Mühim olan aşkımız o da bitti şaşkınız…

0
15
- Reklam -

Afganistan konusunda topluca yaşadığımız şaşkınlığı çok güzel anlatıyor 70’li yıllarda dilimize pelesenk olmuş olan başlıkta ki bu tekerleme…Birde Zzzt Erenköy.. vardı o da uyar hani yaşamakta olduğumuz aymazlığa. Ruslar girdi meseleye tutunamadılar.. Amerika 11 Eylül bahanesiyle daldı konuya rezil rüsva oldu. Hani bizde büyük ayar verici süper güçlerden biri olduğumuzu vehmediyoruz ve  Saray siyasetimiz milli müteahhitlerimize ekmek çıkar mı? acaba diye aportta bekliyor ya…Katar’la birlikte kendimizi ateşe atmaya teşneyiz ya… Tekerlek kırılmadan yol gösterici olmak amacıyla…Afganistan konusunda; Vaziyetten çıkarmamız gerekecek duruşumuzu  saptamak adına Süreyya Yiğit’i dinlemeye devam…Köşemizin siyasi katkı vericisi Tiflis New Vision Üniversitesi Uluslararası İlişkiler kürsüsü Profesörü Süreyya Yiğit der ki; “Malum çeyrek yüzyıl önce, Taliban sistematik iç baskı uygulayarak, Afgan’ların insan haklarını inkâr eden ve uluslararası bir parya olarak kabullenen teokratik otoriter İslamcı bir rejim kurdu. Yeni hükûmetin bu sefer farklı olup olmayacağına dair ilk göstergelere en iyi ihtimalle ancak karışık diyebiliriz. Taliban büyük ölçekli kan davaları ve cinayetlerinden kaçınırken, geri dönüşleri kitlesel bir göçe, özgür medyaya, kadınlara, azınlıklara ve muhaliflere karşı nasıl davranacakları konusunda artan endişelere yol açtı. Taliban için iki alternatif mevcut. Ya kapsayıcı bir hükûmet kurma, Afganistan’ın çeşitliliğine saygı gösterme ve kadınlar da dahil olmak üzere tüm Afgan’lar için hizmet ve istihdam sağlama, ya da Sünni endeksli bir din diktatörlüğü kurma. Belki de en büyük endişe terörle mücadele taahhütlerini yerine getirecekleri ve mali yardım akışını sağlamak için Batı ile birlikte çalışacakları mı, yoksa bir kez daha izolasyonu benimseyecekleri üzerine yoğunlaşmakta. Washington ve müttefikleri Taliban’ın davranışını hâlâ nasıl etkileyebileceklerini tasarlamaktalar.
ABD’nin Afganistan’daki başarısızlığı önceden belirlenmiş değildi, ancak Washington ilk yıllarda kendi istikrar çabalarını ciddi şekilde aksattı. Tarihsel olarak, ABD askerî saldırganlık, soykırım, nükleer silahların yayılması gibi sebeplere dayanarak Afganistan örneğinde de devam eden terörist operasyonlara bir son verme niyetiyle askerî müdahaleler başlattı. Hedefe ulaşıldığında, Afganistan’da olduğu gibi, El Kaide’den gelen acil tehdit ortadan kaldırıldığında, müdahale eden güç olarak bir yol ayrımına geldi. Tekrar eden olayları önlemek için, kalıcı olarak işgal, periyodik olarak yeniden işgal etme veya asgari düzeyde yetkin bir halef rejimin kurulmasına yardım etmeyi taahhüt etmek arasında seçim ile karşı karşıya kaldı. Bu ideal olarak kendisi ve komşularıyla barış içinde bir toplum bırakmasına izin verebilirdi. Başkan Bush’un Afganistan’ı yönetmeye isteksiz ve El Kaide’nin yeniden canlanması tehdidiyle karşı karşıya kalan yönetimi, üçüncü seçeneği seçti – ancak üstlendiği zorluğun tüm boyutlarını kavrayamadı.
Nihayetinde Amerika’nın kendisine zor sorular sorması şart. Başkan Biden da ulus inşası olarak bilinen tüm çatışma sonrası istikrar ve yeniden yapılanma çabalarının ABD güçlerinin kapsamlı bir şekilde kaçınması gereken bataklıklara yol açtığını ileri sürüp, kendilerinin Afganistan’ın imparatorlukların mezarlığına sürüklendiklerini inkâr etmiyor.”
Kibar üslubuyla hocam ‘Afgan’dan gelecek hayır olmaz olsun’…

- Reklam -
- Reklam -