir şair aynı zamanda iyi bir okuyucu, iyi bir araştırmacıdır. Eserlerinde bu birikimin izlerine rastlamak hiç de zor değildir.”

İlk kitabı Yoksun Aslında ile ikinci kitabı Varsın Aslına arasındaki ilişkiyi ve vermeye çalıştığı mesajı anlatan Naz sözlerine şöyle devam etti; “İsimlerden başlayalım. Her iki kitabım için de kalabalık bir isim listem vardı. Seçimi neye göre yaptım bunu paylaşayım sizinle. Yoksun Aslında,  kitabımda bir şiirin de adı . Neden bu şiirin adını kitabın da adı olarak düşündüm?   Çünkü kitap isimleri ve kapağı önemlidir. Okuyucu ilk önce sizin eserinizin adı ve kapağı ile karşılaşır. Düşünün bir kitap fuarına gittiğinizde kitap standına sıralanmış pek çok kitap içinde ilk ilginizi çeken kitaplar kapak tasarımı ve ismi size farklı gelen veya bir anlam ifade eden ya da merak uyandırabilen eserlerdir. Eğer aklınızda belirlediğiniz bir eser ya da kitap yoksa, öyle rastgele bakarken ilginizi en çok çeken kitabı elinize alır incelersiniz. İşte bu noktada Yoksun Aslında ilgi çekici olabilir diye düşündüm ve kitaba bu ismi verdim. İnsanlar kendi hayatlarında ve başkalarının hayatında o kadar yoktular ki, bir isimle, bir cümleyle, bir dizeyle  yoksun aslında diyerek, bir yandan da kendilerini sorgulamalarını istedim  Kendi hayatımızda ya da sevdiklerimizin hayatında, acaba ne kadar vardık? Var olabiliyorduk? Kitaplarım,  isimleri yüzünden sanki bir ikilem gibi görünse de öyle değil. İlkini çıkardığımda ikinci kitabım ile ilgili bir düşüncem ya da planım yoktu. İlk kitabımla  İstanbul Tüyap sonrası Ankara, Bursa, İzmir ve Kocaeli kitap fuarlarına katıldım.  Kitap fuarları bambaşka bir deneyim. Her yazar ya da şairin, her edebiyatçının bunun deneyimlemesi gerektiğine inanıyorum. İkinci kitabımı çıkarmama karar vermem, 2019 yılında Ankara Kitap fuarına katılmam ile alakalı oldu diyebilirim. Şöyle ki; ilk kitabımla Ankara kitap fuarına katılmıştım zaten.  Yayınevim 2019’da tekrar Ankara kitap fuarına katılınca ben de yayınevinin bir yazarı olarak o fuara katılacaktım. Aynı kitapla ikinci kez fuara katılmak istemedim ve ikinci kitap fikri oluştu kafamda. Zaten birikmiş şiirlerim, aforizmalarım vardı. Onları toparlayıp ikinci kitap dosyasını oluşturdum. İsim üzerine yine çok düşündüm ve aniden ‘Varsın Aslında’  demek geldi bu kitaba. Böylece ikinci kitabım da aynı zamanda var olabilmeyi varlığı anlattı kitaba ismini veren şiirle. İlk kitaba ismini veren şiirimi de paylaşmak isterim;   

YOKSUN ASLINDA

İstemeden dilime dolanmış bir şarkı geçiyor zihnimden

Sonra sen.

Yolda sevmediğim birine selam veriyorum

Sonra sana.

Konuşmak zorunda kalıyorum telefonda biriyle

Sonra, susuyorum sana.

Düşündüm de;

Sen var mısın ki?

Yoksun aslında

İkinci kitaba ismini veren şiirim de şöyle;

VARSIN ASLINDA

Güneşin denize düşürdüğü pırıltılı sularda

Dans ediyor bir kuğu,

Ezgisi sazlıklardan.

Bulutlar yeşil bir şarkıyı giyiniyor

Yaban gelincikleri açsın diye.

Su kuşlarının neşeli sesleri yankılanıyor dalgalarda,

Dünyanın rengi huzur, var oluş

Sonra,

Namludan çıkan tek kurşun

Kuğu yok…

Bulutlar kara, su kırmızı

Rüzgâr çığlık, sazlıklar suskun

Kuşlar ölü…

İnsan! Var, varoluş!

Güneş soluyor, gece yanıyor

Silah var, insan var

Yok oluşla, var olan insan var

Kuğu yok, kuşlar ölü, su kırmızı

Yağmur düşüyor, yağmur üşüyor

İnsan! Var.

İnsan, var mı?

İkinci kitabımla sadece Ankara kitap fuarına katılabildim. 2019 yılında gerçekleşen fuarlara, koşullar uygun olmadığı için o dönemde katılamadım. 2020 fuarları gündemimdeydi ancak, 2020’de değil fuara katılmak sokağa bile çıkamaz olduk malum.”

‘EDEBİYATÇI ÇAĞA AYAK UYDURMALI’

Gelişen ve ilerleyen teknoloji çağı ile birlikte özellikle iletişim araçlarının edebiyat üzerindeki etkilerine değinen Naz; “Her alanda olduğu gibi edebiyat alanındaki etkisi de yadsınamaz. Edebiyatçı da toplumun diğer fertleri gibi çağa ayak uydurmalı, teknolojiyi gerektiği gibi kullanabilmeli hatta diğerlerine oranla çok daha fazla hakim olabilmelidir. Düşünün ki, şu an her şey internet ortamında gerçekleşiyor. Bir edebiyatçı internet üzerinden araştırma yapamaz, iletişim kuramaz, sosyal medyayı kullanamaz ise sesini nasıl duyuracak.  Şimdilik sınırlı bir kitleye ulaşabilirken belki de birkaç yıl içinde işlevselliğini tamamen yitirecek olan platformlara bağlı olarak, artık hiçbir kitleye ulaşamayacak. Aslına bakarsanız şu an edebiyat neredeyse tamamen internet üzerindeki dijital platformlardan ilerliyor. Edebiyatçının da , edebiyatın ve ürettiği eserlerin sürdürülebilirliğini sağlamak için teknolojik iletişim araçlarının kullanımına hakim olması şarttır.” dedi.

Pandemi döneminde insanların bir nebze de olsa yalnızlık hissinden kurtulabilmeleri için çalışmalar yürüttüğünü vurgulayan Naz; “Geçen sene pandemi döneminde ‘Elif Reyya Naz’  Youtube kanalımdan yayınladığım  ‘Evde Mikrofon Sende’  isimli bir sosyal farkındalık projem oldu. Sanırım 1 ay sürmüştü. Pek çok sanatçı ve şair arkadaşımın destek verdiği bu çalışma, hem katılanlara hem de çalışmayı takip edenlere o dönemde çok iyi gelmişti. Her gün bir sanatçı dostumuzun bir şarkı ya da türküyle ve bir şair dostumuzun da bir şiir seslendirmesiyle eşlik ettiği güzel bir projeydi. Bu vesile ile katılan tüm dostlarıma tekrar teşekkür ederim. Kıymetli okuyucularınız da Youtube’dan çalışmayı izleyebilirler. Son olarak da şunu belirtmek istiyorum; Her ne yapıyorsak, en iyisini yapabilmek için, okumalı, anlamalı, gözlemlemeli, dinlemeli, çalışmalı, emek vermeli ve en önemlisi düşünmeliyiz. Konfüçyüs’ün dediği gibi; Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak tehlikelidir.” ifadelerini kullandı.

- Reklam -