Modern kapitülasyonlar

0
118

Bu tabiri Yap İşlet Devret projelerine yönelik olarak ilk kullanan ekonomistlerden biri de benim. Geçtiğimiz 10 Kasım’da düzenlenen Mustafa Kemal Atatürk’ü anma töreninde, Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu tabiri kullanmış bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında “Bilindiği gibi Osmanlı’nın yıkılmasında özellikle 1838 Balta Limanı Anlaşması’nın ardından artık kontrolü mümkün olmayan bir hale dönüşen kapitülasyonların ve onunla bağlantılı olarak girilen borç sarmalının büyük etkisi vardır. Gazi Mustafa Kemal’in ve Cumhuriyet’in ülkemize en büyük hizmetlerinden biri tüm baskılara, tehditlere, ısrarlara rağmen kapitülasyonları kaldırmak olmuştur” ve “IMF’ye olan borcu sıfırladık ve artık bizim IMF’ye borç noktasında en ufak bir ilişkimiz kalmadı. İşte o gün kapitülasyon, bu defa IMF. Türkiye’yi faiz, kur, enflasyon prangasıyla modern kapitülasyonlara mahkum etmek isteyenlere karşı şimdi de tarihi bir mücadele veriyoruz.” demiş bulunuyor.

Bu konuşmada kavramsal bir hata olduğunu sanırım danışmanları fark etmedi ve kendisini uyarmadı, çünkü ben dahil bütün ekonomistler modern kapitülasyonlar dediğimizde döviz bazlı hazine garantileri verilen Yap İşlet Devret Projelerini tarif ediyoruz.

Malum kapitülasyonlar bir devlet tarafından anlaşmalara bağlı olarak diğer devlet ya da şirketlere tanınan ekonomik ya da sosyal hak, ayrıcalık ve imtiyazlardır. Kapitülasyon kavramı tarihte kazandığı özel anlamla, bir ülke tarafından başka bir ülkenin vatandaşlarına verilen ticari ayrıcalıkların bütünüdür.

İşin açığı Osmanlı bile kapitülasyon verirken döviz bazlı hazine garantileri vermekten imtina etmişti. Fakat son dönemlerde ise ulaştırma, sağlık ve enerji alanlarında yoğun olarak kullanılan Yap İşlet Devret yönteminde devamlı olarak hazine tarafından döviz bazlı garantiler verilmektedir ve emin olun bu eski kapitülasyonlardan bile çok daha tehlikeli modern kapitülasyonlar olarak anılan bir uygulamadır.

Sayın Cumhurbaşkanı IMF ile kıyaslasa kıyaslasa kapitülasyonlar ve sair sebepler yüzünden 1881’de iflas eden İmparatorluğun pençesine düştüğü ve ancak Lozan anlaşması ile kurtulabildiği Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) kurumunu kıyaslayabilir, ancak böyle bir kıyaslamanın bir mantığı olabilir.

Geçmişte Osmanlı’da Londra Bankerleri başta olmak üzere bir çok finans kuruluşundan fahiş faiz ile borçlanmak zorunda kalmıştı. İmparatorluğun finansal krize girmesinde elbette kapitülasyonların da bir payı olmuştur lakin asıl sebep tükettiği mal ve hizmetleri üretmeyi beceremeyen, saray vb lüks harcamalarını karşılayabilecek kadar vergi toplayamayan imparatorluğun ekonomik sistemidir.

Bütçe açık verdikçe bankerlerden fahiş faizle borç alınmak zorunda kalan imparatorluk en sonunda borçlarını ödeyemez hale gelmiş ve 1881 yılında Abdülhamit tarafından imzalanan Muharrem kararnamesi ile moratoryum ilan etmek zorunda kalmıştı. Bu kararname ile Osmanlı’nın bazı çok önemli gelir kalemleri Düyun-u Umumiye İdaresine terk edilmişti. (Aslında Varlık Fonu da bir miktar bu yapıyı andırmaktadır.)

Osmanlı’nın yabancılara tanıdığı ekonomik imtiyazlar arasında bugünküne benzer bir şekilde demiryolu işletmeciliği de vardı. Yap işlet ve Yap İşlet Devret yöntemi ile yaptırılan demiryolları da Osmanlı’nın iflasında çok ama çok önemli bir pay sahibidir.

Osmanlı’nın bu günkü Yap İşlet Devret modeline benzeyen projelerine güzel bir örnek, Vagon Li Şirketine tanınan imtiyazdır; Eskiler hatırlayacaktır, trenlere ekli lacivert renkli üzerinde sarı renkle Wagon Lit’s yazan vagonlar olurdu. Bu vagonlar trenin normal vagonlarına göre çok daha lüks vagonlardı ve yolculuk ücretleri de ona göre yüksekti. Osmanlı Hazinesi, Vagon Lit’s şirketine İzmir – Aydın – Ödemiş demiryolunun yapımı karşılığında bir imtiyaz vermiş. Bu imtiyaz uyarınca şirket bu yolu Osmanlı’dan herhangi bir bedel almadan yapacak ama karşılığında trenlere bir veya iki adet özel vagon ekleyecek. Bu vagonlar trenin diğer vagonlarına göre çok daha lüks ve pahalı olacak, bu vagonların geliri ise şirkete ait olacak. Anlaşma buraya kadar kabul edilebilir normal şartlar taşıyor fakat şirkete birde yolcu garantisi verilmiş eğer vagonlar dolmazsa, hazine, boş kalan yerlerin bedelini Vagon Lits’e ödeyecekmiş. Sonuçta 100 yılda bu yolla Vagon Lits’e ödenen bedel, yapılan yolun bedelinin kat kat üstünde bir bedele ulaşmış, işin astarı yüzünden pahalıya mal olmuştu. 1933 yılında İstanbul’da meydana gelen Vagon-Lit’s Olayı’ndan sonra şirketin Türkiye’de faaliyetine izin verilmedi. Ama bugün Vagon-Lit’s şirketinin de sahibi olan ACCOR Grup’un Türkiye’de oldukça geniş bir yatırım alanı vardır.

Netice itibariyle hem kavramları doğru eşleştirmek ve hem de geçmişte yaşanan olaylardan ders çıkarmak lazım yoksa aynı borç sarmalına düşmek ve iflas etmek kaçınılmaz olur, demedi demeyin…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz