Moskova Ateşkesi

0
143

5 Mart 2020 tarihinde Moskova’da 5 saat 45 dakika süren görüşmelerin ardından “ateşkes” ilan edildi. Ateşkes, gerçek anlaşma yapılıncaya kadar silahların susmasıdır. Taraflardan birisi kötü niyetli davranıp ateşkes süresini yeni bir saldırı için hazırlık fırsatı olarak kullanabilir. Ateşkes, “her şey bitti, barış geldi” demek değildir.

Dün uzun bir bekleyişin ardından Rus lideri Putin ekranların karşısına geçerken Erdoğan’ın bakışlarını oldukça endişeli buldum. Sonra Putin konuşmaya başlayınca bu endişem daha da arttı. Ancak Putin konuşmasının ikinci kısmında ateşkesin kabul edildiğini bildirince Suriyeli mazlumlar için ve orada canlarını ortaya koyan Mehmetçiğimiz için sevindim.

Ateşkes imzalandı ve 6 Mart 2020 saat 00.01’de yürürlüğe girdi. 6 Mart saat 21.00’e kadar ateşkesi bozan bir hareket haberi gelmedi. Umarım bundan sonra da gelmez. Suriye halkı Cenevre Görüşmeleri’nde yeni bir demokratik siyasî nizamda anlaşırlar. 10 milyona yakın Suriyeli mülteci kendi evlerine, kendi köylerine dönerler. Türkiye de, Ürdün de ve mülteci kabul eden diğer ülkeler de bu yükten kurtulmuş olurlar. Mülteciler evlerine, Amerika’dan, Moskova’dan, Tahran’dan gelen yabancılar de kendi memleketlerine dönerler.

Bahar Kalkanı Harekâtı’nda zorlu bir sınav verdik. Mehmetçiğimizin ve onun yanındaki bütün görevlilerimizin yapmış oldukları kahramanlıkları, fedakârlıkları bir gün tarih yazacaktır. Ancak Mehmetçiğimiz orada canını ortaya koyup destan yazarken ülke içerisinde hiç istenilmeyen tatsız olaylar da yaşadık. TBMM’ndeki görüşmeler sırasında ben HDP kanadından çatlak ses çıkmasından korkuyordum. Ama onlara sıra bile gelmedi. Mecliste hakaretler, tehditler ve arkasından sille-tokat itişip kakışmalar. Bütün bunlar böylesi bir günde yaşanmamalıydı. Vatandaş olarak çok üzüldük.

Moskova Ateşkes’i iktidar tarafından “başarı”; muhalefet tarafından “hezimet” olarak değerlendirildi. “İdlip’te ne işimiz var?” diye soranlar bile areşkesin imzalanmış olmasından dolayı sevinmediler. Sanki muhalefet yapmak, “her şeye, ama her şeye karşı olmak”.
“Arap Baharı”nı Türkiye Cumhuriyeti planlamadı. Fas’ta, Cezayir’de, Libya’da düğmeye basanlar Suriye’de de düğmeye bastılar. Türkiye, milyonlarca mülteciye sınırlarını açmak zorunda kaldı. Yıllarca bu insanları yedirdi, içirdi, güvenliklerini sağladı. Ne zaman ki ABD, PKK-PYD kuvvetlerini silahlandırdı. Güney sınırımızda bir “Terör Koridoru” açmak planları yaptı, işte o zaman Türkiye Suriye’ye girmek zorunda kaldı. Bunu yapmak zorundaydı. Son anda ve son çare olarak yapmak zorunda kaldı. Bunu iktidarda kim olursa olsun yapmak zorundaydı. Başka hiçbir yol, başka hiçbir çare yoktu. Türkiye’yi bu kıskaca sokmak isteyenlerin oyunu El-bab’da, Cerablus’ta, Afrin’de Zeytin Dalı Harekatı’nda, Fırat Kalkanı Harekatında bozuldu.
Batı’nın gayrımeşru çocuğu İŞİD tehlikesi ortadan kalktı. Ama İŞİD’i bitirmek için geldiğini söyleyen ABD halen bölgede petrol kuyularının başında bekliyor. Hala PKK-PYD teröristlerine destek veriyor.

İran, Irak’ta, Yemen’de, Suriye’de “mezhep koruması” maskesi altında “Pers”lerin ayak izini arıyor. Yemen’de çocuklar, kadınlar ölüyor. Suriye’de çocukların üzerine “varil bombaları atılıyor”. Rus koruması altındaki Esed kendi vatandaşlarını öldürmeye devam ediyor. Yüzbinlerce Suriyeli mülteci Yunanistan üzerinden Avrupa’ya geçebilmek için hayatlarını tehlikeye atıyorlar. Diktatör Esed, hiçbir şey olmamış gibi tahtında oturmaya devam ediyor. 10 milyon vatandaşı mülteci hayat yaşarken, diktatörlüğünü gizlemek için “seçim” tiyatrosuna soyunuyor. Eğer o tahtından vazgeçebilme ferasetini gösterebilmiş olsaydı bugün Suriye ve Suriyeliler kazanmış olacaktı.

Ateşkes imzalandı. Ama henüz eller tetikte. Türkiye dışında hiç kimse kalıcı çözüm için ciddi bir çaba içerisinde değil. Evlerinden, yurtlarından edilen insanlar kendi kapılarına gelmediği sürece “nema problema”.

ABD, Rusya ve İran hiçbir sınırları olmadığı için Suriye’den bir an önce çekilmelidir. Hiçbir meşrutiyeti kalmamış olan Esed’in davetinin de bir anlamı kalmamıştır. Suriye’de kalıcı barışı sağlamak için geniş kapsamlı demokratik siyasî oluşumun önü açılmalıdır.
İdlip’te Afrin’de Mehmetçiğimizin kanı ile terörden arındırılan toprakların tekrar olayın baş sorumlusu Esed’e teslim edilmesi düşünülemez. Bu topraklarda 7 yıldan bu yana ülkemizde misafir ettiğimiz Suriyeli mülteciler yerleşecekler ve huzur içinde yaşayacaklar. Mehmetçik de alnının akıyla yuvasına dönecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz