Moody’s not kırmaya devam ediyor

0
51

Geçtiğimiz hafta sonuna girerken Cuma günü uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin uzun dönemli döviz cinsinden kredi notunu ‘B1’den ‘B2’ye düşürmüş, not görünümü ise negatifte bırakmıştı.

Bilmeyenler için hatırlatayım kredi derecelendirme notu, bir ülkenin ya da bir kurumun kendisine verilen borçları geri ödeyebilme kapasitesini veya geri ödeyememe olasılığını gösteren bir kredi riski değerlendirmesidir.

Moody’s tarafından yapılan açıklamada Türkiye’nin kredi notunun düşürülmesinde 3 temel faktörün rol oynadığı belirtilmiş ve gerekçe olarak da jeopolitik riskler ile ödemeler dengesi, mali tamponlar ve kredi profiline yönelik riskler gösterilmişti.

Türkiye’nin ülke notunun düşürülmesinin ardından hafta başında kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s 13 Türk bankasının kredi notunu da düşürmüş ve not görünümlerini ise negatif olarak açıklamıştı.

Moody’s, 12 Türk bankasının dövizcinsinden uzun vadeli mevduat kredi notunu, altı bankanın uzun vadeli karşı taraf risk notunu ve uzun vadeli karşı taraf risk değerlendirmesini, bir bankanın uzun vadeli üst düzey teminatsız kredi notunu bir basamak ve üç bankanın uzun dönemli döviz cinsinden karşı taraf risk notunu ise iki basamak indirmişti.

Moody’s’in Salı günü yayınlanan notunda 13 bankanın notunun düşürülmesinin kurumun geçen hafta Cuma günü yaptığı ülke notu indiriminden kaynaklandığı da belirtilmişti.

Moody’s, Türkiye’nin ve Türk bankalarının kredi notunu düşürmesinin ardından bu seferde 8 dev şirketin de notunu indirdi.

Moody’s’den yapılan açıklamaya göre, Anadolu Efes, Coca Cola İçecek, Erdemir, Koç Holding, OYAK, Turkcell, TÜPRAŞ ve Şişe Cam’ın kredi notları ‘B1’den ‘B2’ye çekildi ve kredi notlarının görünümü de ‘Negatif’ olarak belirlendi.

Moody’s geçen hafta Türkiye’nin kredi notunu B1’den B2’ye indirip, görünümü de ‘negatif’ olarak teyit ettiğinde, Cumhurbaşakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şu anda Türkiye, ekonomide pik yapıyor, dibe değil, tavana, onlar da kalkmışlar şimdi bizim puanımızı tekrar düşürme yoluna gidiyorlar. Ne yaparsanız yapın sizin bu puanlamalarınızın kıymeti harbiyesi yok. Gerçek neyse o. Bizim gerçeklerimiz çok daha farklı” ifadelerini kullanmıştı.

İktidar sözcüleri yahut da iktidarı destekleyen politikacıların çıkıp “sıfırcı hoca” lakabını taktıkları kredi derecelendirme kuruluşlarının taraflı hareket ettiğini, Türkiye’nin büyümesini güçlenmesini istemeyen dıj güçlerin emrinde olduklarını, bu kararı tanımadıklarını ve ciddiye de almayacaklarını söylemeleri bu ülkede alışıldık bir durum, yeni bir söylem de değil hemen her not kırıldığında böyle söylemler duyarız zaten.

Politikacılar elbette böyle bir söylemi dile getirmekte serbestler, ellerini tutan, dillerini bağlayan da yok. Vatandaşlarımız da bu söylenenlere inanabilir, bunda da elbette bir mahzur yoktur.

Fakat, kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’deki politikacılar yahut da Türk vatandaşları dikkate alsın diye raporlar yazıp, not vermiyorlar ki. Onların hedef kitlesi ya da müşterileri uluslararası yatırımcılar, kreditörler ve fon sahipleri.

Son derecede yüksek bir döviz finansman ihtiyacı olan Türkiye ise hem ekonomisini çevirebilmek, hem de dış borçlarını ve faizlerini ödeyebilmek için bu kreditörlerden döviz cinsinden kredi bulmaya mecbur.

Kredi notu yeterli seviyede yani yatırım yapılabilir seviyede olmadığı zaman emeklilik fonları gibi bazı büyük fonlar zaten yasal olarak yatırım yapamıyorlar. Geriye yüksek faiz peşinde koşan daha maceraperest yatırımcılar yahut da fonlar kalıyor. Elbette bu fonlardan kredi almak ancak çok daha yüksek bir faiz ödemek ile mümkün oluyor. Bu yüzden hem borçlanma maliyetleri akıl almaz seviyelere çıkıyor ve hem de borç bulunabilecek havuz küçülüyor.

Aslında bu gün pandeminin yarattığı ekonomik ve sosyal kriz ile baş edebilmek için tüm merkez bankaları banknot matbaalarını deli gibi çalıştırmış, piyasayı paraya boğmuş bulunuyor, faiz hadleri ise sıfır ve hatta sıfırın bile altına çekilmiş durumda.

Normal şartlar altında bir ülkenin bu koşullarda borç bulması hem son derecede kolay ve hem de son derecede ucuz olmalı iken Türkiye verdiği akıl almaz faize rağmen borç bulmakta zorlanıyorsa, tüm dış analistler yüksek bir iflas riskine işaret ediyorsa ekonomiyi yönetenlerin biz ne yapıyoruz diye kendilerine sorması gerekmez mi?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz